Güncel Yazılar

Erdoğan savaşta

07-03-2017
 
 
07/Mart/2017 - 6:00
 
 
 
Şu andaki tek amacı siyaseten ayakta kalmak, ayakta kalma halini sandığa indirgediği bir süreç sonucunda meşrulaştırmak ve ebedi kılmak olan bir siyaset adamı, kendisi için artık geriye kalmış tek yolu deniyor: Sürekli savaş.
 
 
 
Kuru soğuk ama ısırmıyor.
 
Baharı müjdeleyen bir sabah.
 
‘Türkiye krizi’nin artık tamamen ‘Erdoğan krizi’ olarak algılandığı, derinleşen bir endişeyle izlendiği Avrupa başkentlerinden birinde, Madrid’deyiz.
 
Merkel hükümetine, sadece ona da değil, tüm Almanya’ya Naziler yaftasının bizzat Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından en ağır ifadeler eşliğinde yapıştırıldığı sabah, İspanya medyası da ayağa kalkmış durumda.
 
“Erdoğan savaşta!”
 
An ve gün itibarıyla durumun özeti bu.
 
Yurtta savaş, cihanda savaş.
 
Şu andaki tek amacı siyaseten ayakta kalmak, ayakta kalma halini sandığa indirgediği bir süreç sonucunda meşrulaştırmak ve ebedi kılmak olan bir siyaset adamı, kendisi için artık geriye kalmış tek yolu deniyor:
 
Sürekli savaş.
 
Ülke içi ve sınır ötesi bir savaş alanına dönüştüğü ölçüde, artık birer figürana ve piyona dönüşmüş olan ‘Başkan’ın Adamları’ da – hemen hepsi erkek – açılmış geniş cephede ‘Reis ne eylerse güzel eyler’ şuursuzluğuyla önüne gelene hücum ediyor.
 
İçeride icat edilmiş düşmanların artık yetmediği, bunlara dışarıdan eklentilerle cephenin genişletildiği bir safhadayız.
 
Referandum siyaseten bir ölüm-kalım meselesi Erdoğan için.
 
Evet’in bir an önce, belli bir farkla – öyle 51-49 da kesmez – kazanması lazım.
 
Elbette Evet kazanmazsa güneş batmış olmayacak onun için.
 
Ortada kapı gibi, taş gibi OHAL var.
 
OHAL’in KHK’lerine yenilerini ekleyerek kendisiyle hemfikir olmayanları, tekerine taş koyanları tepelemeye, eğmeye bükmeye, susturmaya devam edebilir en az 2019 seçimlerine kadar.
 
Büyük ihtimal bunu çantada keklik sayıyor.
 
Öyle olmasına öyle de, 16 Nisan’da Hayır kazanırsa ne olacak peki?
 
Sandıktan gelecek bir ‘tersleme’, Türkiye içinde hangi karşı dinamikleri tetikleyebilir?
 
Çalkantılı sularda yüzüp duran Saray ve AKP al  abora olabilir mi?
 
İşte bunu kestiremiyor Erdoğan.
 
Siyaset ustası, evet. Hesap kitap tamam.
 
Ama…
 
Hayır çıkarsa, ülke üzerindeki mengeneyi daha fazla sıkmaktan başka çaresi kalmayacağına göre, o mangene elinde kırılır mı, kırılmaz mı, bilemiyor.
 
O yüzden, önüne çıkan her kriz potansiyeline dört elle sarılıyor.
 
Mecbur.
 
Suriye işinde mirası tüketir durumda, ama Ege’de Kardak’ı zorladı, bundan bir şeyler umuyor.
 
Derken, zaten davul derisi gibi gerilmiş olan Almanya ilişkilerinin ortasına Deniz Yücel olayı düşüverdi. İltica etmiş TSK subayları, casuslukla muhbirlikle suçlanan Diyanet imamları ile sıkışan tablo içinde bir de AKP bakanlarına siyasi miting izni çıkmayınca, elde kalan siyasi cephane topluca patlatıldı Erdoğan tarafından.
 
Kendi ülkesinde, TBMM’nin üçüncü büyük partisinin eşbaşkanı ‘Türklüğü aşağılamak’tan tutuklu halde hapis cezasıyla yargılanırken, Almanya’ya en ağır dille ‘Nazisiniz’ hakaretini yapıştırmakta bir an tereddüt etmedi.
 
Değerli meslektaşım Cengiz Çandar’la beraber katıldığımız ‘Türkiye – Uzak Komşu’ başlıklı seminer işte böyle koyu bir gelişmenin gölgesinde başladı. Madrid’de anti-Franco demokrasi hareketinin simgelerinden Diario Madrid Vakfı’ndaki toplantı salonunu dolduranlar elbette ki tam isabet zamanlamalı bir sunuma geldiklerinin farkındaydılar. Son zamanlarda gazeteci dostların ve meslek örgütlerinin sayesinde İspanya’nın nabzını çok yakından tutan ben de Türkiye’ye ilginin nasıl artmakta olduğunun farkındaydım.
 
Alman ve İtalyanlar gibi, İspanyollar da, faşizmin acı tecrübesini yaşamış, hafızalarına kazımış bir halk olarak, şu anda Türkiye’de yaşananlara dehşet içinde bakıyor ve, anlıyorsunuz, ezilenlere büyük empati duyuyorlar.
 
Toplantının daha açılışında Cengiz Çandar’ın vurguladığı gibi başlıktaki ‘uzak komşu’ kavramı yerine, ‘üyelik için ortak’ kavramı çok daha doğru ve duyulan ilginin sıcak olmasını, artmasını sağlamalı.
 
Cengiz ve ben konuşmalarımızı gördüğümüz acı gerçeği eğip bükmeden, tam da gazetecilerin yapması gerektiği gibi gelişmelerin ‘adını koyarak’ yaptık. Avrupa Parlamentosu’nun üç İspanyol üyesi de konuşmalara katıldı.
 
İlk oturumda eski Zapatero Hükümeti’nin Adalet Bakanı, Sosyalist Parti üyesi Juan Fernando Lopez de Aguillar ile Bask liberal partisi üyesi, AP parlamenteri Maite Pagazaurtundia vardı, ikincisinde ise Sosyalist Parti’den Jonas Fernandez.
 
Neler konuşulduğunun detayına girmeyeyim, yazı uzayıp gider.
 
Türkiye’nin nasıl bir gerileme sürecine girdiği, kopan diyalog, Erdoğan’ın yıkıcı-köprü yakıcı siyaseti, HDP’ye uygulanan demokrasi düşmanı baskılar; hürriyetlerin Gezi’den başlayarak adım adım, bilinçle nasıl yok edildiği ve 15 yıllık AKP ‘deneyinin’ tüm umut ve beklentileri yok ederek muazzam olumsuz şekilde bir dönemi 15 Temmuz darbe girişimiyle noktalaması.
 
Mülteci anlaşmasının ürettiği uluslararası hukuk problemleri; ve Erdoğan hükümetinin ‘açık kart’ şeklinde algıladığı, AB içindeki tüm Türkiye dostlarını açığa düşüren, AKP’ye olanca ilkesizlik ve ‘utanmazlık’la demokrasi dersi verme fırsatı sağlayan içeriği.
 
Kıbrıs’la ilgili umutsuzluk. ‘Momentum’un geçmişliği. Kimsenin adada artık uzun bir süre çözüm beklememesi gerektiği.
 
Avrupa kamuoyunun, 1930’larda Hitler Almanyası’nda yaşananlara iyice benzeyen baskı siyaseti karşısında artık kurumlar ve STK’lar olarak değil, sivil toplum olarak yaşanan eziyete tabandan ses çıkarması gereği.
 
Ve dönüp dolaşıp aynı noktaya gelindi:
 
Şu anki durum bir ‘yeni dünya düzensizliği’ durumudur ve Türkiye Erdoğan’ın – benim en son Süddeutsche Zeitung’da ve Huffington Post’ta yazdığım şekliyle – ‘savaş hali’ siyasetiyle bu düzensizlik sürecinde yapıcı tarafta değil, ters tarafta yer almaktadır.
 
Ve bu yaşanan ve yaşatılanların tek bir sebebi vardır:
 
Çevresi yolsuzluklar, görev suistimali kuşkularıyla ve suçlamalarıyla kuşatılmış olan, Suriye’de daha beter bataklık vaat eden silahlı çatışma haliyle görüntüsü daha da bulanan, uluslararası alanda tüm inandırıcılığını kaybetmiş olan Erdoğan’ın hızla kirlenmeye devam iktidarını devam ettirme ihtirası.
 
Yavuz Baydar
 
 
KAYNAK:ARTIGERCEK

Yorumlar