Güncel Yazılar

Yine korkunç bir istismar hikâyesi: Anne, dedem bana çok fena şeyler yaptı!

03-04-2017
 
 
Bu nasıl bir iğrençlik!
Artık yettiniz!
Türkiye’nin her yerinden fışkıran bu cinsi sapıklar kahrolsun... Ama önce hukuk cezalarını versin!
İnsanın öz babası, 7 yaşındaki torununa nasıl kıyar, cinsel istismarda bulunur ya! Baban ya...
Güvendiğin, sığındığın adam... Çocuğunu teslim ediyorsun, sen annen için hastaneye refakate gidiyorsun, o torununa musallat oluyor...
O küçücük çocuğun külodunu çıkarıyor, türlü türlü rezillikler yapıyor.
Allah kahretsin ya!
Ne istersin 7 yaşında bir çocuktan... Bu röportaj, çok cesur ve eğitimli bir anneyle yapıldı. Karı-koca, 4 yıldır kızları için hukuk mücadelesi veriyor. Neden? Çünkü hukuki prosedürler çok uzun sürüyor, mahkeme, defalarca küçük çocuktan ifade almak istiyor, defalarca adli tıbba yolluyor, bu arada durmadan hukuki kararlar değişiyor.
Takip etmek çok zor hale geliyor. Olan aileye, daha da önemlisi o küçücük çocuğa oluyor, her defasında yeni bir travma yaşıyor.
Bir de aile fertleri meselesi var...  Daha doğrusu, aman duyulmasın, elâleme rezil olmayalım...
İnatlaşmalar, tehditler...
Netice: Bitmeyen, 4 yıldır birbiri ardına açılan davalar... Bir de kızlık zarı meselesi var.
Aslında hukuki olmaktan çok, bir anlayış meselesi.
Çocuk küçücük olsa bile, kızlık zarına bir şey olmamışsa, basit istismara giriyor... Ceza en az yarı yarıya hafifliyor...
Oysa kızlık zarı bozulsun ya da bozulmasın yaşanan travma aynı... Bu yüzden mağdurlar çok zorlanıyor.
Ama Allah’tan ‘Acil Yardım Hattı’ var.
Cinsel istismara uğrayanlar başvuruyor ve her türlü desteği alıyor.
(0212 656 96 96-0549 656 96 96)
 
Anne, kızının güçlü bir birey olması için çalışıyor.  (Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu)
Sizi tanıyalım...
- Öğretmenim, eşim de kamu görevlisi. Üzerine titrediğimiz pırıl pırıl iki kızımız var. Huzurlu, mutlu bir aileyiz. Yani 4 sene öncesine kadar öyleydik...
 4 yıl önce n’oldu?
- Biz Ağrı’da görevliydik. Annem ve babam Antalya’da yaşıyor. Yazları Burdur Ağlasun’da oluyorlar. Ramazan Bayramı tatili için arabayla Ağrı’dan yola çıktık. Neşe içinde, anneanne ve dedeye gidiyoruz. Küçük kızım 7, büyüğü 13 yaşındaydı o zaman...
 Sonra?
- Burdur’a gelince annemin hastanede olduğunu öğrendik. Şiddetli bir migren krizi tutmuş. Biz üç kardeşiz, iki abim var. Annemin başına gelenleri duyunca, -zaten hep uzaktayım- eşime dedim ki “Gel hastanede kalalım. Anneme biz refakat edelim!” Kızları, babama, bir de kardeşim gibi bildiğim teyze kızı var, ona bırakıp hastaneye gittik. İşte ne olduysa o zaman olmuş! Babam demeye dilimin varmadığı adam, 7 yaşındaki kızıma cinsel istismarda bulunmuş!
 Yapmayın, çok fena...
- Evet. 4 yıldır bunun hukuki mücadelesini veriyoruz. Hayatımız kaydı.
7 YAŞINDA ÇOCUĞUN ASLA BİLEMEYECEĞİ ŞEYLER ANLATTI
 Peki kızınızın cinsel istismara uğradığını nasıl anladınız?
- Eve döndüğümde büyük kızım, “Anne, önemli bir şey var!” dedi kulağıma, “Hani televizyonda falan duyuyoruz ya, tacizli macizli şeyler. Kardeşim de dedemin ona bunları yaptığını söylüyor!” Ben, “Olur mu öyle şey! Muhakkak yanlış anlamıştır” dedim ama panik halde küçük kızımın yanına gittim. İçeri girdim, mutsuz bir şekilde bizim yatağımızda yatıyordu. Yanına uzandım, kolumu da başının altına koydum. “N’oldu bir tanem?” dedim. “Bir şey yok!” dedi. “Ben senin annenim ama biz arkadaşız aynı zamanda, ne olduysa anlatabilirsin bana rahatlıkla!” dedim. Öyle deyince, iki elinin parmaklarını birbirine soktu, hani kuş kafası yaparız ya parmaklarımızla, öyle, “Anne, dedem bana bunu yaptı!” dedi. “Sonra dudaklarımdan öptü” dedi.  “Biz de öpüyoruz seni, belki sen yanlış anladın!” dedim. “Yok, ben yanlış anlamadım, dedeme ceza ver!” dedi. “Tamam” dedim, “Eğer kötü bir şey yapmışsa söz ceza vereceğim!” “Daha başka bir şey yaptı mı?” “Evet, külodumu çıkarttırdı” dedi. Çok kötü oldum. Ama sakin olmaya çalışıyorum. “Başka?” dedim. “Kucağına oturttu” dedi... Sonra da 7 yaşında bir çocuğun asla bilemeyeceği detaylar anlatmaya başladı.
 Peki n’aptınız?
- Yamuldum! Elim ayağım titremeye başladı. Sakin olmaya çalışıyorum ama olamıyorum, nefesim kesiliyor. Çocuğuma da belli etmemeye çalışıyorum. O sırada eşim aşağıda ama nasıl söylerim böyle bir şeyi. Delirir adam. Tepkisinden korktum. Annem de hasta, o da yatıyor. Tek bildiğim, eşimi ve çocuklarımı bir an evvel o evden çıkarmam gerektiği oldu...
 Eşinizi gitmeye nasıl ikna ettiniz?
- Önce edemedim. Zorladım. “Ben gitmek istiyorum çünkü babam herhalde sapıttı, kafayı yedi! Komşuların çocuklarına bir şey yapmaya çalışırken görmüşler!” dedim. “Sen ne diyorsun ya!” dedi eşim, “Senin baban saygın bir adam, mümkün değil!”  Gerçekten de hem ailede hem çevrede sözü dinlenen, herkesin gelip fikir sorduğu birinden bahsediyoruz. Bir de eski bir imam...
 Peki büyük kızınız ve teyzenizin kızı da evde değil miydi o sırada?
- Evet. Büyük kızım ve teyzemin kızı alt katta televizyon izliyor. Küçük kızım çizgi film izlemek üzere yukarı çıkıyor. Dede bunun yanına gidiyor. Diğerleri filme dalıyor, küçük kızımın aşağı inmediğini fark etmiyorlar. O da o sırada yapacağını yapıyor. Bu arada ilk değilmiş...
12.5 YIL CEZA ALDI, 8 YIL YATIP ÇIKACAK!
 Nasıl yani?
- Çocuğuma daha önce de dokunmuş. Bir önceki şubat tatilinde gittiğimizde, büyük kız için alışverişe çıkıyorduk. “Baba” dedim, “Bıraksam, bakabilir misin?” O zaman 6 yaşındaydı. “Tamam” dedi. Oysa sorumluluk almak istemez, çocuklarla uğraşmayı da sevmez. İçimden, “Demek kalbi yumuşamaya başladı!” diye düşündüm. Döndüğümüzde küçük kızım, “Kan geliyor altımdan anne!” dedi. Ben de açtım baktım, neresinden geliyor diye. Gerçekten de incecik bir sızıntı vardı. Peçetede kanı görünce anladım. Hatta annemi çağırdım, anneme gösterdim, o da “Bu kan evladım!” dedi “N’oldu?” dedim, “Düştün mü? Bir yere mi çarptın”; cevap vermedi. “Bekleyelim, devam ederse doktora götürelim!” dedik. Meğer o zaman da parmaklarıyla incitmiş çocuğumu...
 Çok korkunç!
- Kızımın şansı mı şanssızlığı mı bilmiyorum ama kızlık zarı çok gerideymiş. Dolayısıyla herhangi bir müdahaleyle kızlık zarının yırtılamayacağını söyledi doktor. “Ancak doğum esnasında yırtılacak!” dedi. Bunu şundan anlatıyorum, kızlık zarının zarar görmemiş olmasından dolayı, nitelikli değil, basit istismar olarak değerlendirdiler bu olayı. O yüzden sadece 12.5 yıl ceza aldı, 8 yıl yatıp çıkacak. Oysa nitelikli istismardan alsa 20 küsur yıl yatması gerekiyor...
‘KIZIMA YAPTIKLARINI BİLİYORUM’ DEDİM
 Yüzleşmediniz mi? “Nasıl böyle bir şey yaparsın” demediniz mi?
- Benim yapmam gereken şey, bir an evvel o evden ayrılmaktı. Bütün aile fertleriyle vedalaştım, babamın önüne geldiğimde kulağına eğildim, “Kızıma yaptıklarını biliyorum. Bedelini ödeyeceksin” dedim. Bana bakarak, “Tamam tamam!” dedi. Herkes de duydu böyle dediğini. Şimdi zangır zangır titreyen kızınız size böyle bir şey söylese ve hiçbir şeyden haberiniz olmasa “Ne diyorsun” demez misiniz? Demedi. Oradan gittik. Sonra kardeşlerim saldırmaya başladı. Babamı savcılığa vermeyeyim diye iftiralar, tehditler... Eşimi karşıma aldım, “Bir şeyler anlatacağım, lütfen sakin ol” dedim: “Babamın cinsel istismarda bulunduğu komşu çocukları değil, bizim küçük kızımızdı!” Eşimin ağzı yan tarafa doğru gitti, sanki yüzüne felç indi. Sonra hukuki süreç başladı, 4 yıldır da devam ediyor...
KAZIP KAÇAMAZ DEĞİL Mİ?
Kızınızın ruhsal durumu nasıl?
- Çok zor zamanlar yaşadı, yaşıyor. Karanlıktan korkuları devam ediyor, kâbusları ve gece yarısı bağırarak uyanmaları ara ara oluyor. Müziği çok seviyor, piyano ve şan eğitimi alıyor, müziğe sığınıyor. Sadece o değil, ablası da çok ciddi bir travma yaşadı. Psikolojik destek aldılar. Hâlâ alıyorlar...
 Bu 4 senede sizi şaşırtan neler sordu?
- “Hapishanelerin zemini beton mu anne?” diye sordu bir kere. “Kazıp kaçamaz, değil mi?” Bir taraftan yaşamın getirdiği okul sorumluluğu ve gizliliği korumaya çalışma. Aynı zamanda kullandığı antidepresan ilaçların yan etkileriyle başa çıkamama ve ağlama nöbetleri geçirme. Çok kötüydü...
SUSTUKÇA MAĞDURLAR ÇOĞALIYOR
Eşiniz nasıl süreçlerden geçti?
- Önceleri öldüresiye öfkelendi. İnsanlara güvenini kaybetti. Saçları beyazladı, çöktü benim eşim. 4 yıldır bitmeyen davalar yüzünden, bir de sağlık sorunları başladı. Geceleri kâbus görüyor, rüyasında sayıklıyor. Hukuki olarak yapılan yanlışlıkları gördükçe, ölmeden önce hukuk fakültesini bitirme hedefi koydu kendine. O da, ben de bundan sonraki yaşamımız boyunca bizim gibi mağdur ailelerin yanındayız ve bir fener gibi önlerini aydınlatmak boynumuzun borcu...
 Refakatçi olarak annenizin yanında hastanede bulunurken, babanızın çocuğunuza musallat olması sizi delirtmiyor mu?
- Delirtmek ne kelime? Kahrediyor. Kim olursa olsun, bir başkasına çocuklarınızı bırakmayın ne olur. Ben bazen yastığıma kapanıp, avazım çıktığı kadar bağırarak ağlıyorum.  Yine de ayaktayım. Kızlarım için. Onları düşününce, bütün karanlıklar aydınlanıyor... Herkese de tavsiyem bu: Susmayın, sustukça yeni mağdurlar çoğalıyor!
HEP UZAK BİR BABA-KIZDIK
Bir insanın çocuğunun cinsel istismara uğraması korkunç bir şey! Ama bu iğrençliğin dedesi tarafından yapılması daha da felaket. Ne hissediyorsunuz?
- Tarifi yok. Berbat bir şey. Yüksek bir yerden yere çakılmak gibi. Her anlamıyla paramparça oluyorsunuz...
 Bir tarafta babanız, bir tarafta kızınız. Aslında ikisi de canınız... Öfke mi hissediyorsunuz? İğrenme mi? Tiksinme mi?
- Şu anda hiçbiri... Bu dört sene, duygudan duyguya savruldum. Ama şimdi, baba demeye bile dilimin varmadığı bu kişiye duyduğum his, sadece acıma! Kızıma gelince, güçlü olması için uğraş veriyorum...
 Peki hiç “Babamdır, şikâyet etmeyeyim” diye düşünmediniz mi?
- Yok hayır. Bu, öyle bir insanlık suçu ki arada kalamıyorsunuz. Yapılan şey, çocuğumun yaşamına, değerlerine, insanlara olan güvenine, kısacası bütün hayatına, ona varlığına bir tecavüz. Hiçbir anne arada kalamaz!
 O zaman dava açma kararını kolay verdiniz...
- Suç duyurusu için iki gün bekledim. Abilerim ve annem çözüm bulacaklarını söylediler. Meğer ‘çözüm’ dedikleri, beni sindirip susturmakmış! Yetmezmiş gibi tehdit ettiler. Hemen savcılığın yolunu tuttum. Onların ‘çözüm’ dedikleri şeye karşı hayatım boyunca mücadele verdim. Yetiştirdiğim öğrencilerime ayakta kalmalarının ne kadar önemli olduğunu anlatan bir öğretmenim. Bu kararı vermeseydim bütün değerlerime ihanet etmiş olacaktım...
 ‘Baba’ denilen varlık, sığınabildiğin, güvenebildiğin bir varlık... Babanız size de ihanet ediyor aslında!
- Evet öyle... Bu 4 yıl içinde bütün anılarımı sil baştan yeniden yaşadım. Küçük bir kız çocuğu olduğum yıllardan bu yaşıma kadar onunla olan ilişkimi gözden geçirdim. Biz hep uzak bir baba-kızdık. Gelin olup evden çıkarken ilk kez sarıldı bana. O tarihe kadar hiçbir temasımız olmadı...
ONA ARTIK ‘PİSLİK’ DİYORLAR!
Siz çocukken de mi böyleydi?
- Galiba öyleydi... Kızıma yapılanı öğrendiğim gece, abim, biz henüz ortaokul çağlarımızda iken onu Antalya Ahatlı Mahallesi’nde işlettiği bakkalda bir kız çocuğunu öperken gördüğünü, bunun normal bir öpüş olmadığını anladığını, bugüne kadar kimseye bunu söylemediğini anlattı. Ama ben hiç şahit olmadım.
 Peki nedir?  Niye yapar bir insan böyle bir şeyi? Sizin bu olan biten için açıklamanız ne?
- Bence dindar görünüp, sürekli gündemi takip ederek bilgin adam rolleri yaparak, kendini maskeleyen bir sapık benim babam. Ve biz ikimiz, bir şekilde ruhen hep uzak olduk...
 Nasıl yani?
- O yönetmeyi ister, ben yönetilmek istemezdim. Çünkü onun dayatmalarında aynı zamanda mantık arıyor ve sorguluyordum. Bu yüzden üniversite okumamdan hep pişmanlık duydu! Eğitildikçe güçlendim çünkü... Bana sarılmazdı hiç. Bence çocuğuma yaptığını, bana da yapmaktan korktu, başka canları yaktı, bana yaklaşmadı...
 65’inden sonra bunları yapmasının sebebi ne olabilir?
- Bastırılmış dürtüleri var ki, yaptı. Bence benim babam hep böyleydi, gençliğinde iyi gizlendi. Ayıpla, günahla büyütülmüş olmanın bir sonucu belki...
 Sizin evde artık ‘dede’den hiç bahsedilmiyor mu?
- ‘Dede’ kelimesi sadece 5 yıl önce kaybettiğimiz kayınpederim için kullanılıyor. Kızlarım ona artık ‘pislik’ diyorlar, tabii ki biz de...
 Annenizin yanınızda olması gerekmiyor mu?
- Elbette! Ben nasıl dimdik yıllardır sendelemeden kızımın yanında olduysam, o da aynısını benim için yapmalıydı. Ama yapamadı. Bir annenin çocuğunun yanında olması, dağ gibi bir arkadır evlada. Benim annem olmadı. Karşımda olmayı seçti. Yetmedi. Namusuma varana kadar iftiralarına maruz kaldım. Onun yerine her fırsatta, yaramı sarıp sarmalayan Canan Ablam (Güllü) var. Hakkını ödeyemem...
 NE CEZA ALMALI?
Babanız 12.5 sene aldı, siz ne almasını istiyorsunuz?
- Davanın başlangıç tarihinden itibaren Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi iki kere değişti. “Nitelikli Cinsel İstismar” suçu için verilecek cezanın, yeni Ceza Kanunu 18 yıldan, eski Ceza Kanunu 15 yıldan az olamayacağını açıkça belirtmiş. Üst soyu olması nedeniyle Türk Ceza Kanunu ilgili maddesi uyarınca, ceza yarı oranında artırılacak. Yani 22.5 yıl. Bizim değerlendirmemiz, tayin edilecek ceza 25 ile 30 yıl arasında olacak. Yani şu andaki cezası en az ikiye katlanacak..
Anne ve baba uzun bir zamandır mücadele veriyor.
 ‘ELLEDİ, NE VAR Kİ?’ İLE BAŞLIYOR BÜTÜN KÖTÜLÜKLER...
Anneniz ve kardeşleriniz neden sizinle hukuk mücadelesine girdiler?
- İntikam almak istiyorlar benden! Doğu kültürüyle büyümüş bir kadınım. Bu öyle bir şey ki, söz hakkın yok. Karar verme yetkin yok. Ailede, babanın ve abilerin sözünden çıkmak yok. Ben öyle değilim ama... Evlendim, bana saygı duyan, sözüme değer veren bir eşim oldu. Nasıl olur? Şoka girdiler, üstelik görev itibariyle ailede en yüksek gelire sahip. Yıllardır yenemedikleri kıskançlıkları ve hırsları var. E bir de bu olayda, “Babamdan şikâyetçi olmayacaksın, unutup gideceksin. Bizi elâleme rezil etmeyeceksin!” dediler, ben onları dinlemedim, kızımın yanında yer aldım.
 Onlar sizin hangi gerekçeyle yalan söylediğinizi düşünüyorlar?
- Babamla kavgalı olduğumu söylüyorlar. Bir de mahkemede beni şoke eden başka bir detay daha duydum. Mirastan dolayıymış! Adam hayatta. Paylaşılmış bir miras yok. Zaten doğru dürüst bir malvarlığı yok. Ne mirası, şaka gibi yani...
 Babanızın ne kadar ceza almasını istiyorsunuz?
- Çektiğimiz acıları ve kayıpları düşündüğümde, onun hiç dışarı çıkmamasını istiyorum. Kızlarımın o dışardayken huzurlu olmayacağını biliyorum. Fakat ne yazık ki kanunda yazılı olan cezanın verilmesini istemekten başka çarem yok. Tabii ki kanunda yazılı bu cezayı hâkimler verirse...
 “Sadece elledi, ne var ki bunda!” diyenlere nasıl bir cevap vermek istersiniz?
- Elledi mi? Elleyemez!!! “Elledi, ne var ki” ile başlıyor bütün kötülükler. İkisinin arasında bence hiçbir fark yok. Elleyenle tecavüz edenin zihniyeti farklı değil...
 “Kızlık zarı bozulmadığı için, bir şey olmamış ki” gibi bir algı var bizim adalet sistemimizde. “O zaman cezayı ağırlaştırmaya da gerek yok, nasıl olsa bakire” deniyor. Bu nasıl bir şeydir?
- Gerçekten bir rezilliktir! Ceza Kanunu’nda böyle bir tanımlama yok. Nitelikli hal olabilmesi, zara bakılarak mı tespit edilecek? Kızlık zarı geride olan çocuklara istediğini yapsın bu pislikler, sonra da zar yerinde duruyor diye hâkimlerimiz buna ‘basit istismar’ deyip geçsin... Allah’tan korksunlar!
ÖNCE AİLELERE  TIBBİ DESTEK GEREK
 
Peki hepimiz bas bas bağırıyoruz, “Cinsel istismarı gizlemeyin!” diye. Peki ne tür sıkıntılar yaşıyor aileler?
 
- Bizim gibi adli bir vakaya karışmamış aileler, sudan çıkmış balığa dönüyor bir kere! Defalarca ifade veriyorsunuz, olayın şokundasınız. Sesiniz, elleriniz zangır zangır titriyor. Etrafa panik içinde bakıyorsunuz. İfade verirken öncesi ve sonrası birbirine karışıyor. Bence aileye kesinlikle  önce tıbbi destek gerek. Sonra adli süreç başlamalı. Kızımın Çocuk İzleme Merkezi’nde ilk ifadesi alınırken hiçbir sonun olmadı. O sadece psikologla konuştuğunu sanıyordu. 
 
Oysa, camlı bölmenin arkasında savcı, avukat ve katip vardı. Ama sonra sorun başladı. Burdur’daki savcı, kızımızı tekrar psikoloğa götürme talimatı verdi. Ama Çocuk İzleme Merkezine giderken ilk suç duyurusunda bulunduğumuzda, bize eşlik eden Jandarmadaki uzman çavuş tekrar hastaneye gitmemize gerek olmadığını söylemişti. Onu hatırladım, dilekçe yazıp, itiraz ettik. 
 
Neyse ki talimat geri çekildi. Fakat sonra Antalya’daki savcı, tekrar talimatla, bu sefer iki sivil polis eşliğinde Ağrı’da Devlet Hastanesi’nden rapor aldırdı. Sonra Burdur Ağır Ceza Mahkemesi Adli Tıp Kurumu raporu istedi. Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna kızımın ayağı kırık olduğu halde, “Aman dava süreci uzamasın gidelim!” diye sırtımızda çocuk, İstanbul Adli Tıp yolluna düştük. Neler çektik neler! Evet herkes, “Susmayın!” diyor. O zaman haklıyken, mağdur olmaya hazır olun! Ya da bizim gibi Acil Yardım Hatt’ını arayın. Bize onlar inanılmaz destek oldu… 
 
Ayşe Arman
aarman@hurriyet.com.tr
 
 
KAYNAK: HÜRRIYET.COM

 

Yorumlar