Güncel Yazılar

Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?

10-11-2018
 
 
Cumartesi, 10 Kasım, 2018
 
 
 
 
 
 
 
İsrail’in bu ziyaret için dört ay uğraşması, atfettiği önemi gösteriyor. Netanyahu’ya Mossad Başkanı Yossi Cohen ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkililerinin eşlik etmesi zaten ziyareti sembolik olmaktan çıkartıyor. Umman’ın pozisyonu tarafsız bir ev sahibi olmaya yetebilir ama tarafları bir şeylere zorlayacak, ikna edecek güç ve kapasiteye sahip arabulucu olabileceğini söylemek zor. Yani Umman o kadar ağır sıklet bir oyuncu değil.
Trump yönetimi, Ortadoğu’daki yeni çıkarlar düzenini, bütün kötülüklerin müsebbibi olarak şeytanileştirdiği İran’ı kuşatma ve Filistin davasını bitirme hedeflerine göre dizayn ediyor. Ana motivasyonlardan biri Amerikan hegemonyasını daim kılmak ise diğeri İsrail’i rahatlatmak. Yahudi devletinin ‘düşman Araplarla’ çevrili kaderini kırmak, basitçe meşruiyet zeminini ve güven çemberini genişletmek!
 
Bu projede kendisine ‘cesur’ ve ‘reformcu’ payeleriyle rol biçilen Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı öldürtmesi, Amerikan-İsrail-Suud ortaklığında bir nevi yol kazasıydı. Yeni Ortadoğu siyasetini tekrar rayına oturtmak için istihbarat birimlerine yani sarayın emir kullarına faturayı kestirip Muhammed bin Selman’ı kurtardılar. İvedilikle ağırlık vermeleri gereken şey İran’a karşı yaptırım cephesini güçlendirmek ve Filistin planını ilerletmekti. Kaşıkçı cinayetinin kolayca örtbas edilememesi en fazla İsraillileri kaygılandırdı.
 
 
 
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun tutumu “Halledilmesi gereken korkunç bir olay ama Suudi Arabistan’ın istikrarı daha önemli. İki amaca da ulaşmak için bir yol bulunmalı. Çünkü ana problem İran” şeklindeydi. Enerji Bakanı Yuval Steinitz de Kaşıkçı olayının İran gündemini bastırmasından şikayet ederken son yıllarda Suudi Arabistan dahil Arap ülkelerinin İran’a karşı İsrail’in müttefiki olduklarını vurguluyordu. Hatta İsrailli bir güvenlik yetkilisi, cinayetle ilgili Türkiye’den gelen haberlere değil Suudi Arabistan’ın açıklamalarına güvendiklerini söylüyordu.
 
DİPLOMASİDE ŞAŞIRTICI ADIMLAR
 
Kaşıkçı badiresi atlatıldı ve Trump’la birlikte açılan yeni sayfa, Netanyahu’nun keyfine keyif katan fırsatlar sunmaya devam ediyor. İsrailli yetkililer son günlerde Arap ülkelerine göstere göstere ziyaretler gerçekleştirdi. Sözde Kudüs’ü Arap davasının mihenk taşı yapmış ülkelerin kapıları İsrail’e kapalıydı. Önceleri gizliden gizliye yapılan ziyaretlere aniden alenilik kazandırılması bir tabunun yıkılması anlamına geliyor. Ziyaretlerdeki alenilik yeni dönemin ruhunu yansıtıyor.
 
Ve temaslar, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in ezeli ve ebedi başkenti yapma savı üzerine kurulu ‘Ortadoğu Barışı İçin Yüzyılın Anlaşması’nı kapalı kapılar ardında servis ederken gerçekleşiyor.
 
Netanyahu 26 Ekim’de Muskat’ta Umman Sultanı Kabus bin Said’in konuğu oldu. Ziyaret yankı uyandırdı.
 
İki gün sonra İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miri Regev, Ebu Dabi’de judo turnuvasının madalya töreninde gözyaşları içerisinde HaTikva’yı söylüyordu:
 
“Bir Yahudi’nin ruhu hala hasret çeker; İleriye, Doğu’nun sonuna kadar bakan; Bir göz sürekli Siyon’u gözler…
 
İki bin yıllık umut; Topraklarımızda özgür bir halk olmak için; Siyon topraklarında ve Kudüs’te.”
 
Siyonizmin marşıyken İsrail’in milli marşına dönüşen HaTikva’nın bir Arap ülkesinde seslendirilmesi bir ilk olmasa da sıradan bir durum değil. İsrail’de aşırı sağın gözdesi kadın bakan Regev, Ebu Dabi’de Şeyh Zayed Ulu Camii’ni de ziyaret etti. Müthiş bir PR vesilesi.
 
Aynı gün İsrail İletişim Bakanı Eyüp Kara, Dubai’deki güvenlik konferansına katıldı. Bu arada bir heyet de Çad’ı ziyaret etti.
 
 
 
Netanyahu’dan bir hafta sonra bu sefer İsrail Ulaştırma ve İstihbarat Bakanı Yisrael Katz çok daha ileri bir adım için Umman’ın başkenti Muskat’a gitti. Masaya konulan şey, İsrail’in Hayfa limanını Ürdün üzerinden Körfez ülkelerine bağlayacak demiryolu projesiydi. Gerçekleşmesi kolay değil ama bu tür bir proje bölgedeki birçok dengeyi alt üst etmeye yeter.
 
Düne kadar İsrailli bir yetkiliyle aynı kareye girmek bile kınanma ve korku nedeniydi. İsrail, Oslo Barış Anlaşması’nın getirdiği iyimserlik ortamında Doha ve Muskat’ta ticari temsilcilik açabilmişti. Yine barışçıl ortamın bir ödülü olarak sayede önce dönemin Cumhurbaşkanı İzak Rabin, ardından başbakan sıfatıyla Şimon Peres Umman’a gitmişti. Bunlar diplomatik çöle saplanmış İsrail namına büyük bir kazançtı. Muskat 2000’de 2. İntifada sırasında, Doha da 2009’da Gazze’ye karşı Dökme Kurşun Operasyonu nedeniyle İsrail temsilciliklerini kapattı. Ancak Araplarla gizli temaslar kesilmedi. Bu ziyaretler açık edilmezdi. Netanyahu, son dönemlerde Muhammed bin Selman’la da görüştü ama klasik ‘ne inkâr ne teyit’ taktiği ile ifşa edilmedi. Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el Halife 2007’de dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, 2009’da da Cumhurbaşkanı Şimon Peres’le gizlice bir araya gelmişti. Kralın İsrail’i boykottan bıktığını söylediği de öne sürülmüştü. Demek artık bu temasları gizleme gereği duymayacak kadar koşulların değiştiğini hissediyorlar.
 
İsrail, Körfez İşbirliği Konseyi’ni (Gulf Cooperation Council-GCC) oluşturan altı ülke tarafından tanınmasa da gayriresmi ilişkilere sahip. New York Times’e göre İsrail Dışişleri, Twitter’da kullandığı @IsraelintheGCC adlı hesabı Körfez’e yönelik ‘Sanal İsrail Büyükelçiliği’ olarak tanımlıyor. Temelde bu ilişkileri resmiyete dökmeyi hedefleyen İsrail, Arap koridorlarında yönlendirici bir gündem olarak “Arapların düşmanı değiliz, ortak düşman İran’a birlikte karşı koyarız” mesajını işliyor.
 
İRAN’LA DOLAYLI TEMAS MI?
 
Umman, Arap sokağına açılan yeni bir kanal olabilir. İsrail ile İran arasında olası iletişime de Muskat’ın aracılık etmesi mümkün. Umman, Suud-Emirlikler ikilisinin başlattığı Katar’a ablukaya taraf olmadığı gibi ABD’nin İran’a yaptırım politikasına da karşı. Tahran ile 5+1 arasındaki nükleer anlaşmanın yolunu açan İran-ABD görüşmeleri 2013’te Umman üzerinden yürütülmüştü. New York Times’a konuşan bir İsrailli yetkili, Umman’ın İsrail için sadece İran değil Suriye ile görüşmelerde gizli bir kanal olabileceğini söylüyor. İsrail, Lübnan’da Hizbullah, Gazze’de Hamas ile de ilişkileri dikkate alındığında bu örgütlerle dolaylı mesajlaşmalarda da Umman’dan beklentileri olabilir. Filistin lideri Mahmud Abbas, Netanyahu’dan hemen önce Muskat’taydı. İddiaya göre İsrail ve ABD’nin beklentilerine uygun olarak Sultan Kabus, Abbas’a planlanan yeni müzakere süreci başladığında Kudüs’ün statüsü ve Filistinli mültecilerin dönüşü gibi çetin konuların sonraya bırakılmasını önerdi.
 
İsrail’in bu ziyaret için dört ay uğraşması, atfettiği önemi gösteriyor. Netanyahu’ya Mossad Başkanı Yossi Cohen ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkililerinin eşlik etmesi zaten ziyareti sembolik olmaktan çıkartıyor.
 
Umman’ın pozisyonu tarafsız bir ev sahibi olmaya yetebilir ama tarafları bir şeylere zorlayacak, ikna edecek güç ve kapasiteye sahip arabulucu olabileceğini söylemek zor. Yani Umman o kadar ağır sıklet bir oyuncu değil.
 
Ayrıca bu atmosferden Arap ülkelerinin İsrail’i ivedilikle tanıyacağı sonucu çıkmaz.
 
Yine de İsrailliler çok umutlu. İsrailli bir savunma yetkilisi, Al Monitor’a demecinde, İsrail’le gizli kapaklı ilişkilerin açığa vurmasını ‘yavaş pişirme işleminin bir sonucu’ olarak nitelerken arkasının geleceğini söylüyor: “Bu aleni ziyaretin üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti ve hiçbir şey olmadı. İran hariç, tek bir Müslüman veya Arap ülkesi Netanyahu’yu ağırladığı için Umman’ı kınamadı, eleştirmedi. Perde arkasında bunun tam tersi oldu. Bu, başka devletlere de yansıyacak, İsrail’le ilişkileri normalleştirmenin bugünlerde sıkıntı yaratmaktan ziyade avantaj sunduğunu anlayacaklar.”
 
Al Monitor yazarı Ben Caspit “Bu belki de tarihin en uzun pişirme işlemiydi ve ekim sonunda fırından etkileyici bir yemek çıktı” diye ekliyor.
 
İsrail, İran korkusunu çok başarılı bir şekilde işliyor, bu sayede Arap dünyasına kanallar açıyor. Ama İsrail’in ‘gizli’ Arap ortaklarının farklı yerlerdeki başarısızlıkları dikkate alındığında yoğurdukları hamur tutmayabilir.
 
Fehim Taştekin kimdir?
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.
 
Fehim Taştekin
 
Kaynak; gazeteduvar

Yorumlar