Güncel Yazılar

Akıllı eşya ile yeni hayat

18-09-2019

 

 

Salı, 17 Eylül, 2019

 

Birçok ülkede demokrasi ve adalet kavramları baskıcı yönetimlerin yükselişi sürecinde ezilirken, çok korkulan şeylerden biri, internetin kısıtlanması. Oysa gelişme gösteriyor ki, internet -belki özellikle dargörüşlü diktatörlerin şuursuzca girişimlerinin yaratacağı istisnalar dışında- kısıtlanmayacak, aksine, hayatın çok daha geniş alanını kapsayacak

Kimbilir, belki de hukukun zerresinin kalmadığı, aklın mantığın da kalmaması için gece gündüz çaba gösterilen bir ülkede yakın geleceğin teknolojisinin yaratacağı meselelerle uğraşmak sahiden anlamsızdır. Niyeyse bana öyle görünmüyor. Çünkü biz fethetme ihtirasıyla kendimizden geçer, yalanın üzerine yalan bina eder ve izansızlık dalında elde ettiğimiz ömürboyu şampiyon ünvanının üzerine, adaletsizlikte gezegen, vicdansızlıkta kainat rekoru peşinde koşarken, dünyada bambaşka bir toplum hayatının altyapısı kuruluyor. Sayıca az, fakat ezcümle Mısır fravunları çarpı komple Osmanlı padişahları artı Cengiz Han artı İngiliz sömürge imparatorluğundan kat kat derin ve kat kat yüksek güce sahip azınlığın elinde teknoloji hepimizi bugünkünden çok farklı bir dünyaya doğru sürüklüyor. Ne vakit pek yakın geleceğe dair -her gün biraz daha elle tutulur hale gelen- ihtimallerden sözetmeye niyetlensem, gerçekte köküne kadar siyasî olan mevzunun güzide cemiyetimizin güncel idrak şartlarında nasıl meşhur “meleklerin cinsiyeti” tartışması cinsinden addedileceğini öngörüp duraksıyorum.

 

Ve o arada birkaç yüz kapıya daha o akıllı zillerden takılıyor. Bu yüzden, içinde hep beraber acı çektiğimiz, aşağılandığımız sınırların ötesine bakmak şart, zaman zaman. Zira böyle sanki uzak gelecekten bahsediyormuş gibi takılırken, bir anda yapı marketlerde akıllı kapı zili reyonlarıyla karşılaşabiliriz. Olmaz diyebilir misiniz? Okuyacağınız yazı, hiç uzak olmayan geleceğin adım atmış olduğumuz kısmı üzerine; ve iki bölüm.

“OTOMATİKMAN”

Akıllı kapı zilleri, hareket sensörleri ve video kameralarla birlikte kapalı devre kayıt sistemi oluşturuyor. Sensör hareket algıladığında kameralar kayda geçiyor. Bunun şu anda bildiğimiz güvenlik kameraları sistemlerinden büyük farkı yok. Fark, şimdi bu sistemlere eklenen daha “ileri” işlevde: toplanan görüntüler önceden girilecek verilere uygun düşerse sistem bunları otomatikman polise iletebilecek. Amazon’un, akıllı kapı zilleri sattığı müşterilerine böyle bir seçeneği sunduğu-sunacağı söyleniyor. Yani böyle sistemlerin kurulup kullanılacağı -şüphesiz gelişmiş- ülkelerde polis, bu yolla kendisine ulaşabilecek verileri toplama ve değerlendirmeye yönelik bir sistem kurmuş olacak. Bu sistem tabiî, gerekirse acil tepki vermeyi de sağlayacak. Olacak diye konuştuğumuza bakmayın, bunlar kurulmuş ya da kuruluyor muhtemelen.

Bu şüphesiz, aldığımız ürün aracılığıyla bir ağa bağlanışımızın ilk örneği değil. “Ana şalter”in, yani her şeye hükmeden yazılımın bir “merkez”in elinde oluşu, yalnız denetim-gözetim mekanizmalarına özgü de değil. Bu tür mekanizmalar, gündelik yaşantının fizikî koşullarının yazılım aracılığıyla değiştirilebilmesine sahne oluyor. Diyelim abonelik şartlarını değiştirdiğiniz dijital yayın şirketinin şu ya da bu TV kanalını özel olarak size kapatması-açması gibi örneklerle hayatımıza girmiş bağlar bunlar. Ancak şimdi veri toplayacak, iletecek, birbirleriyle iletişime geçecek ve pek çok şeyi “otomatikman” yapacak araç-gereç öyle çeşitleniyor ki, elimizi attığımızda çipsiz herhangi bir eşyaya rastgelmemiz ihtimali hızla azalıyor. Herhangi bir eşyayı aynı anda biryerlere veri aktarmadan kullanma şansımız gibi. O da hızla azalıyor. Akıllı kapı zili, kaydettiği görüntüleri polise iletmeden önce, evin iç kapılarını kilitleyebilir, size acil durum mesajı gönderebilir, hattâ belki, şimdi hemen değilse de biraz daha ileride, ruhsatlı silahınızı kullanabilir. Çünkü ruhsatlı silahınız muhtemelen kabzası işlemeli tabanca değil, sensörün, kameranın yönlendireceği, duvara gömülü bir düzenek olacak. Ve harekete geçiriliş sürecine, etkinleştiği andan tekrar durduğu ana kadar olanlara dair verileri, görüntüleri de depolayacak; belki muhtemel dava süreçlerinde kullanılmak üzere polise, adliyeye iletecek. Her şey “otomatikman” cereyan edebilir; yani araç-gereciniz size danışmayabilir. Dijitalleştirilmiş, işlem yapabilir birimlerle donatılmış eşyanın oluşturacağı ağlar arasında yaşayacağız. Sanal değil gerçek hayatı kapsayacak yeni “internet” aşaması bu.

Birçok ülkede demokrasi ve adalet kavramları baskıcı yönetimlerin yükselişi sürecinde ezilirken, çok korkulan şeylerden biri, internetin kısıtlanması. Oysa gelişme gösteriyor ki, internet -belki özellikle dargörüşlü diktatörlerin şuursuzca girişimlerinin yaratacağı istisnalar dışında- kısıtlanmayacak, aksine, hayatın çok daha geniş alanını kapsayacak. Hakkımızda daha fazla bilgi toplamaya yarayacak, hayatımızın daha büyük bölümünü yönlendirmeye elverecek.

İPLERİ ŞİRKETİN TUTTUĞU ÖRTÜLÜ AĞ

The Economist’teki bir yazıda, kullanıcıların (müşterilerin; yani aslında yurttaşların!) hayatlarının internet aracılığıyla yönlendirilebilmesinin nerelere varabileceği konusunda ufuk açıcı bir örnek üzerinde duruluyordu. Örneği aktarmadan bir uyarı: Gerçi bu örnekte firmanın sattığı araca internet üzerinden yaptığı yazılım müdahalesi hayra vesile oluyor, ancak, kolaylıkla öngörülebileceği üzre, durum her türlü musibete fazlasıyla açık kapı bırakıyor. Dorian kasırgasının yarattığı felaket hali üzerine, Tesla firması, elektrikli arabalarından satın almış müşterilerinin bu arabaları tek akü şarjıyla daha uzun süre kullanabilmesini sağladı. Bu mümkündü, çünkü gerçekte arabaların aküsü böyle bir kapasiteye sahipti, ancak ucuz modellerde kapasite yazılım yoluyla kısıtlanmıştı. Afet halinde müşterilerine kıyak yapmaya karar verdikten hemen sonra, firma, -kasırga dinene kadar- kısıtlamayı kaldırıverdi. Tesla bunu daha önce de yapmıştı. Tesla’nın elektrikli arabaları, civardaki akü doldurma tesislerini gösteren haritalarla donatılmış bulunuyor ve sürücüler, kısıtlama kaldırıldığında arabanın gösterge panelindeki ekran aracılığıyla bundan haberdar ediliyor. Yapmaları gereken, ekrana tıklayıp en yakındaki şarj istasyonlarını bulmak ve birine gidip, kısıtlaması kaldırılmış şarjdan yararlanmak.

Burada artık, internet aracılığıyla birşeylerden haberdar olmak ve edinilen bilgilere göre tercih yapmak değil, somut, fizikî yaşantının koşullarına dair açık yönlendirme var. Yalnız dikkat! Bu örnekteki girişimin hayra vesile oluşu bakış açımızı sınırlayabilir. Oysa olabileceklere dair düşünmeyi sürdürmeliyiz. Ucuz elektrikli arabalar, diyelim grevci işçilere ait olduğunda akülerin hiç şarj edilememesi de mümkün! Böyle ihtimalleri bir yana bıraksak bile -ki, niye bırakalım?- yönlendirici merkezî gücün denetlediği bir ağ içerisinde davranmaya alıştığımızda, bireysel yaşantımızın “tâbiyet oranı” hızla artacaktır. Bu gelişme, unutmayalım ki, daha önce izlediklerimize dayanarak bize filmler tavsiye eden, daha önce baktıklarımızı değerlendirerek alışveriş önerileri getiren, yapay zekâ destekli mekanizmaların her yanı sarmasıyla birlikte ilerliyor. Sopası saklı bu ağlı hayat bol bol havuç barındırıyor.

 

 

Akıllı telefona ve ağa bağlı hayat için kimse bizi azıcık dahi zorlamadı. Aksine, koşa koşa, büyük heves ve keyifle girdik sanal âlem yollarına.

Tesla’nın elektrikli arabalarına fazladan şarj imkânı verip alabilmesi örneği ortaya koyuyor ki, “bilgisayarlı” hale gelecek veya bizzat bilgisayar özelliği kazanacak eşya ve araç-gerecin üreticisi-satıcısı ile bu araç-gereç arasındaki ilişki, sözkonusu aygıt kullanıcının mülkiyetine geçtikten sonra da sürecek. Ve bu, üreticinin bütün gücüyle sahipliğini sürdürebildiği satılmış mal üzerinde yeni sahibi olan kullanıcının en ufak yetkisinin bulunmadığı durumlara varabilecek. Sözkonusu yazıda ABD’nin ünlü traktör üreticisi John Deere ile ilgili bir örnek de yeralıyor. Firma, traktörlerin ufak tefek arızalarını çiftçilerin kendilerinin gidermelerini yazılım yoluyla önlüyor. Şirket adına birileri, müşterilerine aslında traktörü satmadıklarını, sadece yazılımı lisansladıklarını bile iddia etmiş.

 

 

Böyle bir âlemde, The Economist’e göre, mülkiyet, sahiplik, veri, gözetim-gözetleme, rekabet ve güvenlik gibi kavramlar hakkında “sonuca bağlanmamış tartışmalar”, sanal âlemden gerçek hayata taşacak. Kapitalizmi hayatın olağan hali sayıp veri aldığı için dergide böyle denmiyor, ama bildiğimiz tarzıyla kapitalizm yolun sonuna yaklaşıyor ve yeni kavramlara, yeni örgütlenme tarzına ihtiyacı olacak.

Bu gidişatın kapitalizm için yaratacağı sorun ve tartışmalar işin yalnız bir yanı. Öbür yanında, -ille arabalar, traktörler almamız gerekmiyor,- hepimizin, bir şekilde gözetim-denetim altında, bağımlı yaşayacağı bir hayatın temelleri yükseliyor. Evde yaşayanların işten geliş saatine ve dışarıdaki hava sıcaklığına göre uygun gördüğü anda devreye giren kombi, içine konanların üzerindeki çiplerle haberleşerek kullanacağı suyu, deterjanı, çalışacağı süreyi ayarlayan bulaşık makinesi, gün boyu kanaldan kanala geçerek kayıtlar yapmakla kalmayan, evsahiplerinin keyfine zevkine göre birşeyler arayıp bulabilen televizyon, hünerlerinden yukarıda bahsettiğimiz kapı zili gibi, hep, bizi biryerlerdeki birtakım komuta merkezlerine bağlayacak. Çünkü yaptıkları bütün işlemleri kaydedecek ve muhtemelen biryerlere iletecekler. En azından, “lüzumlu hallerde” iletebilecekler.

EV SİZİ İSTEMEYEBİLİR!

Kişisel verilerimizin kolaylıkla edinilmesi ve derlenmesi, sonra da bize birşeyler satmak veya birşeyler yaptırmak veya yaptırmamak için kullanılması, hayatımızın şartlarının biryerlerden belirlenmesine zemin hazırlıyor. Bedenimizin işlevlerini ölçüp biçen ve bir şekilde ağa bağlı olan her türlü tıbbî cihaz, kendini üretenlere -ve muhtemelen sonraki dönemde bizden büyük bedel isteyecek veya bizi reddedecek sigortacılara; hastalığımız yüzünden bizi işe almayacak insan kaynakları yetkililerine- bu bilgileri aktarabilecek, aktarabiliyor. Akıllı koltuklar, yataklar, oturup kalkmamıza, yatmamıza, uyumamıza dair veri toplayıp iletebiliyor. Bunlardan ne çıkacakmış, demeyin; yanlış kaynamış kemiğiniz yüzünden sağ yanınıza yatamadığınızı bilmek, size eziyet etmek isteyen birinin pekâlâ işine yarayabilir; üç yıl evvel bırakana kadar yirmi beş sene sigara içtiğinizi bilmek müstakbel evsahibinizi olumlu kararından caydırabilir. Ona bunu bizzat kiralanacak ev, derlediği bilgilere dayanarak bildirmiş olabilir.

Binaların, ağa bağlı çiplerle donatılmasına -muhtemelen bizim öngöremeyeceğimiz ölçüde- başlandığı biliniyor. Oturduğunuz binanın ne çok veri toplayıp iletebileceğini düşünebiliyor musunuz? Çipli giysilerin, şimdiden bilgisayarlanmış çamaşır makinelerine “kendilerine nasıl muamele etmeleri gerektiğini” anlatmaları, kimilerimizin pek hoşuna gidecek bir “pratik” buluş. (Parkelerin üzerine hunharca yapıştırılan “marley”ler de meşruiyet kaynağı olarak bu sıfattan yararlanmışlardı: “pratik”tiler!) Tıpkı içeride uyuyan bebeğin altını kirlettiğini anababaya bildiren akıllı bebek bezleri ya da marketten alınmış yiyeceğin pakedindeki barkodu okuyup, onu kaç derecede kaç dakikada pişirmesi gerektiğini bulan fırın gibi.

AKILLI BEBEK BEZİ İHBAR EDEBİLİR!

Lâkin aynı giysiler sadece çamaşır makineleriyle iletişim kurmakla yetinmeyecekler. Hangi yiyeceklerin ne zaman alınıp ne zaman yendiğine dair fırın kayıtları aracılığıyla edinilecek bilgi o evdeki gündelik yaşam çizelgesini çıkarmaya, evsahipleri hakkındaki “biyografik portre”yi tamamlamaya yardımcı olacak. Anababanın bebeğin bezini değiştirmeye hemen mi koştuğu yoksa dizinin bitmesini mi bekledikleri, ilk bakışta uzun boylu anlam taşıyan bir veri gibi gözükmeyebilir. Ya bambaşka sebeple bebeğin başına iş gelir de ihmalle suçlanıp yargılanacak olurlarsa? Kaydedilmiş ihmalkârlıkları, yargıcın gözündeki konumlarını etkilemez mi? Verilerimizin iletilmesi ve istiflenmesinden, dijital oldukları için kolayca tasnif edilebilmesinden endişelenmeliyiz. Çünkü sonuç olarak bunları bizim sahip olmadığımız güç ve imkânlara sahip birilerinin kullanacağını biliyoruz. Ve ne amaçla kullanacaklarını henüz bilmiyoruz. Kısmen kendileri de tam bilmiyorlar.

İki küçük düstur bu konuda düşünürken -veya, olması gerektiği gibi, kaygılanırken- bize yol gösterebilir: İlki, “bilgi iktidardır”; ikincisi, “sahnede göründüyse silah muhakkak patlar”.

BOL YEM

Dünyanın bütün istihbarat servisleri biraraya gelse o kadar sürede asla toplayamayacakları ölçekte bilgiyi “komik kedi videoları karşılığında” bile isteye sunduğumuzu söyleyen Yuval Harari’nin (Sapiens, Homo Deus, 21. Yüzyıl için 21 Ders) uyarısını hatırlatmak isterim. “Eşyanın global ağı” gibi isimlerle tarif edilen yeni internet aşamasında da şüphesiz insanların çoğunu cezbedip, her şeylerini şuursuzca ortaya dökmelerini sağlayacak bol bol yem olacaktır.

Sorun yalnız mutlak iktidarlarca sürekli gözetim altında tutulabilecek oluşumuz değil. Yani bu kadar dışsal değil. Olan biten her şey ve yaşayan her canlı, hattâ yaşamayan ama yaşıyormuş gibi sürekli veri üreten aygıtlar, araç-gereç, eşya hakkında mütemadiyen ölçülebilir, biriktirilebilir, hesaplanabilir, ayarlanabilir, düzenlenebilir verilerin toplandığı ve işleyişin bunlar üzerine kurulduğu bir dünyada, “hayat” dendiğinde anlaşılacak şey bugünküyle aynı mı olacak? “Kendi” “bireysel” hayatımız..?

 

Teknolojinin gide gide, görülmemiş bir zulüm düzeninin inşasına yaramasını istemiyorsak mücadele etmemiz gerekiyor. Akıllı telefonun onsuz edilmez hale geldiği ve insan davranışına ve ilişkilerine dair çok şeyi değiştirdiği, topluca her an aktif bir ağa bağlı olmaksızın yaşayamaz hale geldiğimiz süreçte anladık ki, bu mücadelenin öncelikli sahası gönüller ve zihinler dünyası olacak; yani maneviyat. Akıllı telefona ve ağa bağlı hayat için kimse bizi azıcık dahi zorlamadı. Aksine, koşa koşa, büyük heves ve keyifle girdik sanal âlem yollarına.

Adalet, özgürlük ve insan haysiyeti kavramları etrafında yeni bir gelecek hayali yaratabilmemiz ve bunu yeni totaliter kapitalizmin sunacaklarından daha câzip kılabilmemiz gerekiyor. Yoksa bu şişirilmiş kof “bireylik” halleriyle, örgütlenme fikrinden, ama daha çok duygusundan bu dehşetli kaçış güdüsüyle, çevremizi kuşatacak akıllı cihazlar ve bunlar aracılığıyla tâbi kılınacağımız ağlarla başa çıkabilmemiz mümkün değil.

 

ümit Kıvanç

 

Kaynak:GazeteDuvar

Yorumlar