Güncel Yazılar

IŞİD silahları Türkiye'den

18-12-2017
 
 
18 aralık 2017 
 
AKP yönetiminin İran ambargosunu delip terör örgütlerine sağladığı destek ABD'de Zarrab tanıklığıyla dava edilirken IŞİD silahlarının Türkiye'den sağlandığını muhalefet duyuyor mu?
 
 
 
El yapımı IŞİD silahlarının ham maddesinin büyük ölçüde Türkiye üzerinden gittiği belgeleriyle ortaya kondu. Conflict Armament Research (CAR) grubu, çatışma bölgelerinde kullanılan silahların kökenlerini ve hangi yolu izleyerek bu bölgelere ulaştırıldığını araştırıyor. CAR'ın IŞİD'in silahlarının kökenini araştırdığı raporu Weapons of the Islamic State geçtiğimiz hafta yayımlandı. İnternet üzerinden  yayın yapan haber kurumu Diken'den Doğu Eroğlu, CAR'ın 3 yıl boyunca yaptığı bu araştırmayı titizlikle Türkçe'ye çevirip haberleştirdi.
 
Eroğlu'nun haberleştirdiği CAR raporuna göre, el Yapımı patlayıcı (EYP) imalatında IŞİD'in kullandığı malzemelerin neredeyse tamamı Türkiye'den karşılandı. Patlayıcı yapımında kullanılan alüminyum macunu ve bu malzemeyle karıştırılan amonyum ve potasyum nitratın önemli kısmı IŞİD'e Türkiye'den yollandı. BM verilerine göre, 2008 ile 2014 yılları arasında Türkiye'den Suriye'ye alüminyum macunu ve pigment ihracatı yıllık neredeyse 1 ton dolayındaydı. 2015'te ise bu rakam tam 100 kat arttı. Suni gübre diye bilinen amonyum nitrat ve potasyum nitrat ihracatı ise 2013'ten 2014'e yaklaşık beş kat arttı. Yapılan uyarılar ve hazırlanan raporlar üzerine 2 Haziran 2015'te Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın Suriye'ye ihracat yasaklarından sonra bu satışlar durdu.
 
SORBİTOL SATIŞINDA REKOR
 
Rapora göre IŞİD'in roket yakıtı üretiminde kullandığı şeker alkolü sorbitol de Türkiye üzerinden IŞİD'e gitti. BM verilerine göre, 2014'te 16,5 ton olan Türkiye'den Suriye'ye sorbitol ihracatı, 2015'te tam 187 tona ulaştı; 2015'teki sorbitol ihracatının yüzde 40'ını Sinerji adlı Türkiye merkezli bir firma gerçekleştirdi. Sorbitol gıda, sağlık ve kozmetik gibi sektörlerde kullanılsa da, EYP yapımında da başvurulan bir malzeme olduğu güvenlik çevrelerince biliniyor. CAR'ın yaptığı araştırmada, Sinerji'nin Sorbitol'ü sattığı Halep'teki şirkete ait telefon numaralarının 2013'ten 2016'ya kadar IŞİD egemenliğindeki El Bab'da bulunan bir şahsa ait olduğu tespit edildi.
 
Doktor Tarsa Tarım şirketine ait potasyum nitrat çuvallarıysa CAR'ın araştırmaları boyunca Irak'taki pek çok farklı noktada farklı zamanlarda bulundu. CAR'ın Irak'ta tespit ettiği Doktor Tarsa Tarım şirketinin ismi yine CAR araştırmaları çerçevesinde gazeteci Tolga Tanış tarafından da gündeme getirilmişti. Tanış'ın Hürriyet Gazetesi Washington Temsilciliği görevinden alınmasının arkasında da bu araştırmanın olduğu iddia edilmişti. O dönemde HDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de bu iddiaları ve adı geçen şirketlerle ilgili hükümetin herhangi bir adım atıp atmadığını TBMM'de sormuştu.  
 
Okumayanlar için yukarıda araştırmanın orijinalinin ve Türkçesinin linklerini verdim, mutlaka okumanızı öneririm. CAR'ın Avrupa Birliği tarafından fonlanan silah ve mühimmatların izini süren izleme projesi ITRACE ile çalıştığını vurgulamakta yarar var. Bu araştırmaya, bu araştırmada yer alan şirketlere buna aracılık yapıp yapmadığı bilinmese de en azından göz yuman ilgili ya da bilgililere ilişkin bir açıklama duyacak mıyız hükümetten? Ya da BM'nin gözünden kaçmayan bu satış rakamlarındaki rekor artışı "biz görmedik" gibi bir açıklama olur mu? Yanıt muhtemelen yine "hayır". Bu konuda örnek o kadar çok ki, MİT TIR'ları davasında terör örgütlerine silah yollayanlar değil bunu haber yapan Cumhuriyet gazetesi hedefe konuldu. Akın Atalay, Yavuz Sabuncu, Ahmet Şık, Emre İper hala tutuklu yargılanıyorlar. Belgeleri gazeteye verdiği iddiasıyla CHP Milletvekili Enis Berberoğlu'na 25 yıl ceza verildi. 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Can Dündar ise sürgünde.
 
TERÖRE DESTEK İDDİASI
 
Türkiye'nin terör örgütlerine yardım ettiği iddiası şu anda ABD'de, mahkemede soruşturuluyor. New York kentinde süren ve Reza Zarrab'ın savcı ile anlaşıp tanık olarak dinlendiği davada, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla ile birlikte aralarında eski bakan Zafer Çağlayan'ın da bulunduğu gıyabında yargılanan sanıklar ve başta Halk Bankası, Ziraat Bankası, Vakıfbank gibi bankalar İran'a yönelik ambargonun delinmesi için oluşturulan düzenekte rol oynamakla suçlanıyorlar. Bir başka suçlama ise terör örgütü sayılan örgütlere bu yolla sağlanan ekonomik destek. Ama bu davaya da ktidar, ABD'nin Türkiye'ye karşı komplosu diye yaklaşıyor. Üstüne üstlük de davanın nereye kadar gideceği, Reza Zarrab'ın mahkemede söylediklerinin yanı sıra FBI'a hangi bilgileri verdiği henüz bilinmezken.
 
Dolayısıyla CAR'ın raporu, bu kadar kirlilik arasında, "nasıl olsa AKP seçmeni tarafından duyulmamıştır bile" denilerek cevap bile verilmeyen dosyalar arasına karışabilir. Öyle de olsa gazetecinin görevi, tarihe not düşmektir.
 
BARIŞ ENDEKSİNDE GERİLEYEN TÜRKİYE
 
Konuyla ilgili bir başka araştırma da Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü Sipri'nin 2016 yılında silah ticaretinde soğuk savaş sonrasının en yüksek hacmine ulaşıldığı raporu. Küresel çapta silah satışları, son beş yılda yüzde 8,4 oranında artmış. Dünya artık tek kutuplu olduğuna göre, bu silahların büyük çoğunluğunu devletler, kendi halklarına karşı kullanıyorlar. Çünkü günümüz dünyasında savaşlar artık sınır savaşları değil, etnik, dinsel v.b temelli iç savaşlar ve diğer ülkelerin bu iç savaşlara müdahalesi şeklinde yürüyor. ABD dünya silah satışındaki payını yüzde 57.9'a çıkartmış. İkinci sıradaki İngiltere'nin payı onun çok gerisinde yüzde 9.6 ve üçüncü sıradaki Rusya'nın da 7.1... Bu savaşlardan kimin kar ettiği net bir şekilde ortada.
 
Türkiye ise, SIPRI raporunda en çok silah ithal eden ülkeler arasında 6'ncı sıraya oturmuş durumda. 2008 yılında Dünya Barış endeksinde 119'uncu sırada olan Türkiye'nin bugün 146'ncı sıraya gerilediğini hatırlatmakta yarar var. Bu indeksin en gerisinde yani 163'ncü sırada yer alan Suriye ile arasında sadece 17 ülke var.
 
İşte tam böylesi bir ortamda, dünyada hangi kirli ilişkiyi kaldırsan altından AKP yönetiminin çıktığı tam da 17 Aralık yolsuzluklarının yıl dönümünde TBMM'de Dışişleri Bakanlığı bütçesi konuşuldu. Bu verileri bu konuşmalardan topladığımı düşündüyseniz yanıldınız. Çünkü iktidar, Dışişleri bütçesinin sunumunu kendi deyimleriyle FETÖ ile dünyada yaptıkları mücadele üzerine şekillendirmişti. AB ilişkileri bir kaç cümle ile geçiştirilmiş, ABD ile ilişkilere hiç değinilmemişti. Bu bütçeyi muhalefetin yerden yere vurmasını beklerdiniz değil mi? Öyle olmadı Onlar da oyunu iktidarın sularında oynadı. CHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun oturduğu sıralara döndü ve en haşin söylemiyle  "Ege'deki kayalıklara ilişkin neden daha sert önlemler almıyorsunuz, Yunanistan'dan mı korkuyorsunuz" diye sordu.
 
 
ARMAĞAN KARGILI
 
Kaynak:  Artıgerçek

Yorumlar