Güncel Yazılar

‘Kürt halkının değil, Barzani ailesinin referandumu’

17-10-2017
 
 
16 temmuz 2017
 
Yüz yıldır tutulmayan söz: Bağımsız Kürdistan
 
Yaşadıkları ağır siyasi ve ekonomik krizin yanı sıra artık başka bir gündem maddeleri var Güney Kürdistanlıların...
 
 
Otel lobilerinde, kafelerde, restoranlarda herkes televizyonların başına toplanmıştı.
Kürt televizyonları Musul için açılan cepheden canlı yayın yapıyordu; Güney Kürdistanlılar gözlerini ekrana dikmiş başlamak üzere olan yeni bir savaşın hazırlık görüntülerine merakla bakıyorlardı.
 
Önce Musul’un, sonra da kendilerinin geleceğini tartışmaya başlıyorlardı hararetle…
 
Bundan tam dokuz ay önce, Ekim 2016’da gittiğim Süleymaniye’de tanık olduğu ruh hali aynen böyleydi.
Herkes başlamak üzere olan Musul operasyonunun heyecanını yaşıyor, belki de çok uzun sürecek bir savaşın sonunu, yaşamlarına getireceği yükleri merak ediyorlardı.
 
Tesadüf bu ya, tam dokuz ay sonra gittiğim Irak Kürdistan Bölgesi’nde ajans haberleri Musul operasyonunun zaferle bittiğini ve kentin tümüyle IŞİD’den temizlendiğini duyuruyordu. Ama bana pek kimsenin umurunda değilmiş gibi geldi.
 
Çünkü, yaşadıkları ağır ekonomik krizin yanı sıra artık başka bir gündem maddeleri vardı Güney Kürdistanlıların; Kürdistan’ın bağımsızlığı için yapılacak referandum…
 
Bu yeni durum, yaklaşık bir ay önce, 7 Haziran 2017’de, Irak Kürdistanı Böygesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin danışmanı Hemin Hawrami’nin twitter hasabından attığı bir mesajla duyurulmuştu:
 
“Önemli bir haber. Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu 25 Eylül 2017’de yapılacak.”
 
KDP DIŞINDAKİ PARTİLERDEN İTİRAZLAR SÜRÜYOR
 
Bu yeni durum Barzani’ye yakınlığı ile bilinen Rudaw televizyonu tarafından haber olarak verildi ilk kez.
 
Rudaw’a göre 25 Eylül’de bağımsızlık referandumuna katılacak seçmenler, 6 Kasım’da da başkanlık ve parlamento seçimleri için sandık başına gidecekti bir kez daha.
 
Bağımsızlık referandumu tarihinin, Barzani’nin Kürt siyasi parti liderleriyle yaptığı toplantıda belirlendiği iddia ediliyordu.
 
Ancak, referandum tarihinin duyurulmasından sonra Bölge Başkanı Barzani liderliğindeki KDP dışında, Irak Kürdistanı’nın önde gelen partilerinden çok yüksek sesle itirazlar gelmeye başladı ve hala da sürüyor.
 
Ancak itirazın temel noktası Kürdistan’ın bağımsızlığına değil, kararın alınış yöntemineydi.
 
Çünkü Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin parlamentosu iki yıldır kapalıydı. Parlamento Başkanı ve bazı milletvekillerinin bölgenin başkenti Hewler (Erbil)’e girmesi yasaktı.
 
'KARARI PARLAMENTO ALMALI'
 
İtiraz da, bağımsızlık referandumu kararının iki yıldır kapalı olan parlamento tarafından değil de, bir başkanlık kararnamesi ile alınmış olmasıydı.
 
Bir de Irak merkezi hükümetinin, iki komşuları Türkiye ve İran’ın bağımsızlık ilanına verecekleri tepki ve uygulayacakları yaptırımlar tartışmaya muhtaç görünüyordu muhaliflere göre.
 
Yoksa Kürtler arasında bağımsızlığa itiraz eden kimse yoktu.
 
Bu konuya yazının ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı biçimde değineceğiz; biz şimdi Barzani’nin ve bölgenin KDP yöneticilerinin neden Irak Kürdistanı’nda en ağır siyasi ve ekonomik, hatta diplomatik kriz yaşanırken bağımsızlık referandumu kararı aldıklarına bakalım.
Yüz yıldır tutulmayan söz: Bağımsız Kürdistan
 
Yaşadıkları ağır siyasi ve ekonomik krizin yanı sıra artık başka bir gündem maddeleri var Güney Kürdistanlıların...
 
Bağımsızlık referandumu kararından sonra ilk kez Foreign Policy’e konuşan Barzani, Kürtlerin baskı altında yaşamaktansa açlıktan ölmeyi tercih edeceklerini kendi yaşamı üzerinden örnekleyerek anlatıyordu:
 
“Ben Kürdistan’ın bağımsızlığı için doğdum. Doğduğumda, babam ve ailem ilk Kürdistan cumhuriyetini desteklemek için Barzan bölgesinden İran’ın Mahabad bölgesine gitmişti. Ben orada doğdum. 16 yaşındayken elime silah aldım. Bunun benim mirasım için ne anlama geldiğini düşünün; bütün hayatım Kürdistan’ın bağımsızlığı için geçti. Kürt tarihindeki ilk Kürt cumhuriyeti, Mahabad’daydı. Kürt bayrağını göndere çektiklerinde, ben o bayrağın gölgesinde doğdum. Bağımsız bir Kürdistan’ın bayrağının gölgesinde ölmek istiyorum.”
 
BARZANİ: HÜKÜMETLERİN HEPSİ KÜRTLERE BASKI UYGULADI
 
Referandum kararından sonra Barzani Washington Post gazetesine yazdığı makalede talep ettikleri bağımsızlığın tarihsel köklerine de değiniyordu:
 
“100 yıl önce, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kürtlere bağımsız devlet olmaları için söz verilmiştir. Fakat Kürtlerin taleplerinin aksine Kürdistan; Türkiye, İran, Suriye ve Irak üzerinde bölüştürüldü. Yeni Irak devletinde Kürt ve Arapların eşit haklara sahip olması gerekiyordu. Ancak art arda gelen hükümetlerin hepsi Kürtlere baskı uyguladı.”
 
Barzani’ye göre merkezi hükümet Irak’ın devlet bütünlüğünü etkin bir şekilde desteklememişti. Erbil’in bütçesinin kesilmesini ve IŞİD’le savaşta Bağdat’ın Peşmerge güçlerine silah yardımı yapmamasını bu tezine örnek olarak gösteriyordu.
 
Makalesinde dile getirdiği bir iddiası daha vardı Barzani’nin:
 
“Aşılan yüz yıllık süreçte Kürtlerin Irak’la birleştirilmesi girişimleri sadece Kürtler açısından değil, Iraklılar açısından da başarılı olmamıştır.” ( Kaynak: Rudaw)
 
Bağımsızlık referandumu kararının alınış biçimine ve zamanlamasına yüksek sesle itirazlar gelirken, IKBY yönetimi özellikle uluslar arası platformlarda bunun ne kadar da önemli bir zorunluluk olduğunu anlatmayı sürdürdü.
 
AZİZ AHMAD: BU YAPAY DEVLET...
 
IKBY Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Aziz Ahmad, New York Times’e yazdığı makalede tarihsel süreçten, ailesinin yaşadıklarından söz ederek referandum kararını savundu:
 
"Osmanlı sınırlarının yıkılmasından bir asır sonra Irak hala, ulusal arzuları ve kimlik hissiyatları bastırılan insanların zoraki bir birliği olmayı sürdürüyor. Aile üyelerim, 20. yüzyılın başından bu yana bu yapay devletteki yerlerini bulma mücadelesi veren Kürt erkek, kadın ve çocukları nesiller boyu katletmiş Irak hükümetlerinden kaçmak için on yıllarını sürgünde geçirdi. Dolayısıyla Iraklı Kürtlerin her zaman için devam eden, çözülmemiş bir kimlik sorunu oldu. Bu kimlik, Irak Kürdistanı halkı referandumda oy kullandığında nihayet bir çözüme kavuşacak.”
 
Irak Kürdistanı’nın iki komşusunu, Türkiye ve İran’a da uyarıları vardı Aziz Ahmad’ın:
 
“Nasıl ki Erbil veya Bağdat, İran’ın yakın zamanda düzenlediği seçimlere veya Türkiye’nin referandumuna müdahale etmediyse, bu ülkelerin de bunun Irak ve halkları için alınmış bir karar olduğunu kabul etmelerini bekliyoruz.”
 
ANKARA VE IRAK'I İKNA
 
Evet, IKBY’nin şimdiki yönetimi, Bölge Başkanı Barzani ve KDP’si bir yandan Bağdat’taki merkezi hükümeti, bir yandan Ankara’yı ve Tahran’ı ikna etmeye çalışırken, diğer yandan da AB’den, ABD’den Birleşmiş Milletler’e dek uzanan geniş bir yelpazede uluslar arası kamuoyuna bu referandumun bölgeye istikrar getireceğine ilişkin ikna çabalarını sürdürüyor.
 
Ancak görünen o ki, en az merkezi hükümet, komşular ve uluslar arası kamuoyunun tavrı kadar Irak Kürdistanı’nda yaşanan referandum tartışmaları da ayrı bir önem taşıyor.
 
Irak Kürdistan Bölgesi’nde giderek derinleşen siyasi ve ekonomik kriz sürüyor. 
 
En son 2013 Eylül’ünde yapılan seçimlerde Barzani’nin KDP’si 38 sandalye kazanırken, Goran Hareketi 24, Talabani’nin KYB’si 18 üyelik kazanmıştı. İslamcı çizgideki partilerden Kürdistan İslam Birliği’nin 10, Komala İslam’ın elde ettiği parlamenter sayısı da altıydı.
 
2015 yılında kapatılan IKBY parlamentosu bugüne kadar tek bir kez toplanmadı. Bağımsızlık referandumu kararı da parlamento dışında alındı. İşte bölge içinde yaşanan “bağımsızlık referandumu krizi”nin en temel noktası da burası. Goran Hareketi, KYB gibi parlamentonun ikinci ve üçüncü büyüklükteki partileri ile Komala İslam, Kürdistan’ın bağımsızlığına değil ama parlamentoda tartışılmadan bir bağımsızlık referandumu kararı alınmasına karşılar.
 
İşte dokuz ay aradan sonra geldiğim Güney Kürdistan’da yaşanan tablonun ana hatları bunlardı.
 
'GELECEĞİN DUBAİSİ'NDE ŞİMDİ GÜNDE ALTI-YEDİ SAAT ELEKTRİK VERİLİYOR
 
Çok değil, 2010’lu yılların başında “Geleceğin Dubaisi” gözüyle bakılan bölgenin bugün yarım kalmış iskelet halindeki binaların üzerinde çürümüş vinçleri, 24 saatte ancak altı yedi saat elektrik verilen bir kentle karşılaşmak insanı üzüyor.
 
Bölgenin en güvenli kentlerinden biri olan Süleymaniye’ye indiğimizde bizi Türkiyeli gazeteci-yazar Necmettin Salaz karşıladı. Çünkü onun program yaptığı Talabani çizgisindeki Kürdsad ve Kürdsad News kanallarının çağrılısı olarak Süleymaniye’ye gelmiştik. Salaz’ın yaptığı “Yurt Köprüsü” programına konuk olarak katılacaktık.
 
Kürdsad TV’yi yöneten dostların büyük yardımlarıyla hem Artı TV için program çekimeyi hem de Artı Gerçek için bağımsızlık referandumu öncesi bölgedeki farklı siyasal yapıların görüşlerini yansıtacak bir dizi yazı hazırlayacaktık.
 
Ancak uçaktan iner inmez insanın yüzüne çarpan 50 dereceye yakın sıcaklığın, elektrik kısıtlamasından dolayı günün ve gecenin büyük bölümünü klimasız, vantilatörsüz geçirmenin sıkıntısının üzerine bir de yaşanan “referandum harareti”ni ekleyince varın siz hesap edin bölgenin her açıdan nasıl alev alev yandığını…
 
Elbette bu sıcaklık sadece mevsimden ya da referandum kararından ya da yaşanan siyasi ve ekonomik krizden kaynaklanmıyor.
İşin bir de tarihi boyutundan gelen bir birikim var; Kürtlere yüz yıl önce verilip bugüne kadar tutulmayan Bağımsız Kürdistan sözü…
 
‘Kürt halkının değil, Barzani ailesinin referandumu’
 
Goran Hareketi’nin yöneticilerine göre ekonomik krizden dolayı Kürtler’in yüzde 50’si üç öğün yemek yiyemiyor. Kürdistan Parlamentosu iki yıldır kapalı, başkanı iki yıldır Erbil’e gidemiyor.
 
Kızgın göstericiler neredeyse bir hafta boyunca Süleymaniye, Halepçe, Raniye gibi kent ve kasabalarda sokağa dökülmüştü.
 
Maaşlarının ve sosyal ödeneklerinin gecikmesini protesto ediyorlardı.
 
Goran Hareketi ve KYB’nin güçlü olduğu Süleymaniye’de gösterilerin şiddeti artmış, KDP binaları ateşe verilmişti.
 
Barzani’nin KDP’si beş kişinin yaşamını yitirdiği, onlarca kişinin yaralandığı şiddetli gösterilerin arkasında Goran Hareketi’nin olduğunu iddia ediyordu.
 
Aynı KDP, Süleymaniye’de etkili parti olarak KYB’yi de saldırılara engel olmamakla suçluyordu.
 
Irak’ın diğer bölgelerine göre Saddam Hüseyin rejimi devrildiğinden beri nispeten istikrarlı bir alan olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde uzun zamandır böylesine büyük bir siyasi kriz yaşanmamıştı.
 
Çünkü bu siyasi açmazın öncesinde yaşanan çok ağır bir ekonomik kriz vardı.
 
Merkezi hükümet; memurların, öğretmenlerin, polislerin, peşmergelerin maaşını ödeyemez olmuştu bir süredir.
 
Yaklaşık 4,5 milyon nüfusu bulunan Irak Kürdistanı’nda 1,5 milyon kişinin devletten maaş aldığı düşünülürse yaşanan krizin vahameti daha net ortaya çıkar.
 
Bu neredeyse bölgenin tamamına denk düşüyordu. Ya da başka bir deyişle her eve devlet kasasından en az bir maaş giriyordu.
 
2015’in Ekim’inde var olan ekonomik kriz artık siyasi krize doğru evriliyordu büyük bir hızla.
 
Süleymaniye’den yola çıkan Bölgesel Parlamento Başkanı, Goran Hareketi üyesi Yusuf Muhammed’in KDP tarafından Erbil’e sokulmamasıyla varolan krizler yeni bir aşamaya tırmanmıştı.
 
O süreçte KDP, Goran Hareketi’nin televizyon kanalı KNN’nin Erbil ve Dohuk’taki ofislerini kapatacak, Süleymaniye merkezli bir başka Kürt medya grubu NT de Erbil’deki ofislerinin güvenlik güçleri tarafından basıldığını, çalışanlarının “sınır dışı” edildiğini duyuracaktı. (Kaynak: BBC)
 
O günden bu yana Kürdistan Bölgesel Parlamentosu bir daha toplanamayacak, yaklaşık iki yıldır çözülemeyen ve bugün de hala süren yeni bir krizi olacaktı federal bölgenin.
 
İşte bölgede yaşanan hem ekonomik hem de böylesine siyasal krizler giderek derinleşirken Barzani’nin 25 Eylül’de Bağımsızlık Referandumu ilan etmesi gündeme gelecekti.
 
 
 
MECLİS BAŞKANI İKİ YILDIR ERBİL’E GİREMİYOR
 
İlk randevumuz Goran Hareketi’yle.
 
Bölgedeki ilginç partilerden biri Goran.
 
Geçtiğimiz ay yaşamını yitiren bölgenin saygın siyasetçilerinden Noşirvan Mustafa, KYB lideri Celal Talabani’nin yardımcılığı görevinden istifa ederek 2006’da kurmuş Goran’ı.
 
Girdiği son seçimlerde büyük bir başarı kazanmış Goran ve parlamentoya KDP’nin hemen arkasından ama içinden doğduğu KYB’nin önünde ikinci parti olarak girmiş.
 
Süleymaniye’nin merkezinde bir çam ormanı içindeki tepenin üzerine kurulu Goran’ın genel merkezi. Partinin televizyonu KNN de aynı tepede kurulu.
 
Parti binasının önünde dev sayılabilecek beyaz Toyota jipler sıralanmış.
 
Gazeteci-Yazar dostum Necmettin Salaz’ın beyaz Chevrolet’i onların arasında pek küçük kalıyor.
 
 
 
Güvenlik kontrolünden geçip bizi bekleyen Merkez Komite üyeleri Dr. Muhammed Ali ile Enver Kerim’in bulunduğu odaya geçiyoruz.
 
Dr. Ali Merkez Komite’ye bağlı 12 ayrı çalışma grubunun koordinasyonundan sorumlu. Masasının üzerinde yazılmış raporlar, hazırlanmış dosyalar duruyor.
 
Raporlardan biri Türkiye-IŞİD ilişkilerine dair. Bir başka raporun kapağında Putin ile Erdoğan’ın fotoğrafları var yan yana. Birinin altında “Kayzer”, diğerinin altında “Sultan” yazıyor.
 
Doğal olarak Dr. Ali’ye ilk sorumuz 25 Eylül’de yapılacağı ilan edilen Kürdistan’ın bağımsızlık referandumuna ilişkin yaklaşımları oluyor.
 
“Goran Hareketi Kürdistan halkı için bir referanduğumu ya da bağımsılığı reddetmez” diyor Dr. Ali, “Bu kürt halkının en doğal hakkıdır. Zaten ‘Bağımsız Kürdistan’ Goran’ın kendi tüzüğünde ve programında var. Bu meselenin birinci yanı. Gelelim konunun ikinci yanına. Referandum bir amaç, bir hedef olmamalı. Bir devlet kurmak araç olabilir. Ama bu amaç haline getirilmemeli. Faşist İtalya ve Almanya’da devlet amaçtı ve her şey devlet içindi. Erdoğan gibi bir insan da devleti halka hizmet için değil, amaç olarak kullanıyor. Bizim farkımız, KDP ile ayrıldığımız en önemli yan bu. Onlar devleti bir grubun hizmetinde gibi görüyorlar. Bu ülkede 25 Eylül’de yapılacak olan referandum Kürt halkının referandumu değil, Barzani ailesinin ve KDP’nin kendisi için yaptığı referandumdur.”
 
“Bağımsız Kürdistan Referandumu”nun içerdiği tuzağa dikkat çekmek için bir örnek veriyor Dr. Ali.
 
Adamın biri, diğerine “Şurada namaz kılmak istiyorum” demiş.
 
Yanındaki “Orası pistir, öyle yerde namaz kılınmaz” deyince adam başlamış bağırmaya:
 
“Ne, yoksa sen namaza, dine, imana karşı mısın?”
 
Dr. Ali de bu örnek üzerinden, mevcut koşullarda yapılacak referanduma karşı olduklarını söyleseler, “Ne, yoksa sen Kürtlerin bağımsızlığına, bağımsız Kürdistan devletine karşı mısın” gibi gerçek olmayan bir polemikle yüzyüze gelmek istemediklerini anlattıktan sonra geliyor meselenin aslına:
 
“Referandum konusundaki poblemi iki açıdan ele alabiliriz. Biri teknik, diğeri de yapısal. Birincisi, bu referandum kararı parlamentoda tartışılmalı ve orada karara bağlanmalıydı. İkincisi de, sen nerede yapacaksın  bu referandumu? Kerkük ve Şengal’de yapabilecek misin? Bunlar da Kürdistan toprağı. Peki, bunlar referanduma katılacak mı, tabii ki hayır. Aslında konunun özü şu; Mesud Barzani’nin hiçbir şeyi yasal değil. İki seneye yakındır Kürdistan parlamentosu kapalı. Hiçbir konu iki yıldır parlamentoda görüşülüp konuşulamıyor. Tek bir yasa ya da karar onaylamadı parlamento iki yıldır. Parlamento başkanı iki yıldır Hewler (Erbil)’e gidemiyor. Bizim parlamento başkanımız Doktor Yusuf bütün dünyayı gezebiliyor, Almanya’ya, Belçika’ya, Tahran’a, Ankara’ya, İstanbul’a gidiyor ama Hewler’deki kendi ofisine gidemiyor.”
 
Bütün bu anlattıklarından sonra konunun özüne ilişkin bir saptama yapıyor Dr. Ali:
 
“Barzani, bağımsızlık referandumunu halkı bu başlıkla oyalamak için yapıyor. Ekonomik anlamda Kürdistan çöküntü içindedir. Bu krizin üzerini örtmek için refeerandumu sahaya sürüyor. ‘Ekonomiyi düzeltemiyorum, bari devlet kurayım’ havasında.”
 
 
 
‘PARAMIZ AZ DEĞİL, HIRSIZIMIZ ÇOK’
 
Tam bu noktada söze Goran Hareketi’nin aynı zamanda ekonomi uzmanı olan Merkez Komite üyesi Enver Kerim giriyor. Verdiği çarpıcı rakamlara göre, Kürdistan’da bir ailedeki her bir ferdin yaşayabilmesi için 600 bin dinar gerekiyor. Yani dört kişilik bir aileye gerekli olan para 2,5 milyon dinar. Ancak şu anda kişi başına ortalama bin 100 dinar düşüyor.
 
Bu tablonun günlük hayata yansımasını da anlatıyor Kerim:
 
“Şu anda bölgede işsizlik oranı yüzde 20. Bir Kürt insanı normal şartlarda üç öğün yemek yiyemez. Kürtlerin sadece yüzde 35’i hesap yapmadan üç öğün yemek yiyebiliyor. Kürdistan’ın yüzde 50’si üç öğün yemek yiyecek durumda değil.”
 
Kerim bu cümlesini bitirince durup bir espri yapıyor gülerek:
 
“Eskiden günde dört öğün yemek yiyorlardı.”
 
Kerim’in verdiği sayılara göre şu anda bütün Kürdistan’da beş bin proje durdurulmuş durumda; okullar, hastaneler, asfalt yollar...
 
3 bin 500 fabrikanın kapatılmış durumda olduğunu söylüyor Kerim. Bunların blok çimento yapan, mobilya üreten, demir ve alüminyum işleyen fabrikaların kapatıldığını anlatıyor.
 
Kerim’e göre ekonomik krizin başlangıcı 2014 yılına kadar gidiyor. O zamana kadar Irak Kürdistan’ı ürettiği petrolü merkezi hükümete veriyor ve genel bütçeden nüfusuyla orantılı olarak yüzde 17 pay alıyor. Ancak “ekonomik bağımsızlık” talebiyle Barzani petrolünü merkezi hükümete rağmen Türkiye’ye satmaya başlıyor. Irak Hükümeti de bölgenin yüzde 17’lik payını askıya alıyor.
 
Barzani’nin neden böyle bir tutum takındığını açıklamak için Erdoğan üzerinden örnekleme yapıyor Kerim:
 
“Aynen Erdoğan gibi otokrasi ve kişi devleti hedefliyor. Ana problemimiz de bu. Aslında bizim paramız hiç de az değil, hırsızımız çok. Girdimiz az değil, hırsızımız fazla. Eğer adaletli bir yönetim oluşursa, eğer şeffaflık olursa, her şey denetlenirse, para şeffaf bir yöntemle dağıtılırsa Kürdistan halkında fakirlik diye birşey kalmaz.”
 
Goran Hareketi yöneticilerinin ciddi bir iddiaları var. Türkiye ile 50 yıllık bir petrol satış anlaşması imzalanmış. Ancak bu anlaşmanın içeriğinden sadece Mesut ve Neçirvan Barzani ile Petrol Bakanı Aşti Hawrami’nin bilgi sahibi olduğunu söylüyorlar. Celal Talabani’nin oğlu Kubat’ın da bu anlaşmadan haberdar olabileceğini ama bir ortaklığının olduğuna ihtimal vermediklerini söylüyorlar.
 
Genel tabloyu çizerken Dr. Ali ekonomiden Kürdistan’da yaşanan siyasi krize uzanıyor:
 
“Türkiye ile yapılan 50 yıllık petrol sözleşmesinin içeriğini parlamento bilmiyor. Sadece o değil. Barzani’nin başkanlık süresi bitti, tekrar uzatıldı. Tekrar bitti. Şeffaflık talepleri gündeme gelmeye başladı. Öyle olunca da parlamentoyu kapatmak en mantıklı yol olarak seçildi! Eğer gerçek anlamda Mesut Barzani’nin ruh halini anlamak istiyorsanız, Erdoğan’ı inceleyin, O’nu da çözersiniz. Aralarındaki farkı şöyle söyleyebiliriz; Erdoğan’da bir aile, Barzani’de bir aşiret var.”
 
Tam bu noktada Dr. Ali’ye parlamento kararı olmadan Barzani’nin 25 Eylül’deki referandumda ısrar etmesi halinde Goran Hareketi olarak tavırlarının ne olacağını soruyoruz. “Şimdi bu referandum aslında bu ekonomik ve siyasi kriz içersinde, ülkenin bu içinde bulunduğu durum itibariyle çok gerekli değil” diyor.
 
“Ama Barzani eğer inat eder, referanduma giderse biz de halka ‘serbestsiniz’ deriz. ‘Oy kullanmak ya da kullanmamak sizin hakkınızdır, o yüzden serbestsiniz’ deriz. Çünkü bu çok yanlı bakılması gereken bir başlık. Eğer çok yanlı bakılması gerekiyorsa problemli bir başlıktır. Çok kenarlı, köşeli bir problem yumağıdır. Bütün komşu ülkeler, Türkiye, İran ve Araplar karşıyken biz bir problem mi çözüyoruz, yoksa yeni bir problem mi yaratıyoruz? Bizdeki bilgiye göre KDP içersinde etkili bir grup, aynen bizim hazırladığımız gibi bir rapor hazırlamışlar, ‘bu referandum çok problemli’ diye.”
 
‘Paramız yok, elektriğimiz yok, yakında suyumuz da bitecek’
 
Komala İslam da Talabani'nin lideri olduğu KYB de parlamentodan geçmeyen ve yasası çıkmayan bir referandum kararını kabul etmeyeceklerini söylüyor.
 
Sokağın bir ucunda Peyam TV var. Yanında da Sünnet Radyo. 
Sokağın başında da bölgenin en büyük İslamcı partilerinden Komala İslam’ın genel merkezi bulunuyor.
İslamcı partilerin Irak Kürdistan Parlamentosu’nda 17 milletvekili var. Bunlardan altısı Komala İslam’dan seçilmiş. Ayrıca merkezi Irak Parlamentosu’na üç üyeyle girmeyi başarmışlar.
 
Komala İslam’ın parti binasında bizi Merkez Komite üyesi Rebwar Muhammed bekliyor.
Dışarıda sıcak 50 dereceye yaklaşmış. Bizi klimaların çalıştığı büyük bir salona alıyorlar.
Geniş koltuklara oturuyoruz. Rebwar Muhammed ile aramızda bir sehpayla yan yana konulmuş bir parti bayrağı bir de Irak Kürdistanı’nın üzerinde sarı bir güneş olan yeşil, beyaz, kırmızı bayrağı yer alıyor.
 
Bugünlerde Irak Kürdistanı’nda hangi muhalife “referandum” derseniz, söze hemen “parlamento” diye başlıyor.
Rebwar Muhammed de bu eğilime uygun davranıyor:
 
“Şu an parlamentomuz kapalı, çalışmıyor. Kürdistan’daki siyasi partiler birbirlerine uzaklar. İlişkileri kötü. Ciddi biçimde bir yönetim krizi var. Kürdistan Hükümeti’yle halkın ilişkisi hiç iyi değil. Biz İslami topluluk olarak ulusal birlik istiyoruz. Bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz. Kürdistan Parlamentosu’nu çalıştırmak, hayata geçirmek istiyoruz. Yasaların parlamentodan çıkmasını istiyoruz. Bağdat’la ciddi bir diyaloğun olması gerekiyor. Referandum isteniyorsa komşu ülkelerle; İran, Irak ve Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olmamız gerekiyor. Uluslararası güçlerle, ABD ve AB ile sıcak ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor.”
 
'EKONOMİK ANLAMDA ŞEFFAFLIK YOK'
 
Hangi eğilimden olursa olsun Irak Kürdistanı’nda görüştüğüm bütün muhalifler, yaşanılan krizlerin nedenleri konusunda hemen hemen aynı teşhisi koyuyorlar. Hatta çözüm önermeleri bile birbirlerine çok yakın. 
Yaşanan krizin ana nedenini “yönetim” diye açıklıyor Rebwar Muhammed:
 
“Ekonomik anlamda hiçbir şeffaflık yok bölgede. Üçkağıtlar, çalma, çırpma, hırsızlık, yolsuzluk çok fazla. Her tarafta servet konusunda çok ciddi adaletsizlikler var. Bunlar krizin ana kaynağıdır. Hükümetin içinde adaletli bir dağıtım mekanizması yok. Hükümette olan partiler gerek hükümet olmanın, gerek parlamentoda olmanın sorumluluklarını yerine getiremediler. Bu yüzden de kriz her geçen gün boyutlanıyor.”
 
Goran Hareketi yöneticileri, Barzani’nin aldığı bağımsızlık referandumu kararının parlamentodan geçmemesi durumunda tabanlarını serbest bırakacaklarını açıklamıştı. 
Komala İslami yöneticisi Rebwar Muhammed’e mevcut koşullarda referandum yapılması durumunda tavırlarının ne olacağını sorunca “Tartışmamız sürüyor, henüz bir karar almış değiliz” diyor.
“Ama inanıyoruz ki bu koşullarda yapılacak bir referandum başarılı olmaz. Bizim şu anda var olan mekanizmaya ciddi müdahale kararımız var. Bu referandumun parlamentoya taşınmasını bekliyoruz.”
 
Rebwar Muhammed’e son olarak Türkiye’ye ilişkin yaklaşımlarını soruyoruz.
“Bizim geçmişte de, şimdi de düşüncemiz şudur ki Türkiye’de barış süreci olmazsa hiçbir şey olmaz. Yapılması gereken şey barıştır. Biz hem HDP’ye hem de AKP’ye, ‘lütfen barış sürecine girin ve o yolda devam edin’ diyoruz.”
 
‘PARLAMENTO KARAR ALMAZSA REFERANDUMA KATILMAYIZ’
 
Irak Kürdistan bölgesinde Erbil’de yani bölgedeki adıyla Hewler’de mi yoksa Süleymaniye’de mi olduğunuzu anlamanın en kolay yolu ana caddelerde, kavşaklarda, bazı binalarda asılı fotoğraflara bakmak. 
Eğer buralarda Mesud Barzani’nin dev fotoğraflarını görüyorsanız Erbil’de, yok Celal Talabani’nin posterlerini, sactan yapılmış dekupe fotoğraflarını görüyorsanız kesin Süleymaniye’desiniz demektir.
 
Asayişin, Peşmerge’nin kontrol noktalarında da Barzani bölgesine mi, Talabani bölgesine mi girdiğinizi ayırt etmek için üniformalara bakmak gerekiyor.
Çünkü Irak Kürdistan’ında bir tek parlamentoda ortaklaşılmış. O da iki yıldır kapalı. 
 
Onun dışında iki ayrı peşmerge ordusu, iki ayrı istihbarat örgütü var.
Erbil bölgesinde en önemli siyasi güç Barzani’nin KDP’si. Süleymaniye bölgesine ise Celal Talabani’nin KYB’si hakim.
Ancak KYB’den ayrılan Goran Hareketi bu örgütten önemli bir güç koparmış. Son seçimlerde Goran 24 milletvekili çıkartırken KYB’nin kazandığı sandalye sayısı 18’de kalmış. Ancak kabul etmek gerekir ki, Süleymaniye bölgesinde yine de en önemli siyasi güç KYB.
Bizim de randevumuz KYB Başkanlık Divanı üyesi Saman Germiyani ile…
 
Germiyani bizi evinde bekliyor ama çok kolay olmasına rağmen bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü Germiyani’nin konutunun olduğu arazi dev beton bloklarla kuşatılmış. Çok yüksek bir güvenlik uygulaması var. Kapıdaki nöbetçi kulübesi bile ancak içeri girdikten sonra fark ediliyor.
Kapı girişinde uzun namlulu otomatik silahlarıyla peşmergeler var. Bu güvenlik önlemlerini aşıp bahçeye girdiğimizde belki de Süleymaniye’nin en güzel villalarından biri karşılıyor bizi.
 
Germiyani, geçmişte partisinin Ortadoğu, Avrupa sorumluluklarında bulunmuş, KYB’nin dış ilişkiler sorumluluğunu yürütmüş.
“Referandum” der demez buradaki diğer muhalifler gibi içinde “parlamento” sözcüğünün geçtiği cümleler kuruyor.
 
“Referandum öncelikle yasayla gündeme gelmeli ve parlamentodan geçmeli. 2014 yılında bir yasa çıkardık parlamentodan. Dördüncü maddesi referandum için parlamentonun yasa çıkarmasını öngörüyor. Geçenlerde referandum için bir toplantı vardı. KYB olarak temsilcimiz yoktu. Sadece KYB’den seçilen Kerkük Valisi Necmettin Kerim ile Hükümet Başkan Yardımcısı Kubat Talabani bulundu. Ancak biz resmi temsilci göndermedik. 16 Haziran’da yaptığımız Başkanlık Konseyi toplantısında bir karar aldık. Referandum konusu parlamentoda karar altına alınmadan YNK’nın bu tür toplantılara katılmamasını kararlaştırdık. Bizim kaidemiz kanundur. KDP bu kararı tek başına aldı. KDP’ye kalırsa parlamentoya gerek yok. Hemen referanduma gideceğiz. Eğer parlamentoda karar alınmazsa biz sandığa gitmeyeceğiz. Eğer düzeltilirse gideriz. Aksi durumda İslamcılar gitmiyor, Goran gitmiyor, KYB gitmiyor. Şu an kesin olarak kararımız, önce yasa olacak, parlamentoda karar alınacak, sonra referandum yapılacak. Bizim istediğimiz hem Kerkük’ün hem de Şengal’in referanduma dahil olması. Ancak KDP istemiyor bunu.”
 
Kürdistan’ın ekonomik ve siyasal açıdan genel görüntüsünü anlatırken, biraz da şakayla karışık ama pek de parlak olmayan bir tablo çiziyor Germiyani:
“Kürdistan’ın durumu gerçekten çok iyi. Bir paramız yok, iki elektriğimiz yok, üç yakın zamanda suyumuz da bitecek, dört yolumuz vesairemiz yok. Durumumuz bu. Sen maaş ödeyemiyorsun, elektrik veremiyorsun, yol yapamıyorsun, hizmet sunamıyorsun bu durumda nasıl devlet kuracaksın?”
 
“Neden parlamentodan geçirilmeden bir bağımsızlık referandumuna gidiyor Kürdistan” sorusuna herkes farklı yanıt veriyormuş gibi çok değişik, üstü örtülü cümleler kuruyor ama aslında söyledikleri aynı; “Eğer referandum için yasa çıkarılırsa bu parlamentonun açılması anlamına gelir. O zaman bir şeffaflık mecburiyeti ortaya çıkar. O zaman biz çıkar rahatlıkla ‘Sen petrol satıyorsun, nerede bu para, ne kadar paramız var, nasıl yöneteceksiniz bu ülkeyi’ diye soracağız.”
 
Bu denli sıkıntılı, krizlerin yoğun olduğu bir süreçte referanduma gidilmesini de Germiyani “KDP bir kriz içersindedir. Bir yönetim anlayışına göre bir krizi bertaraf etmek için eskisinden de büyük bir kriz çıkarmak gerekiyor. Parlamento krizi var, KDP-Goran krizi var, Irak krizi var, para krizi var, Ortadoğu krizi var… Bu şartlarda öyle bir kriz çıkartacaksın ki, diğer bütün krizleri unutturacaksın. KDP’nin izlediği politika bu” diye açıklıyor.
 
Germiyani normal şartlar altında bağımsızlık ilanı için Bağdat’la oturup konuşulması gerektiğini savunuyor ama O’na göre “biz bağımsızlık istiyoruz” deyince Bağdat’tan alınacak yanıtın da ne olacağını net biçimde aktarıyor:
“Ekmek yok, su yok, aş yok, elektrik yok, neyle bağımsızlık yapacaksınız?”
 
25 yıldır Hewler-Süleymaniye, Halepçe-Süleymaniye, Ranya-Süleymaniye, Germiyan-Süleymaniye yollarının yapılmadığı, çeyrek asırdır elektrik sorununun çözülemediği, tren yolu projesini gerçekleştiremediklerini anlatıyor Germiyani, ama arkasından da ekliyor;
“ben de elbette istiyorum ki Kürdistan bağımsız olsun, halk özgür olsun ve mutlu yaşasın. Ama bir yanda diktatörü, bir yanda yoksul bir halkı istemem. Ben de böyle düşünüyorum, partim KYB de. Biz de Kürdistan’ın bağımsızlığını istiyoruz ama yasal yollarla, parlamento kararıyla getirilecek bir referandumdan ve bağımsızlıktan yanayız. Daha 1992 yılında KDP basit bir muhtariyet isterken biz federasyon istiyorduk.”
 
‘Sonuç belli; her Kürt bağımsızlık ister’
 
Bağımsızlık referandumu üzerinden büyük bir algı operasyonu yürütülüyor. Referandum kararının alınış biçimine karşı çıkanlar “Kürtlerin bağımsız olmasına karşı” diye saldırıya uğruyor.
 
Irak askerleri, Erbil’den, Süleymaniye’den peşmergeler Musul’u ele geçiren IŞİD’e karşı yola koyulmuşlardı.
 
Büyük bir heyecan yaşanıyordu bölgede. Herkesin gözü, kulağı televizyon ekranlarındaydı.
 
Yeni açılan bir cephenin heyecanı yaşanıyordu.
 
İşte o günlerde, bundan tam dokuz ay önce buluşmuştuk Kürdistan Nwe’nin Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Stran Abdullah ile.
 
Kürdistan Nwe Süleymaniye bölgesinin en güçlü, tirajı en yüksek gazetelerinin başında geliyor.
 
Abdullah’ın odasında bölgenin lideri Celal Talabani ile çekilmiş fotoğrafları var.
 
O günlerde Musul’da karşı karşıya kalınan çözümsüzlüğü anlatmak için bir ironi yapmıştı Abdullah:
 
“Şimdi görünen o ki Musul’da ya toprak değişecek ya da halk değişecek!”
 
Dokuz ay sonra bir kez daha buluştuk Stran Abdullah’la. Birkaç gün önce Musul IŞİD’in elinden alınmıştı. Görünen o ki Stran Abdullah’a göre ne toprak değişmişti Musul’da, ne de insan.
 
“Irak merkezi hükümeti sadece askeri çözüm düşündü Musul için. Hiçbir siyasi çözüm üretilmedi. Bence Musul’da var olan sorunlar şu anda daha fazlasıyla mevcut. İleride daha büyük sorunlarla da karşı karşıya kalacağız.”
 
Abdullah’ın en büyük endişesi, bölgede yaşanan gerilimin daha büyük bir mezhep çatışmalarına yol açması.
 
Musul’ın IŞİD’den temizlenmesinin bile bu tehlikeyi bertaraf etmesi bir yana daha da arttırdığı görüşünde.
 
Bu arada Abdullah’la görüşürken çevirmenliğimizi Heja Dilşad yapıyor. Sohbet sırasında Hasan Cemal’in Barışa Emanet Olun kitabının Kürtçe’ye çevrildiğini, yakında kitabın Süleymaniye’de piyasaya çıkacağını anlatıyor.
 
Dokuz ay önceki “Musul sorunu nasıl çözülür?” sorusunun yerini “kriz” ve “referandum” sözcükleri almış.
 
Şu anda bölgede yaşanılan krizi “daha da kötüye gidiyor” diye tanımlıyor Abdullah:
 
“Halk ekonomik krize alışmaya, ona göre yaşantısını düzenlemeye çalışıyor. Yakın bir zamanda krizin çözülebileceğini, normale dönebileceğimizi tahmin etmiyorum. Bir taraftan Bağdat’tan gelen kaynak kesilmiş, diğer taraftan da Kürdistan yönetimi bu soruna alternatif bir çözüm bulabilmiş değil. Siyasi partiler arasındaki rekabet ve çözülmemiş sorunlar bu ekonomik krizin daha da kötü yönetilmesine yol açıyor. Kürdistan’da taraflar birbirlerine güvenlerini kaybetmişler.”
 
Abdullah yaşanan ekonomik ve siyasi krize değindikten sonra sözü referanduma getiriyor:
 
“Elbette ekonomik kriz bağımsızlık referandum sürecini engellemiyor. Bir Kürt devleti, her Kürdün isteğidir eskiden beri. Ancak sorun şu; referandum için siyasi partiler arasında bir alt yapı oluşturulmadı. Parlamento iki senedir çalıştırılmıyor. İlk aşamada parlamentoyu tekrar çalışır hale getirmek gerekiyor. Ancak o zaman uluslar arası zeminde saygı gösterilir referandum sonucuna. Zaten öncelikle biz kendi irademize saygı göstermeliyiz. Bağımsız bir Kürdistan ilan edilebilir örneğin Atatürk ya da Bismarc gibi. Herhangi büyük bir lider bunu dile getirebilir. Ama referandum yoluyla bağımsızlık ilan etmek için demokratik bir altyapıya ihtiyaç vardır. Eğer sen demokrasiye inanıyorsan bunu yapabilmek için demokratik şartları yerine getirmen gerekir. Gerek parlamentonun kapalı olması, gerekse de başkanlık krizinden dolayı demokratik ortam ortadan kalkmış durumda.”
 
Stran Abdullah, referandumun stratejik bir hedef olduğunu, siyasi bir kart olarak kullanılmaması gerektiğini anlatıyor.
 
 
 
‘BARZANİ IŞİD’İN YANINDA OLDU’
 
Süleymaniye’deki Siyaset ve Demokratik Düşünce Akademisi’nde Rekawt İsmail İbrahim ile buluşuyoruz. Rekawt çevirmen ve yazar. Aynı zamanda akademi üyesi.
 
Şu anda Irak Kürdistanı’nın içinde bulunduğu durumu anlatırken 1990’lı yıllara gidiyor:
 
“Sokaktaki insanlara bile sorsanız, size aynı tespiti yapacak. Diyecek ki ‘Gerek ekonomisi, gerek insanların durumu gerekse de siyaseti açısından Kürdistan 1993’ün 1994’ün de gerisine düşmüş’. Yani tam bağımsızlık öncesi bir süreç ve aynen o psikoloji yaşanıyor. O yıllarda da Kürdistan’ın statüsü belirsizdi, o zaman da Kürdistan Parlamentosu KDP’nin yani Barzani’nin elindeydi. Türkiye ile ilişkiler de o zaman sıkı fıkıydı, ekonomide kriz vardı, o zaman da işsizlik vardı. O zaman IŞİD yoktu ama Saddam Hüseyin vardı. Yani o zaman da belirsizlikler bekliyordu, şimdi de… Şimdi de KDP Kürdistan’da ne kadar kriz varsa referandumla aşmaya çalışıyor.”
 
Rekawt’a göre Barzani’nin istediği referandum tarzı tarihte görülmemiş. Batı Timor, İngiltere’den, İspanya’dan örnekler vererek anlatıyor hangi yöntemlerin, mekanizmaların kullanıldığını.
 
“Ama Barzani istiyor ki sadece kendi ajandası olsun. Biz üç örneğe baktık, Endonezya, İngiltere, İspanya… Hepsinde de geniş bir ittifak vardı. BM’nin bilgisi hatta gözlemciliği dahilindeydi çoğu. Halkın da bilgisi vardı, her şeyi öğrenmişti. Ama Barzani için böyle bir şey yok, ne gözlemci istiyor ne de örneklere bakılmasını… Oysa burada siyasi partilerin ittifakı yok, parlamento çalışmıyor...”
 
“Barzani şu an hem siyasi, hem askeri, hem ekonomik, hem de diplomatik bir krizin içersinde” diyen Rekawt’ın ciddi bir iddiası var.
 
“Bu krizin sebebi Barzani’dir. Musul’un düşmesinde IŞİD’in yanında oldular. Irak Hükümeti’nin elinde böyle bir belgenin olduğundan söz ediliyor. Eğer IŞİD’le savaş biterse Irak hem Türkiye’den hem de Barzani’den hesap soracak. Barzani’nin taktiği şu; onlar hesap sormaya kalkmadan ben referandumu yapayım. Hesap istemezlerse ben de bağımsızlık ilan etmem.”
 
 
 
‘YÜZDE 95 EVET ÇIKSA BİLE BAĞIMSIZLIK İLAN EDEMEYECEKLER’
 
Irak Kürdistanı’nda yaşanan süreci, bölgedeki gelişmeleri en yakından izleyenlerden biri de Türkiye kökenli gazeteci-yazar Necmettin Salaz.
 
Referandum kararıyla birlik gündeme yapay bir tartışmanın getirildiğini düşünüyor Salaz. Ona göre referandumda kesin olarak Kürtler bağımsızlığa “Evet” diyecek. Çünkü hiçbir Kürt bağımsızlığa “Hayır” demez.
 
Salaz, kapalı bir parlamentoyla, süresi çoktan dolmuş ve yerine yenisi seçilememiş bir başkanla, mecliste değil de Erbil’e bağlı bir kasabada yapılan dar kapsamlı bir toplantıyla ve uluslar arası koşulları yaratılmadan yapılacak referandum sonucu gelecek bağımsızlığı çok tehlikeli buluyor Kürdistan açısından.
 
“Referandumda yüzde 95’ten fazlası bağımsızlığı kabul eder. Kimse ‘Bağımsız bir Kürdistan istemiyorum’ demez. Ama bu bağımsızlık kararı uygulanamaz. Eğer uygularsan şimdi Katar’ın yaşadığının beş beteri başına gelir. Küçücük bir bölgede, hava sahası olmayan, kara çıkışı olmayan, deniz çıkışı olmayan bir bölgedeyiz. Bir yanımızda Araplar, diğer yanımızda İran, öbür yanımızda da Türkiye var. Bu üç ülke tarihsel süreç içersinde bizi bir kaşık suda boğmadılar mı? Türkiye karşı. Araplar savaş sebebi sayacaklarını ilan etti. İran da karşı.   Bağımsızlık kulağa hoş geliyor ama sağını solunu, önünü arkasını düşünmezseniz halkınızı bir felakete sürükleyebilirsiniz. Şimdi bu haldeyken, Araplarla ilişki varken, Türkiye ve İran’la ticaret sürerken, sağdan soldan kredi alıyorken, Rus petrol şirketleriyle anlaşma yapabiliyorken bile sen kendi memurlarının maaşlarını ödeyemez duruma düşmüşsün.”
 
Alınacak en az yüzde 95’lik oya rağmen Irak Kürdistanı’nın kesinlikle bağımsızlık ilan edemeyeceği görüşünde Salaz.
 
“Eğer bu koşullarda bağımsızlığa gidilirse bizi boğarlar. Açlıktan, susuzluktan ölürüz. İran bize elektrik vermezse, Türkiye de elektriğimizi keserse burada hayat durur. Elektriğimiz yok, petrol ülkesiyiz ama petrolümüzü Türkiye’ye gönderip orada işletip buraya geri getiriyoruz. Bu kadar zor koşullar varken sizin Erbil’in küçük bir kasabasında aldığınız dar kapsamlı bir kararla bağımsızlığa gitmeniz neredeyse imkansız.”
 
 
 
‘MERAKLISINA’ SON BİRKAÇ NOT
 
Kürdsat Televizyonu’nun davetlisi olarak beş-altı günlüğüne gitmiştim Süleymaniye’ye.
 
Orada hem Necmettin Salaz’ın Yurt Köprüsü programına konuk olarak katıldım hem de Kürdsat’ın teknik olanakları ve sıcak ev sahipliğinde Artı TV için bir program çekme fırsatı buldum.
 
Süleymaniye’de bulunduğum süre içersinde farklı siyasi çevrelerle temas etme, farklı görüşteki partililerle, akademisyenlerle, gazetecilerle bir arada bulundum.
 
Sağolsun sevgili dostum Necmettin Salaz hem mümkün olduğunca fazla insanla görüşmem, hem de hava sıcaklığının neredeyse 50 dereceye yaklaştığı Süleymaniye’de bana serin bir köşe bulmak için hayli çaba sarf etti. Emeğine sağlık Necmettin.
 
Süleymaniye’de tuttuğum notlardan bir fotoğraf çekmekti amacım. Bu yüzden “Bağımsızlık Referandumuna Doğru Kürdistan” başlıklı bir yazı dizisi hazırladım Artı Gerçek’e.
 
Yazının ilk bölümünde bağımsızlık referandumu kararı alan Barzani ve KDP çevresinin görüşlerini, bu kararı alma nedenini, amaçlarını yansıtmaya çalıştım.
 
Yazı dizisi, bu kararın yöntemine, biçimine, uygulamasına karşı çıkan farklı siyasi partilerin yöneticilerinin görüşleriyle devam etti.
 
Evet, bağımsızlık referandumuna geniş bir yelpazede itiraz vardı.
 
Lütfen bu noktaya dikkat edin, itiraz Kürtlerin bağımsızlığına değil. Bu referandum kararının parlamentoda alınmamasına…
 
Bu konuda KYB’sinden Komala’ya Goran’dan gazetecilere, yazarlara, akademisyenlere kadar geniş bir çerçevede objektif bir yansıtıcı olmaya çaba gösterdim. Gazeteciliğin ana kuralı da budur.
 
Yazı dizisi boyunca mümkün olduğu kadar siyasetçilerin, kamuoyu önderlerinin görüşlerini yansıttım, gözlemlerimi, izlenimlerimi yazdım. Hatta mümkün olduğunca yorum yapmamaya özen gösterdim. Yani aslında objektif bir ayna tutmaya çalıştım.
 
Ancak bütün bu özenime karşın ya kimileri anlayamadı ya anlamak istemedi ya da anlamadı ki “Kürtlerin bağımsızlığına karşı olduğum” algısı üzerinden hakaret etmeye, hatta küfretmeye çalıştılar.
 
Elbette “İyi ki yazıyorsun, biz de gerçeği öğreniyoruz” diyen çok insan vardı. Bunların büyük bölümü de Kürt’tü. Ancak bazıları belli ki yazılanları hiç anlamaya yeltenmeden, yazının içeriğini eleştirmek yerine hakaret ve küfür etmeyi yeğlediler.
 
Siyasi anlayışları ve gözlerini bürümüş milliyetçilikleri belli ki burada yazılanları anlamalarına engel oldu ya da ben yeteri kadar anlatamadım.
 
Son söz olarak bir kez daha belirteyim ki, hiçbir Kürt bağımsız olmayı reddetmez.
 
Benim gazetecilik anlayışımda da, siyasal geçmişimde de gözü dönmüş bazılarının yamamaya çalıştığı Ergenekon ya da JİTEM’in izi yoktur.
 
Sadece gerçeğin peşinde olan objektif bir gazetecilik anlayışı ve ulusların kaderlerini tayin hakkına sonuna kadar saygı duyan siyaset vardır.
 
Ben sadece gerçeğe ayna tuttum; gerisini, karşısında bulduğu görüntüyü beğenmeyenler düşünsün…
 
BİTTİ
 
 
CELAL BAŞLANGIÇ
Kaynak: Artıgerçek

Yorumlar