Sosyoloji

Modern Zamanlar...Charlie Chapline

04-02-2011

1930'lu yıllardaki Büyük Ekonomik Buhran sırasında makineleşmenin de etkisi ile artan işsizliği, bozulan ekonomik - toplumsal koşulları ve insanın emeğine ve yaşadığı topluma yabancılaşmasının yol açtığı sorunları dile getiren bu film, Charlie Chaplin'in ilk kez 1914 yılında yarattığı Küçük serseri (Şarlo) tiplemesine dayanan son filmdir. Filmin yapımcısı, senaryo yazarı, yönetmeni ve başrol oyuncusu Charlie Chaplin'dir. Ayrıca filmin müzikleri de Charlie Chaplin'e aittir.
Tüm perdeyi kaplayan bir duvar saati ile açılır film. Duvar saati, artık insanların kendilerine ait olmayan, zaman dilimlerinde yaşamaya mahkum edildiklerini çarpıcı bir biçimde vermektedir. İnsanlar zamanlarını dilimler halinde satmak zorundadır ve bu nedenle zamanları kendilerinin değildir. Nitekim saatin 06.00'yı göstermesi ile birlikte başlayan koşuşturma, ağıllarına doğru hızla ilerleyen bir koyun sürüsünün üstten görüntüsü ve bu görüntü ile üst üste oturtulmuş, metro istasyonundan çalıştıkları fabrikaya doğru koşuşturan işçilerin görüntüsü ile devam eder. Bu iki görüntünün ortak özelliği, sürüklenen koyunlarla ne yaptığının farkında olmayan işçilerin benzer bilinçsizliğidir. Daha filmin başlangıcında, Chaplin, izleyenlere nasıl bir film ile karşı karşıya olduklarının sinyalini verir.

Filmin başlangıç sahneleri yerini, kayan bantlar etrafında sıralanmış işçilerin, mütemadiyen tek düze ve seri hareketlere dayalı olarak çalıştıkları fabrika sahnelerine bırakır. Fabrika müdürü (Big Borther), fabrikada puzzle parçalarını birleştirmek ve bulmaca çözmekle meşguldür. Aynı zamanda, fabrikadaki tüm alanları gösteren kameraların yardımı ile işçileri denetlemektedir. Kameralar marifeti ile sürekli olarak üretim hızını arttırma talimatları verir durur. Kameralar öyle bir ayarlanmıştır ki, işçilerin tuvalette sigara içmesi bile kameraların gözünden kaçamaz. Müdür, anında müdahale eder ve işçiye işinin başına dönmesini emreder.

Yalnızca, fabrika müdürü tarafından işçilerin kameralarla denetlenmesi ve yönlendirilmesi sahnesi bile, Chaplin'in dehasını göstermeye yeten bir örnektir. Zira, yıl 1936 dır. Henüz ne televizyon yayına başlamıştır, ne de kapalı devre kamera sistemi icat edilmiştir. Üstelik, George Orwell henüz 1984 romanını yazmamıştır bile...

Chaplin, sanayileşmeyle birlikte, doğal toplumsal üretim süreçlerinden koparılan insanın, tamamen denetim altına alındığı, mahremiyetin kalmadığı ve makineleşmeye doğru evrildiğini gözlemler ve bunun eleştirisini yapar. Uzmanlaşmaya dayalı fordist üretimde hayatı tekdüzeleşen ve kendi hayatına yabancılaşan insanın bunalımını anlatır.

Modern Zamanlar, makineleşen modern bireyin, yani dışlandığında, işe yaramaz bulunduğunda veya kurulu düzeni bozduğunda hapishaneye ya da hastaneye gönderilen bireyin öyküsüdür. Nitekim, hızlanan tekdüze üretim karşısında Şarlo akıl sağlığını kaybeder. Sıktığı vidalara yetişemeyince makinanın içine atlar, sokaktaki kadının düğmelerini vida olarak görür kadını kovalar. Sonuçta, Şarlo kendini akıl hastanesinde bulur…

Chaplin, sanayileşme sonrasında makineleşmeye doğru gidişin yarattığı uzmanlaşmaya dayalı tekdüze üretim sisteminin yol açtığı hastalıklı durumla ve buna bağlı olarak toplumsal sistemle ilgili eleştirisini, sürekli azarlanan, herşeyi eline yüzüne bulaştıran ve makineler arasında şaşkın ve çaresiz kalan Şarlo tiplemesi ile yapar. Var olan düzeni bozan, iş akışını bozan, beceriksiz biridir Şarlo.

Chaplin filmlerini ve Chaplin'in yarattığı Şarlo tiplemesini ölümsüz kılan budur aslında. Şarlo, beceriksizdir, uyumsuzdur, başına buyruktur. Ama hiçbir zaman umudunu yitirmez, toplumun yargıları kendisi için bağlayıcı değildir. Onun kendi yargıları ve kendi doğruları vardır. Aynılaşmamakta direnir ve kendi gibi kalmaya çabalar. Daha doğrusu kendisi gibi olmamayı beceremeyen biridir Şarlo, farklı bir renktir. Makineleşmeye zorlanması karşısındaki beceriksizliği ve umursamazlığı en büyük ve belki de tek silahıdır.

Filmde, işçiler, bantlardan akan ve aslında hiçbir işçinin tam olarak ne yaptığını bilmediği garip bir üretim biçiminde şaşkındırlar. Daha da ötesi, ellerinde vidaları ve anahtarları ile bu makineleşmiş işçiler, trajik bir biçimde, işlerinin ustası olmaktan da uzaktırlar. Çünkü uzmanlaşma söz konusudur ve aslında hiç kimse tam olarak ne yaptığını, neyi ürettiğini de bilmemektedir. Devasa makineler arasında onlar, üretim sürecinin devamı adına, aslında makinelerin birer parçası haline gelmişlerdir. Filmde, kendini yaptığı işe kaptıran Şarlo'nun makinenin çarkları arasında süzüldüğü sahne unutulmaz bir sahnedir.

Modern Zamanlar filminin temel sorunu, sanayileşmenin insanları makineleştiren, insan aklına ve onun doğal hallerine saldıran, onu da bir çeşit makine düzeneğine dahil etmeye çalışan yapısını ortaya koyma çabasıdır. Örneğin işçiler yemeklerini daha çabuk yiyebilsinler ve hemen işlerinin başına dönebilsinler diye icat edilen bir ''yemek yeme makinesi'' Şarlo üzerinde trajikomik bir şekilde denenir. Burada Chaplin, Taylor'un iş yönetimi ile ilgili ''En küçük iş parçasının mümkün olan en kısa sürede yapılması'' anlayışına eleştirel bir bakış getirir.

İnsanın şeyleşmesi/nesneleşmesi sanayi toplumunun hızla yoğunlaştırdığı yabancılaşmış çalışmanın öyküsüdür. Bu süreç içinde insanın iş gücü pazarda satın alma gücüne dönüşür ve insan insan olmaktan çıkar. İnsan üretim ve tüketimin amacı değil, aracı olur. Bu kapitalist toplumlarda ortaya çıkan sefalet ekonomik olmaktan çok psişik, kültürel, moral, düşünsel ve duygusal düzeyde bir sefalettir…
(Serol Teber – Politik Psikoloji Notları)

Chaplin'in bu sefalete yanıtı, sessiz sinemanın gücüne inanan biri olarak sessizliği, sürekli bir hareketlilik dayatan moderniteye karşı önemli bir direniş aracı olarak kullanmak olur. Sessizliğin yanında Şarlo tiplemesi ile özdeşleşen sakar, başına buyruk, hayalci, serseri laf dinlemez ve gözüpek tutum ve davranışlar, aslında modern iş yaşamının dayattığı kuralcılığa, buyurganlığa, uzmanlaşmaya, denetimci ve aşırı ölçülü tutuma karşı bir başkaldırı niteliğindedir.

Modern Zamanlar, değindiği tüm bu karanlık sorunlara karşın karamsar bir film değildir. Her ne kadar belirli zaman dilimlerine hapsedilmiş ve programlanmış varlığımız, modern toplumda gönüllü kulluğa dönüştürülmeye çalışılıyor olsa da, kendi varlığımızı koruyabileceğimize dair inancımızı korumamız gerektiğini, her zaman için bir seçenek daha olduğunu hatırlatır bize. Chaplin'in önerdiği bu seçenek “tebessüm etmek”tir, ya da daha iyisi kahkaha atabilmek…

Sokakta, babası grev sırasında öldürülen bir genç kızla tanışan, onun arkadaşı ve koruyucusu olan Chaplin, filmin sonunda, bütün olanlardan yılan, umudunu yitirmek üzere olan genç kızın moralsiz bir şekilde "Bunca zahmete değer mi?" sorusu üzerine ünlü repliğini söyler; "Gülümse, umudunu kaybetme, başaracağız" (Filmin tema müziğinin adı da (Smile “dır).

Bundan yıllar sonra, çok başka bir coğrafyada ama hemen hemen benzer duygularla yazdığı şiirinde Kemal Burkay da umudunu yitirmek üzere olan insanlara benzer temennilerde bulunmuş, Sezen Aksu'nun seslendirdiği bu şarkıyı Sezen Aksu ile beraber tüm Türkiye söylemişti.

Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir akdeniz olur gülümse...
Tut ki karnım acıktı anneme küstüm
Tüm şehir bana küstü...
Bir kedim bile yok anlıyor musun
Hadi gülümse...
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Başkasın... -

Yorumlar