Felsefe

Konuşmalar (2 ) ...Konfüçyüs

22-09-2012
- Yüan Sze, Üstadın yardımıyla o kente vali oldu. (50) Üstat ona (aylık olarak) 900 ölçü buğday verdi; ama Sze almak istemedi.
- Üstat dedi ki: "Bunu geri çevirme. Al ve komşularına dağıt, köylere ve kentlere gönder."
IV- Üstat, Chung-kung'dan söz ediyordu; dedi ki: "Halk, benekli ineğin kırmızı boynuzlu buzağısını kurban olarak istemese de, dağların ve ırmakların 'ruhu' onu istemeyecek mi?"
V - Üstat dedi ki: "Hui, erdeme aykırı davranmamak için üç ay düşünür. Öteki öğrencilerimse, ancak bir gün ya da bir ay düşünebiliyorlar."
VI - Chi K'ang, Chung-yu'nun devlet hizmetinde bir görev almaya uygun olup olmadığını sordu; Üstat dedi ki: "O, kararlarında tezcanlı değildir. Bunun için devlet hizmetine alınmasında ne zarar olabilir?" K'ang, Ts'ze için aynı şeyi sordu; (51) Üstat, "Ts'ze akıllı bir insandır; bir görev alması yararlıdır," dedi. Ch'iu için de aynı şey sorulunca, Üstat şu yanıtı verdi. "O, yetenekli bir insandır. Devlet hizmetine alınmasında ne gibi bir zarar olabilir?"
VII - Chi ailesinin başkanı, Min Tzu-chi-en'den, kendisinin olan Pi kentinin valisi olmasını istedi. (52) Min Tzu-ch'ien dedi ki: "Lütfen bu işi benim adıma incelikle geri çevirin. Başka biri daha aynı öneriyle gelirse, gidip Wen ırmağının kıyısında yaşamak zorunda kalacağım." (53)
VIII - Po-niu hastalanmıştı. (54) Üstat ziyaretine gitti. Pencereden elini tuttu, dedi ki: "Onu yitiriyoruz. Ne yazık ki, 'Göğün buyruğu' bu! Böyle bir adam hasta olsun, bu adam hasta olsun!?"
IX- Üstat dedi ki: "Hui, gerçekten değerli bir insandı. Bir kase pirinç, küçük bir kadeh içki, yoksul bir kulübe. Başkaları bu yoksulluğa dayanamazken, o neşesini asla yitirmemişti. O, gerçekten değerli bir insandı!"
X - Yen Ch'iu dedi ki: (55) "Üstadımızın ilkelerini beğenmemiş değilim; ama, onları anlatmaya gücüm yetmiyor."
- Üstat dedi ki: "Yolun ortasında gücünün yetersizliğinden dolayı geri dönen bir kimse, şimdi gücünü ayarlayabilir."
XI - Üstat, Tzu-hsia'ya dedi ki: "Bilginler arasında 'büyük ve üstün insan' ol. Küçük bir insan olma."
XII - Tzu-yu, Wu-ch'ang kentinin valisi olmuştu. Üstat ona dedi ki: "İyi adamların var mı?" O, "Tan-tai Mieh-ming (56) var," dedi, "O asla kaçamak yanıt vermez; ancak işler için daire yöneticisini görmeye gelir."
XIII - Üstat dedi ki: "Mang Chıh-fan, (57) yeteneklerinden dolayı gururlanmaz. Rakibine üstün geldiği pek seyrek görülmüştür. Kent kapısından girdiklerinde, atını kamçılayarak der ki, 'Sonuncu olmak benim yanlışım değil. Ne yazık ki atım iyi koşamıyor."
XIV- Üstat dedi ki: "Baş ayinci T'o'nun güzel konuşması ve Sung prensi Chao'nun güzelliği elde edilebilse de, yine bugünkü yıkımları önlemek güçtür." (58)
XV - Üstat dedi ki: "İnsanlar neden kapıdan çıkar gibi benim ilkelerimi kolayca izleyemiyorlar?"
XVI - Üstat dedi ki: "İşlerin yapılmasında asıl madde inceliğe egemen olursa, o işte güzellik olmaz. İncelik asıl maddeye üstün gelirse, o işte derinlik olmaz. Ama, incelik ve asıl madde birbirine eşitse, o zaman 'büyük ve üstün insan'a sahip oluruz.
XVII - Üstat dedi ki: "İnsanlar doğruluk için dünyaya gelmişlerdir. Bir insan doğru yoldan ayrılır, buna karşın iyi bir yaşam sürerse, ölümden kurtuluşu yalnızca bir şans eseridir."
XVIII - Üstat dedi ki: "Gerçeği bilenler, onu sevenlerle karşılaştırılamazlar. Onu sevenler, ondan zevk alanlarla bir değildir."
XIX - Üstat dedi ki: "Yetenekli, ortanın üstünde olan insanlarla yüksek konular konuşulabilir; ama, ortanın altında kimselerle bu konular üzerine konuşulamaz."
XX - Fan Ch'ıh, akıllı olmanın niteliklerini sordu. Üstat yanıt verdi: "Halkın adaleti için çalışan ve ruhlara saygılı olan, ama yine onlardan uzak kalan bir kimseye akıllı denir." Erdemli olmanın niteliklerini sorunca, Üstat şu yanıtı verdi: "Güçlükleri yenmeyi birinci ödevi olarak kabul eden ve ödülü sonraya bırakan bir kimseye 'erdemli' denir."
XXI - Üstat dedi ki: "Akıllı insanlar sudan hoşlanırlar. Erdemli kimseler dağlardan zevk alırlar. Akıllılar kıpır kıpırdır, erdemliler dingindir. Akıllılar neşelidir, erdemlilerse uzun ömürlüdür."
XXII - Üstat dedi ki: "Ch'i bir değişiklikle Lu derebeyliğine gelebilirdi. Lu bir değişiklikle gerçek ilkelerin egemen olduğu yere erişebilirdi."
XXIII - Üstat dedi ki: "Köşeleri olmayan köşeli kap, köşeli acayip kap." (59)
XXIV - Tsai Wo sordu: "İyiliğini seven bir kimseye, 'kuyuda iyi bir insan var' dense, onun arkasından gider mi?" Konfüçyüs dedi ki; "Niye böyle yapsın? Belki 'büyük ve üstün insan' kuyu içine atılmış olabilir; ama o, başkalarını oraya göndermez. O, aldatılabilir; ama başkalarını tuzağa düşürmez."
XXV - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' kendisini bilgiye verir, ilkelere bağlı kalır ve sınırı aşmaz."
XXVI - Üstat, Nan-tzu'yu ziyaret etmişti. (60) Tzu-lu bundan hoşnut kalmadı. Üstat ant içerek dedi ki: "Bir daha yanlış birşey yaparsam 'Gök' beni bıraksın, 'Gök' beni bıraksın!"
XXVII - Üstat dedi ki: "Doğru ilkelere göre, erdem en yüksek bir şeydir. Bunun az bulunur oluşu, halk arasında uzun zaman sürmesini sağlamıştır."
XXVIII - Tzu-kung dedi ki: "Halka armağanlar dağıtan ve onlara yardım eden bir kimse için ne dersiniz? Ona 'iyiliği seven' bir kimse denebilir mi?" Üstat yanıt verdi: "Neden 'iyilik' sözcüğünü onun için kullanıyorsunuz? Onun kutsal insanlara özgü nitelikleri yok mudur? Hatta Yao ve Shun bile bu konuda kaygı duymuşlardır."
- "Şimdi 'iyiliksever kimse' kendisini yetiştirirken başkalarını da yetiştirmek ister. Kendi bilgisini genişletirken başkalarının bilgisini de geliştirmeye çalışır."
- "İçimizde olan şeyle başkalarını karşılaştırmak; işte buna 'iyilikseverliğin sanatı' denir."
YEDİNCİ BÖLÜM
"Aktarmak"


I - Üstat dedi ki: "Ben yaratıcı olmaktan çok aktarıcıyım. Eskiyi sever ve ona inanırım. Bunun için yaşlı Pang ile kendimi karşılaştırmayı göze alabilirim." (61)
II - Üstat dedi ki: "Dinginlikle bilgi edinmek ve zevkle öğrenmek ve usanç duymadan öğretmek konusunda hangisi benim olabilir?"
III - Üstat dedi ki; "Erdem konusunu iyice işlememek, öğrenilen şey üzerinde yeter derecede durmamak, doğruluğa karşı ilgisiz kalmak, kötü olan şeyleri de işitememek. İşte bunlar beni üzen şeylerdir."
IV - Üstat, işi başından aşkın olduğunda dingin ve neşelidir."
V - "Üstat dedi ki: "Aşırıya kaçmak, benim için yok olmak demektir. Uzun zamandır düş görmemiştim. Yalnızca Dük Chou'yu (62) gördüm."
VI - Üstat dedi ki, "İstencini gerçek ilkeler için kullan.'
- "Erdemli olan şeyleri kazanmaya çalış."
- "Kendini iyiliğe ver.
- "Eğlencelerin sanat için olsun."
VII - Üstat dedi ki: "Derslerim için kuru bir et parçası getiren bir kimseye bilgi vermekten asla kaçınmam."
VIII - Üstat dedi ki: "Bilgi edinmeye istekli olmayanlara bir şey anlatamam. Kendini gösteremeyen kimselere yardım edemem. Bir kimseye bilgimin bir bölümünü öğrettiğimde, o kimse bunun öteki üç bölümünü öğrenemezse, dersimi bir kez daha yinelemem."
IX - Üstat, yas sırasında yemekten kalkar.
- Ağladığı günlerde asla şarkı söylemez.
X - Üstat, Yen Yuan'a dedi ki: "Göreve çağrıldığında işlerini savsaklama. Çağrılmadığında dinlenmeye çekil. Bunu yalnızca sen ve ben yapabiliriz."
- Tzu-lu dedi ki: "Devlet ordularını yönetecek olsanız, yanınıza kimi alırsınız?"
- Üstat yanıt verdi: "Silahsız olarak kaplana saldıranı, kayıksız olarak ırmağı geçmeye çalışanı ve öleceğinden dolayı hiçbir kaygı duymayanı yanıma almam. Benimle birlikte gelecek kimse, sorumluluğu anlayan ve hazırladığım planları seve seve yerine getirebilen bir kimsedir."
XI - Üstat dedi ki, "Zenginliği elde etmede başarıya ulaşacağımı bilsem, arabacı olmak gerekse de yine bunu yaparım; ama, bunda başarı elde edemezsem, o zaman sevdiğim şeyi izlerim."
XII - Üstadın sakınmayla karşıladığı şeyler: Oruç, savaş ve hastalıklardır.
XIII - Üstat Ch'i derebeyliğindeyken 'chao' (müzik) dinledi. Üç ay yediği etin tadını anlayamadı. Dedi ki: "Bir müziğin böyle yetkin olabileceğini bilmiyordum."
XIV - Yen Yu dedi ki: (63) "Üstadımız Wei prensinin yandaşı olabilir mi?" Tzu-kung, "Ona sorayım," dedi.
- Gidip Üstat'a sordu: "Po-i ve Shu-ch'i ne tür insanlardır?" Üstat yanıt verdi: "Onlar değerli insanlardır." Yine sordu: "Onlar yaptıklarından dolayı pişman mıdırlar?" Üstat dedi ki: "Onlar insanlığı aradılar ve ona göre davrandılar. Neden pişman olsunlar?" Üstadımız Wei prensinin yandaşı olamaz.
XV - Üstat dedi ki: "Yiyecek pirincim, içecek suyum ve kolumu dayayacak bir yastığım var. Bunlarla ben mutluyum. Zenginlik, san, onur doğru olmayan bir yolda elde edilirse, bunlar benim için uçan bulutlar gibidir."
XVI - Üstat dedi ki: "Ömrüm daha uzatılacak olursa, bunun elli yılını 'İ-ching' üzerinde çalışmaya verirdim. (64) Böylece hiç yanlışım olmazdı."
XVII - Üstadın sık sık konuştuğu konular, şiir, tarih ve törenlerin yapılması. Hep bunlar üzerine konuşurdu.
XVIII - Dük She, (65) Tzu-lu'ya Konfüçyüs'ü sordu. Tzu-lu yanıt vermedi.
- Üstat dedi ki: "Neden ona, benim alçakgönüllü bir insan olduğumu, ders verirken yemeğimi unuttuğumu, üzüntülerimi neşeyle dağıttığımı ve yaşlandığını anlamayan bir kimse olduğumu söylemedin?"
XIX - Üstat dedi ki: "Ben doğuştan bilgisi olan bir insan değilim. Eskiyi seven ve onu aramayı zevk edinen bir insanım."
XX - Üstadın söz etmediği konular, doğaüstü varlıklar, üstün güçler ve ruhlardır.
XXI - Üstat dedi ki: "Üç kişiyle birlikte giderken, onlar sanki benim öğretmenimmiş gibi davranmalılar. Ben onların iyi yanlarını seçer ve onları izlerim. Onların kötü yanı olursa, onları değiştirmeye çalışırım."
XXII - Üstat dedi ki: "Gök, içimdeki erdemi yarattı. Huan T'i bana ne yapabilir?" (66)
XXIII - Üstat dedi ki: "Çocuklarım, sizden bir şey sakladığımı mı sanırsınız? Ben sizden hiçbir şey gizleyemem. Size anlatmadığım bir şey kalmamıştır; çünkü bu, benim yolumdur."
XXIV - Üstadın öğrettiği dört şey vardı: "Yazın, ahlak, bağlılık ve doğruluk."
XXV - Üstat dedi ki: "Kutsal insanlar, benim görmeyi istediğim kimseler değildir. Görmek istediklerim, ancak 'büyük ve üstün insanlar'dır. İşte istediğim budur."
- Üstat dedi ki: "İyi insanlar, benim görmek istediğim kimseler değildir. İlgi duyduğum kimseler 'sonsuzluğu kazanmış' insanlardır! İşte istediğim budur."
- "Bir şeyi olmadığı halde, varmış gibi davranıyor. Boş, ama dolu olduğunu gösteriyor. Sıkışık bir durumda, ama özgürmüş gibi görünüyor. Böyle 'sonsuzluk'u elde etmek güçtür."
XXVI - Üstat dedi ki: "Balık avlarken ağ kullanmadı. Kuşlar uykudayken okunu atıp onları vurmadı."
XXVII - Üstat dedi ki: "Ne yapacağını bilmeden davranan kimseler vardır. Ben böyle yapamam. Çokça duymak, iyi olanı seçmek ve hep onu izlemek. Çok görmek, onu saklamak. İşte bunlar bilgi kazanmanın ikinci yöntemidir."
XXVIII - Hu-hsiang halkıyla konuşmak güçtür. Onlardan bir çocuk, Üstatla görüştü. Öğrenciler bunu kuşkuyla karşıladılar!
- Üstat dedi ki: "Onların bana yaklaşmalarını isterim. Ancak benden uzaklaştıklarında, yapacakları şeylerin sorumluluğunu üzerime alamam. Neden bu kadar kaba davranmalı? Bir kimse bana temiz olarak gelirse, onu temiz olarak kabul ederim. Ama geçmişteki davranışlarının sorumluluğunu üzerime alamam."
XXIX - Üstat dedi ki: "Erdem uzak bir şey midir? Erdemli olmak istersen, ona kolayca erişebilirsin."
XXX - Ch'en derebeyliğinin (67) Adalet Bakanı, Konfüçyüs'e, Dük Chao'nun tören kurallarını bilip bilmediğini sordu. Konfüçyüs, "Evet, tören kurallarını biliyor," dedi.
- Konfüçyüs gidince Bakan, Wu-ma Ch'i'yi selamlayarak dedi ki: "Ben 'büyük ve üstün insan'ın partizan olmayacağını duydum. 'Üstün insan' partizan olabilir mi? Bir prens Wulardan bir kızla evlendi. Aynı soyadını taşıyorlardı. Karısına Wu Meng-tuz (Wuların büyük kızı) diyordu. Bunu bir prens bilmezse başka kim bilebilir?"
- Wu-ma Ch'i bunları Konfüçyüs'e bildirdi. Konfüçyüs dedi ki: "Talihim varmış. Yanlışlarım olursa, halk bunları kesinlikle bilecek."
XXXI - Üstat dedi ki: "Yazında belki başkalarıyla aynı düzeydeyim; ama, 'büyük ve üstün insan'ın sahip olduğu şeyleri henüz elde etmiş değilim."
XXXII - Üstat şarkı söyleyen birine katıldığında, o kimse güzel şarkı söylüyorsa, şarkıyı yineletir ve o da söylemeyi sürdürür.
XXXIII - Üstat dedi ki: "Kutsal bir insanı, erdemli bir insanı kendimle nasıl ölçebilirim? Benim için, kendisini tatmin etmeye çalışan, bıkmadan başkalarını öğretmeye çabalayan bir kimsedir denebilir." Kung-hsi Hua dedi ki: (68) "İşte bunun içindir ki, biz öğrencileriniz sizin gibi olamayız."
XXXIV - Üstat çok hastaydı. Tzu-lu, ona dua etmesini rica etti.
- Üstat dedi ki: "Böyle bir şeyi yapabilir miyim?" Tzu-lu Yanıt verdi: "Yapabilirsiniz, 'ölülere övgü' konusunda denmiştir ki, 'Aşağı ve yukarı dünyadaki ruhlar için dua edilmiştir.' " Üstat dedi ki: "Benim duamsa çok önceden yapılmıştır."
XXXV - Üstat dedi ki: Çok taşkınlık söz dinlemezliği doğurur. Elisıkılık da bayağılığı... Ama bayağı olmak, söz dinlemez olmaktan daha iyidir."
XXXVI - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan, hep hoşnut ve rahattır. Küçük bir insansa hep üzüntü ve telaş içindedir."
XXXVII - Üstadımız nazik, ama gururludur. Yücedir, ama korkunç değildir. Saygılı ve çok ölçülüdür.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
"T'ai-po" (69)


I - Üstat dedi ki: "T'ai-po, erdemin en üstün derecesine yükselmiştir denebilir. Üç kez tahtı geri çevirdi. Bunu öyle sessizce yaptı ki, halkın bundan haberi olmadı ve bu davranışından dolayı onu övmedi."
II - Üstat dedi ki: "Törenler olmasa, saygı sıkıcı bir davranış olur. Tören kuralları olmasa, sakınma, korkaklık; gözüpeklik, taşkınlık ve doğruluk da, kabalık durumuna gelir."
- "Büyük ve üstün insan, akrabalarına iyi davranır. Halkını erdeme yükseltir. O, ilgisini arkadaşlarından esirgemezse, halk da doğru yoldan gider."
III - Filozof Tsang hastaydı. Öğrencilerini çağırttı ve dedi ki: "Ellerimi, ayaklarımı açın. Şiir kitabında denmiştir ki, 'Sanki derin uçurumun kıyısında ya da ince buz üzerindeymişiz gibi anlayışlı ve sakıngan olmalıyız.' İşte ben de böyleyim. Bundan sonra bana zarar verecek şeylerden nasıl kaçacağımı bilirim. Ah benim küçük çocuklarım."
IV - Filozof Tsang hastaydı. Meng Chang-tzu onu görmeye gitti. Nasıl olduğunu sordu. (70)
- Tsang ona dedi ki: "Bir kuş ölmek üzereyken sesi üzünç vericidir. Bir insan ölürken sözleri güzeldir."
- "Büyük ve üstün insan'ın önem verdiği üç şey vardır: Davranışlarında dikkatsiz ve düşüncesiz olmaktan sakınmak; yüz anlatımında içtenlik; sözlerinin kabalık ve bayağılıktan uzak olması. Kurban törenlerini yönetme konusuna gelince, bunlar için özel adamlar vardır."
V - Filozog Tsang dedi ki: "Yetenekli olan insanlar, olmayanlara soru sorabilir. Çok şeyi olanlar, hiçbir şeyi olmayanlara soru sorabilir. Bir şeyi olan kimse, hiçbir şeyi yokmuş gibi davranır. Dolu bir şeyi boş kabul eder. Suçu olduğu halde savaşıma girişmez. Eskiden böyle davranan bir arkadaşım vardı."
VI - Filozof Tsang dedi ki: "Öyle bir kişi vardır ki, yetim bir prensi korumasına alır ve 100 'Li'lik bir devleti yönetir. Yüksek rütbeye eriştiği halde, onu zorla elde etmek istemez. Böyle bir kimse, 'büyük ve üstün insan' değil midir? Evet o, 'büyük ve üstün insan'dır."
VII - Filozof Tsang dedi ki: "Bir bilgin, anlayışlı ve sabırlı olmalıdır; çünkü onun yükü ağır ve yolu uzundur."
- "İyilikseverliği kendi yükü olarak kabul eder. O ağır değil midir? Bu yük yalnızca ölümle sona erebilir. Uzun bir zaman değil mi?"
VIII - Üstat dedi ki: "Zeka şiirle gelişir."
- "İnsanın özyapısı, eğitim ve toplum kurallarıyla oluşturulur."
- "Ve müzikle yetkinleşir."
IX - Üstat dedi ki: "Halk bir dizgeye uymaya zorlanır; ama onu anlamaya asla zorlanamaz."
X - Üstat dedi ki: "Gözüpekliği seven, ama yoksulluktan nefret eden bir kimse, karışıklık çıkarabilir. İyiliksever olmayan bir kimse de karışıklık çıkarmaya yol açabilir."
XI - Üstat dedi ki: "Üç yıl aylık istemeden çalışan bir insanı bulmak güçtür."
XII - Üstat dedi ki: "Bir kimse, Chou Dükü gibi yetenekli ve iyi bir insan olup da gururlu ve elisıkıysa, onun başka yeteneklerine asla önem verilmez."
XIII - Üstat dedi ki: "İçtenlik ve bağlılıkla öğrenmeye çalış. Ölümle karşılaşsan bile yolunu yetkinliğe götürmeye çabala."
- "Bir ülke iyi yönetiliyorsa, yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı utanç verici bir şeydir. Bir ülke kötü yönetiliyorsa, zenginlik ve onur gibi şeylerin varlığından utanç duyulmalıdır."
- "O, tehlikeli ülkelere gitmez. Karışıklık içinde olan yerlerde bulunmaz. Gerçek ilkeler, o ülkede egemen olduğunda, o kendini gösterir. Bu ilkeler orada yoksa, o kendisini gizler."
XIV - Üstat dedi ki: "Bir kimsenin devlet hizmetinde bir yeri yoksa, ülkenin yönetimi için plan yapmasına gerek yoktur."
XV - Üstat dedi ki: "Müzik Üstadı Chıh işe başladığında 'K'uan Tsü' ezgisinin sonunu nasıl da güzel yapmıştı; kulakları nasıl da dolduruyordu!"
XVI - Üstat dedi ki: "Çalışkan olmak, ama dürüst olmamak; budala olmak, ama incelikli olmamak; sıradan olmak, ama içten olmamak. İşte böyle bir insanı anlamıyorum."
XVII - Üstat dedi ki: "Hedefine erişemeyecekmiş gibi öğrenmeye çalış. Sanki onu yitirecekmiş gibi korku içinde ol."
XVIII - Üstat dedi ki: "Shun ve Yü'nün (71) ülke yönetimindeki davranışları nasıl da yetkindir. Sanki bu onlar için önemli bir şey değilmiş gibi!"
XIX - Üstat dedi ki: "Ya-o, (72) bir hükümdar olarak gerçekten çok büyük bir insandır. O, nasıl da yetkindir! Onun erdemi nasıl da büyüktür. Halk buna ad verememiştir."
- "O'nun başardığı işler, nasıl da büyüktü. Kurduğu düzenler nasıl da parlaktı."
XX - Shun'un beş bakanı vardı ve imparatorluk pek iyi yönetiliyordu.
- Wu Wang dedi ki: "Benim on yetenekli bakanım var."
- Konfüçyüs dedi ki: "Yeteneklileri bulmak güçtür, sözleri doğru değil midir? Ama, T'ang ve Yü (73) dönemindekiler Chou döneminde olduğundan daha çoktur ve aralarında bir de hanım vardı. Yetenekli bakanlar da dokuzdan çok değildi."
- "Ülkenin üçte ikisi onundu (Kral Wen'in) ve Yin hanedanı için çok çalıştı. Ama, Chou sülalesinin erdemi en yüksek dereceye ermiştir denebilir."
XXI - Üstat dedi ki: "Yü, kusursuz bir insandır. O, sıradan yemekler yer ve bayağı içkiler içerdi; ama ruhlara çok bağlıydı. Onun giysileri eskiydi; ama kurban törenlerinde en iyi giysileri ve şapkaları o giydi. O, küçük bir kulübede yaşadı; ama gücünü hendek ve kanallar açmak için harcadı. Yü'de gerçekten hiçbir kusur bulmam."



DOKUZUNCU BÖLÜM
"Üstadın Seyrek Olarak Ele Aldığı Konular"


I - Üstadın seyrek olarak ele aldığı konular yarar, yazgı ve iyilikseverliktir.
II - Ta-hsiang köyünden bir adam dedi ki: "Filozof K'ung, gerçekten büyük bir insan! Bilgisi geniştir; ama, kendisini ünlü olarak göstermeye çalışmaz."
- Üstat onları dinleyince öğrencilerine sordu: "Benim yapabileceğim şey nedir? Araba kullanmasını mı, yoksa ok atmasını mı öğrenmeye çalışacağım? Araba kullanmasını öğreneceğim."
III - Üstat dedi ki, "Keten şapka, tören kurallarına en uygun olanıdır; ama, şimdi ipekten olanı giyilmektedir. Öbürü daha ucuzdur; ama ben, herkesin kullandığını giyeceğim."
- "Aşağı salondayken eğilip selam vermek, tören kurallarında gösterilmiştir; ama şimdi, yukarı kata çıkıldıktan sonra selam verilmektedir. Bu pek iyi bir şey; ama ben, herkesin yaptığının tersine, aşağı salondayken selam vermeyi sürdüreceğim."
IV - Üstat'ın dört özelliği şunlardır: Önyargısızdır. Bir şeye hemen karar vermez. İnatçı değildir. Bencil değildir.
V - Üstat, K'uang'da büyük bir korku geçirmişti. (74)
- Dedi ki: "Kral Wen'in ölümünden sonra, gerçeklik içimde yerleşmiş değil midir?"
- " 'Gök' gerçekliğin yok olmasını isteseydi, bu gerçeklikle benim ilgim olamazdı. 'Gök' bu gerçekliğin yok olmasını istemiyorsa, K'uang halkı bana ne yapabilir?"
VI - Büyük bir memur Tzu-kung'a sordu: "Üstadınızın kutsal bir insan olduğu söylenemez mi? Yetenekleri nasıl da türlü türlü!"
- Tzu-kung dedi ki: "Kuşkusuz, 'Gök' ona sınırsız özellikler vermiştir. Bunun için biz onu kutsal insan sayabiliriz. Yetenekleri de pek çoktur."
- Üstat bu konuşmaları duydu, dedi ki: "Bu büyük memur beni tanıyor mu? Ben gençken durumum pek parlak değildi. Bunun için birçok iş yaptım. Bunlar bayağı işlerdi. 'Büyük ve üstün insan' böyle türlü işler yapabilir mi? Onun bu tür işler yapmasına ne gerek var?"
- Lao dedi ki: "Üstat diyor ki: 'Bir memurluğum olmadığı için bir çok iş denedim!'" (75)
VII - Üstat dedi ki: "Benim gerçekten bir bilgim var mı, bilmiyorum. Bilgisiz bir insan bana bir şey soracak olursa, her şeyi, tüketene dek ona anlatırım."
VIII - Üstat dedi ki: "Fang kuşu artık gelmiyor. Irmak, haritasını göndermiyor. (76) Her şey bitti artık!"
IX - Üstat, yas giysilerini giymiş insanların geldiğini ya da kör bir insanın yaklaştığını görünce, onlar genç olsalar bile yine ayağa kalkar. Onların yanından geçecek olursa, çabucak oradan uzaklaşır.
X - Üstadın hayranı olan Yen Yüan dedi ki: "Onları (ilkeleri) okuduğumda, daha üstün görünürler. İncelediğimde, daha derin olduklarını anlarım. Önümde olduklarını gördüğümde, birdenbire arkada oldukları anlaşılır."
- Üstat iyi ve sağlam bir yöntemle insanlara önderlik etmiştir. Bilgisiyle beni aydınlatmış ve tören kurallarını öğretmiştir.
- "Bunları (ilkeleri) bırakmak istediğimde, bunu yapamadım. Bütün yeteneğimi kullandığımda, önümde yine bu ilkelerin bulunduğunu gördüm; ama, bunu elde etmek istedimse de, bir yol bulamadım."
XI - Üstat çok hastaydı. Tzu-lu, öğrencilerden bir bakanmışlar gibi davranmalarını istedi. (77)
- Üstat iyileştiğinde, dedi ki: "Uzun zamandan beri Yu (Tuzu-lu,) bizi davranışlarıyla aldatmaktadır. Bakanlarım olmadığı halde, onların var olduğunu kabul etmekle kimi aldatacağım? 'Göğü' mü aldatacağım?"
- "Bununla birlikte, siz öğrencilerimin elinde ölmek, bakanların elinde ölmekten daha iyidir. İyi bir cenaze töreni yapılmayacaksa da, yolda ölecek değilim ya?"
XII - Tzu-kung dedi ki: "Burada güzel bir mücevher var. Bunu bir kutuya koyup saklayayım mı? Ya da onu iyi bir fiyata satayım mı?" Üstat dedi ki: "Onu sat, onu sat; ben onu satın alacak kimseyi bekleyebilirim."
XIII - Üstat ülke dışına çıkıp dokuz yabanıl boy arasında yaşamak istiyordu.
- Biri dedi ki: "Onlar, yabanıldırlar. Böyle bir şeyi nasıl yapabilirsiniz?" Üstat dedi ki: " 'Üstün insan' onlar arasında yaşarsa. ortada 'yabanıllık' diye bir şey kalabilir mi?"
XIV - Üstat dedi ki: "Wei'den Lu derebeyliğine döndüğümden sonradır ki, müzik yeniden düzenlendi ve krallık şarkıları ve övgüleri yerlerini buldu."
XV - Üstat dedi ki: "Dışarıda, yüksek memurlara ve soylulara hizmet etmek, evindeyse babasına ve kardeşlerine hizmet etmek; ölünceye dek çok çalışmamak; çok şarap içmemek... Bunlardan hangisini yapayım?"
XVI - Üstat bir ırmağın kıyısında duruyordu; dedi ki: "Gece gündüz, durmadan, tükenmeden akıp gidiyor!"
XVII - Üstat dedi ki: "Güzelliği sevdiği denli, erdemi de seven bir insanı daha görmedim."
XVIII - Üstat dedi ki: "Bilginin ilerlemesi, insanın bir dağa çıkmasıyla karşılaştırılabilir. İşi tamamlamak için bir sepet toprağa gereksinme varsa, ben hemen durur ve işi bırakırım. Bu, düz bir yere toprağı boşaltmaya benzetilebilir. Burada, bir sepet dolusu toprak bir seferde yere atılıyorsa da, bu işte ilerleyiş benim önde gidişimi gösterir."
XIX - Üstat dedi ki, "Ona bir şey söylediğimde, o asla ilgisizlik göstermez. Ah! İşte bu Hui'dir."
XX - Üstat Yen Yüan için dedi ki: "Onun hep ilerlemekte olduğunu ve asla durmadığını gördüm."
XXI - Üstat dedi ki: "Bir bitkiden yaprakların fışkırdığı görülmüştür; ama, o bitki çiçek açmamıştır. Çiçeklerin açtığı görülmüştür; ama, meyve vermedikleri de bir gerçektir."
XXII - Üstat dedi ki: "Bir gence saygı gösterilmelidir. Onun geleceğinin, bizim şimdiki durumumuza eşit olmayacağını nasıl bilebiliriz? 40-50 yaşına gelip de kendisinden söz etmezse, o gerçekten saygı gösterilmeye değer bir insandır."
XXIII - Üstat dedi ki: "İnsanlar, yasalar yerine geçen öğütleri çiğneyebilir mi? Bunlar, insanların davranışlarını düzenlemektedir. İnsanlar bu öğütlerden hoşlanmadıklarını incelikle söyleyebilirler mi? Bunlar, amaçlarını ortaya koymaktadır. Bir kimse bu sözlerden hoşlandığı halde, amacını ortaya koyamazsa ve sonra öğütleri kabul edip de davranışlarını düzeltmezse, ben bu kimse için gerçekten bir şey yapamam."
XXIV - Üstat dedi ki: "Bağlılığı ve içtenliği asıl ilke olarak kabul et. Kendine eşit olmayan arkadaşlar edinme. Yanlışları olursa düzeltmekten çekinme."
XXV - Üstat dedi ki: "Büyük bir devletin komutanı görevinden uzaklaştırılabilir; ama, düşüncelerinden asla..."
XXVI - Üstat dedi ki: "Kenevirden yapılmış eski giysileriyle kürkler içinde bulunan bir adamın yanında kendisinden utanç duymayan bir insan varsa, işte o Yu'dur."
- "Hiç kimseden nefret etmez. Açgözlü değildir. Hep iyi olan şeyi yapar."
- Tzu-lu sürekli bu sözleri yineliyordu. Bunun üzerine Üstat dedi ki: "Bu sözler, yetkinliği yaratmaya yetmez."
XXVII - Üstat dedi ki: "Hava soğuduğunda yapraklarını en son dökenlerin çam ve servi ağaçları olduğunu anlarız."
XXVIIII - Üstat dedi ki: "Akıllı insanlar, kendilerini coşkuya kaptırmazlar. Erdemli olanlar kuşku içinde olmazlar. Gözüpek olanlar hiçbir şeyden korkmazlar."
XXIX - Üstat dedi ki: "Kimi insanlarla birlikte çalışabiliriz; ama, asıl konularda birlikte olmadığımızı anlarız. Asıl ilkelerde birlikte olabiliriz; ama, bunları uygulama konusunda anlaşmaya varamayız. Bunları uygulama konusunda anlaşsak da olaylar için yargıda bulunmakta ayrılabiliriz."
XXX - "Erik ağacının çiçekleri nasıl titrer ve kıvrılır. Seni düşünmez olur muyum? Fakat evin çok uzakta." (Şiirden bir parça.)
- Üstat dedi ki: "Bu, düşüncenin yokluğundan ileri gelir; o da öyle uzaklarda ki!"



ONUNCU BÖLÜM
"Köyü"


I - Konfüçyüs kendi köyünde sıradan ve içten görünür. Sanki konuşamıyormuş gibi.
- O, prensin ata tapınağında ya da sarayındayken, her konuda dikkatle ve sakınarak konuşur.
II - Sarayda aşağı rütbeli memurlarla serbest, ama ciddi bir tavırla konuşur. Yüksek rütbeli memurlarla konuşurken pek yumuşak, ama kesin konuşur.
- Hükümdarın huzurundayken davranışları çok saygılıdır ve ağırbaşlı, kendisine egemendir.
III - Prens onu, bir konuğunu karşılamak için görevlendirdiğinde yüzünün rengi değişir ve ayakları titrer.
- Yanında bulunan öteki memurlara eğilir, sağ ve sol kolunu, elini kıpırdatır. Ama, giysisinin önü ve arkası çok düzgündür.
- Kanatlanmış gibi kollarıyla hızla öne doğru atılır.
- Konuk gittiğinde, bunu prense bildirirken, 'Konuk artık gelmeyecek,' der.
IV - Saray kapısından girdiğinde, sanki ona izin verilmeyecekmiş gibi vücudunu eğdiği görülür. Ana kapının ortasında durmaz ve girip çıktığında eşiğe basmaz.
- Prensin ayrıldığı yerden geçerken yüzü değişir ve ayakları titrer; sözcükler ağzından, sanki zor çıkar.
- Kabul salonuna girerken giysilerini iki eliyle tutar ve vücudunu eğer. Soluk almaya korkuyormuş gibi soluğunu tutar.
- Prensin yanından çıkarken, daha merdivenleri iner inmez, yüzü hoşnut bir görünüm alır. Merdivenlerin sonuna geldiğinde, kolları kanatlanmış gibi ivedi ivedi yürür. Yerine vardığında, davranışları hâlâ aşırı saygılıdır.
V - Hükümdarının asasını taşırken, sanki onun ağırlığını taşıyamayacakmış gibi, vücudunu öne eğer; selam için eğilirken, bunu ellerinin duruşundan daha yukarı kaldırmaz ve başkasına bir şey verirken aldığı duruşundan daha aşağıda tutmaz. Birdenbire yüzünün görünümü ve anlamı değişir. Sanki yere saplanıyormuş gibi ayaklarını geri çeker.
- Armağanları sunarken yüzünü yumuşatır.
- Özel toplantılarda çok neşeli görünür.
VI - 'Üstün insan', giysilerinin süslerinde koyu eflatun ya da koyu mor renk kullanmaz.
- Dahası, iç çamaşırları olarak bile kırmızı ya da kırmızılı birşey kullanmaz.
- Sıcak havalarda bayağı kumaştan bir giysi giyer; ama, bunu görünecek biçimde, iç çamaşırlarının üstüne giyer.
- Kuzu kürkü üstüne siyah, karaca kürkü üstüne beyaz, tilki kürkü üstüne de sarı kumaştan bir giysi giyer.
- Kürklü iç giysisi uzundur. Sağ kolu daha kısadır.
- Geceliği, bedeninin yarısına gelir.
- Evde bulunduğunda, kalın tilki kürkü ya da porsuk kürkü giyer.
- Yası sona erdiğinde, kuşağını ve öteki şeylerini (mendil, kitap açacağı) kullanmaya başlar.
- İç çamaşırları (perde biçimi olanlar dışında) sarı ipektendir ve yukarısı dar, aşağısı geniştir.
- Başsağlığında bulunduğunda, kuzu kürkü ve kep giymez.
- Ayın birinci günü resmi giysilerini giyer ve saraya gider.
VII - Oruç tutarken, giysilerinin kesinlikle temiz ve ketenden yapılmış olmasına dikkat eder.
- Oruçluyken, yemeğini ve oturduğu yeri değiştirmenin gerektiğini düşünür.
VIII - Pirincinin çok temiz ve etinin çok ince kıyılmış olmasını ister.
- Sıcak ve nemli havada bozulmuş, ekşimiş pirinci, balığı ve eti asla yemez.
- Rengi bozuk ya da kötü undan yapılmış, kötü pişmiş yemekleri yemez.
- İyi kesilmemiş eti ve sonra ona uygun olmayan sosu yemez.
- Eti çok olduğu zaman pirinçten çok almaz. Yalnızca şarabı istediğince içer. Ama yine de aşırı gitmez.
- Pazardan alınan şarabı içmez ve kurutulmuş eti yemez.
- Yemek yerken, hep zencefil kullanır.
- Çok yemez.
- Prensin kurban törenini uyguladığında, bir gece önce alınan eti kullanmaz. Aile törenlerindeki eti de üç gün saklamaz. Üç günlük eti, ev halkı da yemez.
- Yemek yerken ve yataktayken konuşmaz.
- Yemeği yalnızca pirinç ve sebze çorbasıysa da, yine bunlardan birer parça ayırarak büyük bir saygıyla sunu olarak sunar.
IX - Hasırı düzgün değilse, oturmaz.
X - Köylüler toplu olarak içtikleri ve koltuk değneği kullanan bir kimse dışarı çıktığında, hemen onların arkalarından gider.
- Köylüler cinleri, şeytanları kovmak için tören yaptıklarında, Konfüçyüs de resmi giysilerini giyer ve merdivenin basamağında durur.
XI - Yabancı ülkelerden gelenlerle konuştuktan sonra iki kez eğilir, selam verir ve sonra onları uğurlar.
- Chi K'ang (K'ang-tzu), ona bir ilaç verir. O, bunu selamlayarak alır ve der ki: "Bunu bilmiyorum; içemem."
XII - Ahır yandığında, o saraydaydı. Döndüğünde sordu: "Hiç kimse yaralandı mı?" Atları sormadı bile.
XIII - Prens ona pişmiş et gönderdiğinde, oturduğu hasırı düzeltir ve sonra etin tadına bakar. Prens ona pişmemiş et armağan ettiğinde, bunu pişirir ve atalarının ruhuna sunar. Prens ona canlı hayvan armağan ettiğinde, onu canlı olarak saklar.
- Prense eşlik ettiği ve onun şölenlerine katıldığında, her şeyin tadına önce o bakar.
- Hastalığı dolayısıyla prens onu görmeye geldiğinde, o, başını doğuya çevirir, resmi giysilerini üzerine koydurur ve kemerini takar.
- Prens gelmesini istediğinde, arabasının hazırlanmasını beklemeden gider.
XIV - Atalar tapınağına girdiğinde, her şeyi sorar.
XV - Arkadaşlarından biri öldüğünde, onunla ilgilenecek biri yoksa, "Onu ben gömdüreceğim," der.
- Bir arkadaşı ona armağan gönderdiğinde (bu, bir araba ya da atsa) kurban eti olmadığı için, bunu hoş karşılamaz.
XVI - Yatakta bir ölü gibi yatmasını sevmez. Evde resmi tavırlar takınmaz. Yas giysisi içindeyken, tanıdığı bir kimseyi görünce yüzünün görünümü değişir. Yas giysisini giymiş ya da kör bir kimseyi görünce, kendisi soyunmuşsa, onları tören kurallarına uygun olarak selamlar.
- Yasta olan birini, arabasının ön bölümünde selamlar. Aile tabletlerini taşıyanlara da aynı saygıyla eğilir.
- Bir şölende, önüne çok yiyecek geldiğinde yüzü değişir ve ayağa kalkar.
- Birden bir şimşek çaktığı ya da şiddetli bir yel estiğinde, yine yüzü değişir.
XVII - Arabasını sürerken, dimdik durarak dizginleri tutar.
- Arabadayken çevresine bakınmaz; ivedi konuşmaz, elleriyle işaretler yapmaz.
XVIII - Birini görünce, hemen yükselir. Çevrede uçar ve sonra yere iner (78):
- Üstat dedi ki: "Tepedeki köprü üzerinde dişi bir sülün var. Zamanıdır! Zamanıdır!" Tzu'lu onu tuttu. Üstat onu üç kez kokladı ve sonra salıverdi.



ON BİRİNCİ BÖLÜM
"Eski Çağlardaki İnsanlar"


I - Üstat dedi ki: "Eski çağlardaki insanlar, törenler ve müzik konusunda çok bilgisizdiler. Oysa, sonraki çağlardaki insanların tören ve müzik bilgileri vardı.
- "O şeyleri kullanma fırsatını elde etseydim, eski çağlardaki insanları izlerdim."
II - Üstat dedi ki: "Ch'an ve Ts'ai'da benimle birlikte olanlardan hiçbiri artık benim kapımdan içeri girmiyor."
- "Ama, erdemli olarak Yen Yüan, Min Tzu-chien, Tsan Po-niu ve Chung-kung; konuşma yeteneği olan Tsai Wo ve Tzu-kung, iyi bir devlet adamı olarak Tsan Tu ve Chi-lu, geniş yazın bilgisi olan Tzu-yu ve Tzu-hsia vardır."
III - Üstat dedi ki: "Hui'nin bana hiç yardımı olmuyor. Hoşlanmadığı bir şey üzerine hiçbir şey söyleyemem."
IV - Üstat dedi ki: "Min Tzu-chi'en, gerçekten ana ve babasına bağlı bir insan! Başkaları onun için, ana-babasının ve kardeşlerinin söylediklerinden başka şey söyleyemezler."
V - Nan Yung günde üç kez beyaz krallık asasından söz ederdi. Konfüçyüs onu ağabeyinin kızıyla evlendirdi.
VI - Chi K'ang, Üstat'a hangi öğrencilerinin öğrenmeyi daha çok sevdiğini sordu. Konfüçyüs, "Yen Hui" yanıtını verdi, "Onun büyük bir öğrenme isteği vardı; ama ne yazık, ömrü kısa oldu; öldü. Şimdi onun gibi öğrenmeye istekli öğrencim yok."
VII - Yen Yüan öldüğünde, Yen Lu, Üstat'ın arabasını satmasını ve parasıyla tabutunun alınmasını rica etti."
- Üstat dedi ki: "Yetenekli olsun olmasın, herkes oğlundan söz eder. Li öldüğü zaman tabutu vardı; ama örtüsü yoktu. Ona bir örtü alamadım. Çünkü, büyük memurların arkasından yaya olarak gidemezdim."
VIII - Yen Yüan öldüğü zaman Üstat dedi ki, "Ah! Gök beni mahvediyor! Gök beni mahvediyor!"
IX - Yen Yüan öldüğünde, Üstat acı acı ağladı. Yanındaki öğrencileri, "Üstadım, gerçekten üzüntünüz çok büyük," dediler.
- O, "Çok mu büyük?" dedi.
- "Bu kimse için acı duymazsam, kimin için acı duyacağım?"
X - Yen Yüan öldüğünde, öğrenciler büyük bir gömme töreni yapmak istediler. Üstat dedi ki: "Bunu yapmamalısınız."
- Öğrenciler, onu büyük bir törenle gömdüler.
- Üstat dedi ki: "Hui bana, onun babasıymışım gibi saygı gösterirdi; ama, ben ona oğlummuş gibi davranmadım. Kusur benim değildir. Bu sizindir, öğrencilerim."
XI - Chi Lu, ölülerin ruhlarına yapılacak hizmeti sordu. Üstat dedi ki: "İnsanlara hizmet edecek durumda değilken, ölülere nasıl hizmette bulunabiliriz?" Chi Lu, "Ölüler konusunda soru sormak cesaretinde bulunabilir miyim?" diye ekledi. Üstat yanıt verdi: "Yaşam konusunda bir bilginiz yokken ölüleri nasıl bilebilirsiniz?"
XII - Öğrencisi Min, Üstat'ın yanında duruyordu; dingin görünüyordu. Tzu-lu ciddi ve haşin; Tsan Yu ve Tzu-kung'sa ilgisiz ve dimdik duruyorlardı. Üstat da çok hoşnuttu.
- Dedi ki: "Yu! Sen bu denli erken ölmeyecektin."
XIII - Lu'daki memurlar, yurtluğu yıkıp yeniden yapacaklardı.
- Min Tzu-ch'ien dedi ki: "Eski biçemle yapılacaksa, neden yıkılıp yeniden yapılıyor?"
- Üstat dedi ki: "Bu adam pek az konuşur ve konuşmasında da, kesinlikle bir raslayış vardır."
XIV - Üstat dedi ki: "Yu'nun sazının benim kapımda işi ne?"
- Öteki öğrenciler, artık Tzu-lu'ya saygı göstermiyorlardı. Üstat dedi ki: "Yu, henüz iç salona giremediyse de büyük salona girebilmiştir."
XV - Tzu-kung, Shıh'nın mı (Tzu-hsia) ya da Shang'ın mı (Tzu-chang) daha üstün olduğunu sordu. Üstat dedi ki: "Shıh her şeyde çok ileride, Shang'sa hiç bir şeye erişememiştir."
- Tzu-kung, "Öyleyse, Shıh daha üstün demek?" dedi.
- Üstat, "İleri gitmekle bir şeye erişememek aynıdır..." yanıtını verdi.
XVI - Chi, aile başkanı Chou Dükü'nden daha zengindir. Bununla birlikte, Ch'iu onun vergilerini toplayarak gelirini daha çoğalttı.
- Üstat dedi ki: "O benim öğrencim değil. Benim küçük çocuklarım davul çalıp onu uyarırlar." (79)
XVII - Ch'ai, sıradan bir insandır.
- Shan sıkıcıdır.
- Shıh iki yüzlüdür.
- Yu kabadır.
XVIII - Üstat dedi ki: "İşte Hui! En üstün erdemi hemen hemen kazanmış durumda; ama çoğunlukla yokluk içindedir."
XIX - Tzu-chang, 'iyi bir insanın özelliklerinin neler olduğunu' sordu. Üstat dedi ki: "Başkalarının adımlarına basmaz ve kutsal insanların bulunduğu yere girmez."
XX - Üstat dedi ki: "Bir insan, konuşmalarında içten ve ciddiyse, o 'üstün bir insan' olabilir mi? Ya da, onun ciddiliği yalnızca görünüşünde midir?"
XXI - Tzu-lu, işittiği şeyleri hemen yerine getirip getirmeyeceği konusunu sordu. Üstat dedi ki: "Danışacağın baban ve ağabeylerin var. İşittiklerine dayanarak neden o şeyleri hemen yapacaksın."Tsan Yu da, işittiği şeyleri hemen yerine getirip getiremiyeceği konusunu sordu. Üstat: "Duyduğun şeyleri hemen yap!" diye yanıt verdi. Kunghsi-hua dedi ki: "Yu size, duyduğu şeyleri hemen yerine getirip getirmeyeceğini sorduğunda, siz 'Danışacağın baban ve ağabeylerin var,' dediniz. Ch'iu (Tsan Yu) aynı şeyi sorduğunda, 'Duyduklarını hemen yerine getir,' dediniz. Bendeniz Ch'ıh, bunun açıklanmasını isteyebilir miyim?" Üstat dedi ki: "Ch'iu çok yavaş davranır, bu nedenle onu yüreklendirdim. Yu çok tezcanlıdır; böylece onu frenlemiş oldum."
XXII - Üstat K'uang'dayken büyük bir korku geçirmişti. Yen-yüan onun arkasından gitti. Üstat dedi ki: "Senin öldüğünü sanıyordum. Hui (Yen-yüan) yanıt verdi: "Siz sağ oldukça, ben ölmeye cüret edebilir miyim?"
XXIII - Chi Tzu-tsan, Chung Yu ve Tsan Ch'iu'nun büyük devlet adamı olup olmadıklarını sordu.
- Üstat dedi ki: "Ben de sizin üstün insanlardan söz edeceğinizi sandım. Oysa siz, yalnızca Yu ve Ch'iu'yu sordunuz."
- "Büyük bir devlet adamı, prensine doğru yolda hizmet edendir. Bunu yapamayacağını anladığı anda devlet hizmetinden çekilen kimsedir."
- "Yu ve Ch'iu'ya gelince, onlara sıradan devlet adamları denir."
- Tzu-tsan dedi ki: "Onlar, hep başkanlarını izleyeceklerdir, değil mi?"
- Üstat dedi ki: "Anasını ve babasını öldürme ya da hükümdarına suikast gibi davranışlarda onu izlemezler."
XXIV - Tzu-lu, Tzu-kao'yu Pi'ye vali olarak atadı.
- Üstat dedi ki: "Sen bir kimsenin oğlunun kalbini kırıyorsun."
- Tzu-lu dedi ki: "Halk var, memurlar var, ruhların sunağı ve buğdayları var. Bilgili kabul edilen bir kimse, neden kitap okusun?"
- Üstat dedi ki: "Bunun içindir ki, senin hazırcevap insanlarından nefret ediyorum."
XXV - Tzu-lu, Tsan, Hsi, Tsan yü ve Kung-hsi Hua, Üstat'ın yanında oturuyorlardı.
- Üstat onlara dedi ki: "Ben sizden daha yaşlı insanım."
- "Her gün, 'Bizi kimse tanımıyor,' deyip duruyorsunuz. Bir hükümdar sizi tanıyacak olursa, o zaman ne yapacaksınız?"
- Tzu-lu, telaşla yanıt verdi: "10.000 savaş arabası olan bir ülkeyi, başka bir ülke kuşatırsa, halkı yiyecek sıkıntısı çekerse, böyle bir ülkenin yönetimi bana verilirse, üç yıl içinde ben halkı yürekli kılmaya çalışır ve doğru ilkeleri tanımalarına yardım ederim." Üstat gülümsedi.
- Yen Yu'ya dönerek dedi ki, "Sizin istekleriniz nedir?" O, yanıt verdi: "60-70 li'lik ya da 50-60 li'lik bir ülkenin başında olsam, üç yıl içinde halk için çok şeyler yapardım. Tören kurallarını ve müziğin öğretimi konusundaysa, bunu yapacak üstün insanın ortaya çıkmasını beklerdim."
- "Senin isteklerin nedir Ch'ıh?" diye Kung-hsi Hua'ya sordu. Ch'ıh şu yanıtı verdi: "Yeteneğimin bu gibi şeylere erişmiş olduğunu söylemek istemem, ama bunları öğrenmek isterim. Atalar tapınağında, hükümdarın yanında, koyu ve dört köşeli giysiler içinde ve siyah keten şapkayla bir yardımcı olarak bulunmak isterim."
- Üstat son olarak, Tsang Hsi'ye sordu: "Tien, senin isteğin nedir?" Tien gitar çalıyordu. Durdu, çalgısını bir yana bıraktı, ayağa kalkarak dedi ki: "Benim isteklerim, bu üç arkadaşın isteklerinden, amaç bakımından farklıdır." Üstat, bunlarda ne gibi bir zarar görüyorsun?" diye sordu, "Sen de isteklerini söyle." Bunun üzerine Tien dedi ki: "Baharın son ayında, o mevsimin giysi ve şapkalarını giymiş olan 5-6 genç adam ya da 6-7 çocukla İ ırmağında yıkanmak ve sonra yağmur sunağından esen yelle serinlemek ve şarkı söyleyerek eve dönmek isterdim." Üstat içini çekerek: "Ben de Tien'in düşüncesindeyim!" dedi. (80)
- Öteki üç öğrenci gitmişti. Tsang Hsi geride kalarak dedi ki: "Bu üç arkadaşın sözlerine ne dersiniz?" Üstat yanıt verdi: "Her biri, yalnızca kendi isteklerini bildirdi."
- Sonra Hsi dedi ki: "Üstadım, neden Yu'ya gülümsediniz?"
- O, yanıt verdi: "Bir ülkenin yönetiminde törenler önemlidir. Onun sözlerinde alçakgönüllülük yoktu. Bunun için ona gülümsedim."
- Hsi, bir daha sordu: "Ama bu, Ch'iu'nun istediği bir ülke değil midir?" Üstat, "Sen hiç, 60-70 li'lik ya da 50-60 li'lik bir toprağı olan devlet gördün mü?" dedi.
- Hsi bir kez daha sordu: "Ama, bu Ch'ıh'ın istediği bir devlet değil midir?" Üstat yanıt verdi: "Evet, yalnızca prensler, atalar tapınağıyla; hükümdarlarsa kendi adamlarıyla ilgilenirler. Ch'ıh burada yardımcı olarak bulunacak olursa, o zaman büyük adam kim olacak?



ON İKİNCİ BÖLÜM
"Yen Yüan"


I - Yen Yüan, 'üstün erdem'i sordu.
- Üstat dedi ki: "Bir kimse benliğine egemen olursa ve toplum kurallarına bağlı kalırsa, o kimseye 'üstün erdemli kimse' denir. Bir kimse, kendine egemen olur ve toplum kurallarına bağlı kalırsa, dünyada herkes ona 'üstün erdemli kimse' diyecektir. Üstün erdemli olmak, o kimsenin kişiliğinden mi, yoksa başkalarından mı gelir?"
- Yen yüan dedi ki: "'Üstün erdemli' olmanın yollarını sorabilir miyim?"
- Üstat yanıt verdi: "Toplum kurallarına aykırı olan şeyleri dinleme. Toplum kurallarına uygun olmayan şeyleri yapma, konuşma ve onlara önem verme." Yen Yüan dedi ki: "Ben pek zeki değilim; ama, bunlar üzerinde çalışacağım."
II - Chung-kung, 'üstün erdem'i sordu.
- Üstat yanıt verdi: "Ülke dışına çıktığında, herkese sanki büyük bir konuğu kabul ediyormuşsun gibi davran. Sanki bir kurban töreninde görevliymişsin gibi halkına hizmet et. Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma. Gerek ülkende, gerekse ailende kendine karşı bir yakınmada bulunulmasına yol açma." Chung-kung dedi ki: "Öyle pek yetenekli değilsem de, bunlar üzerinde çalışmayı bir ödev bileceğim."
III - Ssu-ma Niu (81) 'üstün erdem'i sordu.
- Üstat dedi ki: " 'Üstün erdem'i olan bir insan, konuşmalarında sakıngan ve yavaştır." Niu, "Konuşmalarında sakıngan ve yavaş olan kimse, 'üstün erdemli' kimse midir?" dedi.
- Üstat dedi ki: "Bir insan, bir şey yapmakta zorluk çekerse, bu insan konuşmalarında sakıngan ve yavaş değil midir?"
IV - Ssu-ma Niu, 'üstün insan'ı sordu. Üstat dedi ki: "'üstün insan'ın ne kaygısı, ne de korkusu vardır!" "Kaygısı ve korkusu olmamak bir insanı 'üstün insan' yapar mı?" diye Niu heyecanla sordu.
- Üstat dedi ki: "Bir insan, vicdanında yanlış birşey yapmadığına inanıyorsa, neden kaygı duysun? Neden korku duysun?"
V - Ssu-ma Niu, kaygıyla dedi ki: "Herkesin erkek kardeşleri var, yalnızca benim yok."
- Tzu-hsia ona dedi ki: "Şunu işittim: ölüm ve yaşam, göğün buyruğudur. Varsıllık ve onursa, yazgının işidir. 'Üstün insan' hep saygı görür ve başarısızlığa uğramazsa, başkalarına saygılı olur ve törenlere bağlı kalırsa, bütün dünyada herkes onun kardeşi olur. 'Üstün insan', kardeşleri olmadığı için neden üzüntü duysun?"
VI - Tzu-chang, 'akıllı bir insanın nasıl olması gerektiğini' sordu.
- Üstat dedi ki: "Ayrımında olmadan zihinde yer eden karaçalmalardan ve insanı ürküten sözlerden kendisini uzak tutabilen kimse, akıllı ve uzak görüşlüdür."
VII - Tzu-kung, 'hükümet'i sordu. Üstat dedi ki: "Bir hükümet için gerekli olan şeyler, yeter derecede besin, askerlik araç gereçleri ve halkın hükümdarına güveni olmasıdır."
- Tzu-kung dedi ki: "Bunların birinden vazgeçmek gerekse, hangisi önce gelir?" Üstat, "Askersel araç gereç," dedi.
- Tzu-kung, bir daha sordu: "Geriye kalan ikisinin birinden de vazgeçmek gerekse, hangisi önce gelir?" Üstat yanıt verdi: "Yiyecekten vazgeçilebilir. Eskiden beri insanlar ölmeye yazgılıdırlar; ama, halkın hükümdarına güveni yoksa, o devlet ayakta duramaz."
VIII - Chi Tzu-ch'ang (82) dedi ki: "'Üstün insan'da, yalnızca değerli şeyler aranır. Neden süsleyici şeyleri arayalım?"
- Tzu kung dedi ki: "Ah azizim, sizin sözleriniz, 'üstün insan' olduğunuzu belirtiyor."
- "Süs bir cevherdir; cevher de bir süs gibidir. Kaplanın ve sırtlanın postu, keçi ya da köpeğin derisi gibidir."
IX - Dük Ai, Yu Tso'ya dedi ki: "Kıtlık yılındayız, harcamalarımız da çok... Ne yapmalıyız?"
- Yu Tso yanıt verdi: "Neden halka ek vergi koymuyorsunuz?"
- Dük dedi ki: "İki ölçek (buğday) verenlere bunu uygulamıyorum da, bir ölçek verenlere bunu nasıl uygularım?" (83)
- Yu Tso yanıt verdi: "Halk gönenç içindeyse, prenslerine de fazlasıyla vereceklerdir. Halk yokluk içindeyse, prensleri kendisine verilen fazlalıktan hoşlanmayacaktır."
X - Tzu-chang, 'Erdemimizi nasıl geliştirebileceğimizi ve kötülükleri nasıl anlayabileceğimizi' sordu. Üstat dedi ki: "Bağlılığı ve içtenliği birinci ilke olarak ele al; doğruluktan ayrılma; işte bu, erdemi yükseltmektir."
- "Bir insanı seversiniz ve onun yaşamasını istersiniz. Ondan nefret ettiğinizde onun ölmesini istersiniz. İşte bu bir kuruntu durumudur."
XI - Ch'i dükü Ching Konfüçyüs'e hükümet üzerine sordu, Konfüçyüs yanıt verdi: "Bir ülkede prens, prens olarak; baba, baba olarak; oğul, oğul olarak davranırsa, orada bir hükümet vardır."
- Dük, "Çok güzel," dedi, "Gerçekten prens, prens gibi; baba, baba gibi; oğul da oğul gibi davranmazsa, yıllık gelirim ne denli çok olsa da, ben mutlu olabilir miyim!"
XII - Üstat dedi ki: "Ah. Yu, önemsiz bir söz için dava açar. Tzu-lu, kesinlikle sözünde durur."
XIII - Üstat dedi ki: "Davaları işitince, ben de başkaları gibiyim; ama neden halkın dava etmesine engel olmalı?"
XIV - Tzu-chang, 'hükümet'i sordu. Üstat dedi ki: "Hükümeti yönetme sanatı; yorgunluk duymadan hükümet işlerini yapmak ve onları yanılmadan uygulamaktır."
XV - Üstat dedi ki: "Ciddi bir çalışmayla ve tören kurallarına bağlı kalmakla bir insan doğruluktan ayrılmaz."
XVI - Üstat dedi ki: "'üstün insan', başkalarının iyi yanlarını geliştirmelerini ister; kötü yanlarının gelişmesini istemez. Düşük bir insansa, bunun tam tersini yapar."
XVII - Chi K'ang, Konfüçyüs'e 'hükümet'i sordu. Konfüçyüs yanıt verdi: "Ülkeyi yönetmek demek, halkı doğru yola götürmek demektir. Halkı doğrulukla yönetirsen, doğru davranmamayı kim göze alabilir?"
XVIII - Chi K'ang, 'ülkede huzursuzluk yaratan hırsızlara ne yapılması gerektiğini' Konfüçyüs'ten sordu. Konfüçyüs dedi ki: "Siz açgözlü olmasaydınız, onlara ödül verseniz bile, onlar yine çalmazlardı."
XIX - Chi K'ang Konfüçyüs'e yine 'hükümet'i sordu, dedi ki: "İyi ilkeler için, ilkelere bağlı olmayanları öldürme konusunda ne dersiniz?"
- Konfüçyüs yanıt verdi: "Hükümeti yönetirken neden öldürmekten söz ediyorsunuz? İyi olan şeyler için isteklerde bulunursanız, halk da iyi olur. Büyüklerle küçükler arasındaki ilişki, yelle otlar arasındaki ilişkiye benzer. Yel esince, otlar eğilir."
XX - Tzu-chang sordu: "Üstün bir bilgin olarak tanınan bir kimsenin nasıl olması gerekir?"
- Üstat dedi ki: " 'Üstünlük'le ne demek istiyorsunuz?" Tzu-chang yanıt verdi: "Bütün ülke içinde ve kendi boyunda tanınmış bir kimse."
- Üstat dedi ki: "Bu ünlü olmaktır; üstünlük değildir."
"Üstün bir insan, sağlam özyapılı, dürüst ve doğruluğu seven bir kimsedir. O, insanların sözlerini ölçer, kişiliğini inceler ve başkalarına karşı alçakgönüllü olmaya çalışır. Böyle bir adam, ülkesi ve boyu içinde tanınır."
"Ünlü bir insana gelince; o, görünüşte erdemlidir; ama, bunun tersini yapar ve kendisinden hiç kuşku duymaz. Böyle bir insan da, ülkesi ve boyu içinde bilinir."
XXI - Fan Ch'ıh, Üstat'la yağmur sunağının bulunduğu yerde, ağaçlar altında geziniyordu; dedi ki: "Erdemi nasıl yükseltebileceğimizi, kötü davranışları nasıl düzeltebileceğimizi, yanılgıları nasıl anlayabileceğimizi sorabilir miyim?"
- Üstat dedi ki: "Gerçekten güzel bir soru!"
"Önce, gereken şeyi yapmak ve başarıyı sonra düşünmek. Bu, erdemi yükseltme yolu değil midir; kendisinin zayıf yanlarını anlatmak ve başkalarının kötülüklerini söylememek... İşte bu kötülüğü düzeltmek değil midir? Ufak bir öfkeyle yaşamına kıymak ve ailesini derde sokmak. Bu bir yanılgı değil midir?"
XXII - Fan Ch'ıh 'iyilikseverlik'i sordu. Üstat dedi ki: "Bütün insanları sevmektir." 'Bilgi'yi sordu. Üstat, "İnsanları tanımaktır!" dedi. Fan Ch'ıh bunları anlamadı.
- Üstat dedi ki: "Dürüst insanları hizmetine al; dürüst olmayanları bir yana bırak. Böylece, dürüst olmayanlar dürüstleşebilirler."
- Fan Ch'ıh Üstat'ın yanından ayrıldı. Tzu-hsia'yı görünce dedi ki: "Biraz önce Üstat'la birlikteydim. Ona bilgiyi sordum. Bana dedi ki: 'Dürüst olanları hizmetine al, dürüst olmayanları bir yana bırak. Böylece onlar dürüstleşebilirler."
- Tzu-hsia dedi ki: "Söyledikleri gerçekten pek yüce!"
- "Shun, kıralken, halk arasından Kaoyao'yu seçti ve onu görevlendirdi; o zaman erdemli olmayanlar ortadan yittiler. T'ang kıralken, halk arasından İ Yin'i seçti ve onu görevlendirdi; o zaman, erdemli olmayanlar yok oldular."
XXIII - Tzu-kung, 'arkadaşlık'ı sordu. Üstat dedi ki: "Arkadaşına içtenlikle öğüt ver ve onu iyilikle yönlendir. Onu yeteneksiz buluyorsan, bundan vazgeç; kendini küçük düşürme."
XXIV - Filozof Tsang dedi ki: "'Üstün insan' kültür yoluyla arkadaşlarını bulur. Onların arkadaşlıklarıyla da kendi erdemini yükseltir."



ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
"Tzu-lu"


I - Tzu-lu 'hükümet'i sordu. Üstat dedi ki: "Halkın yanında ol ve onların işlerine yardım et."
- O daha fazla bilgi istedi. Üstat dedi ki: "Bu işlerden usanma."
II - Chung-kung, Chi ailesinin bakanıydı. 'Hükümet'i sordu. Üstat dedi ki: "Önce sana hizmet edebilecekleri al, onların ufak yanlışlarını bağışla. Erdemli, yetenekli insanları devlet işlerinde görevlendir."
- Chung-kung dedi ki: "Erdemli ve yetenekli insanları nasıl bilip de görevlendireyim?" Üstat, "Bildiğin kimseleri görevlendir; bilmediğin kimseleri de başkaları bırakacaklardır," dedi.
III - Tzu-lu dedi ki: "Wei derebeyi, hükümeti birlikte yönetmeniz için sizi bekliyor. Yapılacak ilk işin ne olduğunu açıklar mısınız?"
- Üstat dedi ki: "Yapılacak ilk iş, ayıklamadır." (84)
- Tzu-lu, "Gerçekten böyle mi?" dedi, "Bu çok yanlış bir şey! Neden bir ayıklamaya gerek görülsün?"
- Üstat dedi ki: "Nasıl da bilgisizsin, Yu! Bir şeyi bilmeyen 'üstün insan' sakıngan davranır."
- "Böyle bir ayıklama yapılmazsa, yapılan işlerde başarıya ulaşılamaz."
- "İşlerde başarıya ulaşılamazsa, toplum kurallarında ve müzikte gelişme olmaz. Toplum kuralları ve müzik gelişmezse cezalar yerine getirilmez. Cezalar yerine getirilmezse, halk ne yapacağını bilemez."
- "Bunun için, 'büyük ve üstün insan', o kişilerden uygun biçimde konuşulmasını ister ve kendi konuştuklarının da uygun biçimde yerine getirilmesi gerektiğini düşünür."
IV - Fan Ch'ıh 'çiftçilik'i öğrenmek istedi. Üstat: "Eski bir çiftçi olarak, bu iş için pek iyi değilim," yanıtını verdi. O, 'bahçıvanlık'ı öğrenmek istedi. Üstat, "Eski bir bahçıvan olarak bu iş için de iyi değilim," yanıtını verdi.
- Fan Ch'ıh çıkınca, Üstat dedi ki: "Fan Hsü (Fan Ch'ıh) gerçekten küçük bir adam!"
- " 'Büyük ve üstün insan' törenleri severse, halk saygısızlık etmeyi göze alamaz. O doğruluğu severse, halk ona uymaktan çekinmez. O, bağlılığı severse, halk içten olur. İşte bunlar elde edilince, ülkenin her yerindeki halk, çocuklarını arkalarında taşıyarak ona gelecektir. Bunun için çiftçiliği öğrenmeye ne gerek var?"
V - Üstat dedi ki: "Bir insan 300 parça şiiri okuyabilse de, hükümet işlerinde yetenekli değilse ya da bir yere bir kurulla gönderildiği zaman yardımcısı olmadan konuşamazsa, bilgisini yayma konusunda bunun ne gibi bir yararı olur?"
VI - Üstat dedi ki: "Bir prensin kendi davranışları doğruysa, buyruklar çıkarmadan da hükümet işleri yapılabilir. Kendisi dürüst davranmazsa, bir sürü buyruk da çıkarsa, bunlara kimse uymaz."
VII - Üstat dedi ki: "Lu ve Wei hükümetleri kardeştir." (85)
VIII - Üstat dedi ki: "Wei Dükü'nün çocuklarından Ching'e 'bir ailenin ekonomisini iyi bildiğimi' söyledim." O, eşyaya sahip olduğunda, Üstat, "Ha, işte bir koleksiyon!" dedi. Onlar çoğaldığı zaman, Üstat, "Ha, herşey tamam!" dedi. O zengin olunca Üstat, "Ha, işte bu çok güzel!" dedi.
IX - Üstat Wei'ye gittiğinde, Tsan Yu onun arabasını sürmüştü.
- Üstat, "İnsanlar nasıl da çok!" diye düşündü.
- Yu dedi ki: "İnsanlar böyle türlü türlü olunca, onlara karşı ne yapılabilir?" Üstat, "Onları zenginleştir," dedi.
- "Onlar zenginleşince, başka ne yapılabilir?" Üstat, "Onlara bilgi ver," dedi.
X - Üstat dedi ki: "Beni yanına alacak bir prens olsa, 12 ay içinde önemli işler yapardım. Üç yıl içinde hükümet çok iyi bir duruma gelirdi."
XI - Üstat dedi ki: "İnsanlar bir ülkeyi yönetseler, yüz yıl içinde, kesinlikle kötü şeyleri ortadan kaldırırlar ve cezaları uygulamazlar. Bu sözler gerçekten doğru mudur?"
XII - Üstat dedi ki: "Gerçek bir hükümdar gelse bile, yine bir kuşağın geçmesi gerekir; erdem, ancak bundan sonra egemen olur."
XIII - Üstat dedi ki: "Bir yönetici doğru davranırsa, hükümeti yönetmekte ne gibi bir güçlük çekebilir? Kendisi doğru yolda gitmezse, başkalarının davranışlarını düzeltmenin anlamı ne?"
XIV - Tsan Yu saraydan dönüyordu. Üstat ona dedi ki: "Neden böyle geç kaldın?" O yanıt verdi: "Hükümet işleri vardı." Üstat, "Aile işleri olacak. Hükümet işleri olsaydı, ben burda olsam da, haberim olurdu." dedi.
XV - Dük Ting, 'Ülkeyi mutluluğa kavuşturacak tek bir tümcenin var olup olmadığını' sordu. Konfüçyüs, "Böyle bir etki, bir tek tümceden beklenemez," dedi.
- "Halkın arasında bir söz vardır: 'Bir prens olmak güçtür. Bir bakan olmak da kolay değildir' ".
- "Bir hükümdar, prens olmanın güçlüğünü biliyorsa, böyle bir tümceden onun ülkesinin mutluluğa kavuşması beklenemez mi?"
- Dük dedi ki: "Bir ülkeyi yok eden bir tümce var mıdır?" Konfüçyüs yanıt verdi: "Böyle bir etki, bir tek tümceden beklenemez. Halk arasında bir söz vardır. 'Prens olmaktan hoşlanmıyorum; ama, söylediklerime hiç kimsenin karşı çıkmamasından da zevk duyuyorum!'"
- "İyi sözler söylerse hükümdara hiç kimsenin karşı çıkmaması, hoş bir şey değil midir? Bu sözler iyi değilse ve hiç kimse onlara karşı çıkmazsa, bu bir tümceden ülkenin yok olması beklenemez mi?"
XVI - Dük Shıh, 'hükümet'i sordu.
- Üstat dedi ki: "İyi bir hükümet, yanında olanları mutlu kılar. Uzakta olanları kendisine çeker."
XVII - Tzu-hsia, Chü-fu'da (86) valiydi; 'hükümet'i sordu. Üstat dedi ki: "İşlerin çabuk yapılmasını isteme. Küçük şeylerden yararlanmaya çalışma. İşlerin çabuk yapılmasını istemek, o şeylerin en iyi biçimde yapılmasını önler. Küçük şeylerden yararlanmaya çalışmak, büyük işlerin tamamlanmasını engeller."
XVIII - Dük Shıh, Konfüçyüs'ü çağırdı, dedi ki: "İçimizde çok dürüst olanlar var. Birinin babası bir koyun çalsa, oğlu onu yetkililere bildirir."
- Konfüçyüs dedi ki: "Bizim ülkedeki dürüst insanlar bunlardan farklıdır. Baba, oğlunun suçunu üstüne alır. Oğul babasının yanlışını gizler. İşte doğruluk bunun içindedir."
XIX - Fan ch'ıh, 'en iyi erdem'i sordu. Üstat dedi ki: "İnsan yalnız yaşarken ağırbaşlı olmalı. Görevi başındayken dikkatli olmalı. Başkalarıyla arkadaşlık ederken içten olmalı. Yabanıl boylar içinde yaşasa bile, yine bunları bırakmamalı."
XX - Tzu-kung, 'Bir insanın bilgin olarak tanınması için ne gibi özellikleri olması gerektiğini' sordu. Üstat dedi ki: "O kimse, kendi davranışlarından utanç duyarsa ve bir yere gönderildiğinde, çevresindekileri küçük düşürmezse, bu kimseye 'bilgin' denir."
- Tzu-kung, "bu kimseden sonraki yeri kimin alabileceğini sorabilir miyim?" dedi. Üstat, "Aile üyeleri arasında 'anaya babaya bağlı' ve köylü komşuları arasındaysa 'kardeş' olarak tanınan kimsedir," dedi.
- Öğrencisi, bir daha sordu: "Bundan sonraki aşamalarda kimlerin bulunabileceğini sorabilir miyim?" Üstat, "Bu kimseler, söyledikleri şeylerde kesinlikle içtendirler ve davranışlarında çok kararlıdırlar. Onlar inatçı küçük insanlardır. Böyle olmakla birlikte, bundan sonraki sınıfa girebilirler," yanıtını verdi.
- Tzu-kung yine sordu: "Şu zamandaki devlet işlerinde görevi olanlar, hangi sınıfa girerler?" Üstat yanıt verdi: "Oooo, onlar yalnızca birer araçtır; söz edilmeye değmezler."
XXI - Üstat dedi ki: "Orta yolu izleyen bir insanı bulamadım. Böylece, kime bilgi vereceğim? Çalışkan ve sakıngan kimseleri bulmalıyım. Çalışkan olanlar ilerler ve gerçeği elde ederler. Sakıngan olanlar, kendilerini yanlışlıklardan korurlar."
XXII - Üstat dedi ki: "Güney halkının bir sözü vardır: 'Direngen olmayan bir insan, ne büyücü ne de doktor olabilir.' Güzel değil mi!"
- "Erdemde süreklilik olmazsa, o kimsenin saygınlığı azalır."
- Üstat, "Bu, yalnızca iyi ve kötüyü önceden bilememesinden ileri gelir," dedi.
XXIII - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan, inceliklidir; ama, yaltaklanmaz. Küçük insan yaltaklanır; ama, incelikli değildir."
XXIV - Tzu-kung dedi ki: "Bütün komşularının sevdiği bir insan için ne söyleyebilirsiniz?" Üstat yanıt verdi: "Onun için düşündeş olmayabiliriz." "Komşularının nefret ettiği bir kimse için ne dersiniz?" Üstat, "Onun kötü olduğu üzerine bir sonuca varmamış olabiliriz. İyi olan komşular onu severler, kötü olanlar ondan nefret edebilirler," yanıtını verdi.
XXV - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan'a hizmet etmek kolay; ama, onu hoşnut etmek güçtür. Onu doğrulukla bağdaşamayan şeyler konusunda hoşnut etmeye çalışırsak, o, bundan hoşlanmayacaktır. Ama, o, buyruğunda bulunan insanları, yeteneklerine göre çalıştırır. Küçük insana hizmet etmek güçtür, hoşnut etmek kolaydır. Onu doğrulukla bağdaşmayan şeyler konusunda hoşnut etmeye çalışsan bile, o yine bundan hoşlanacaktır. Buyruğunda bulundurduğu insanları da öyle çalıştırır."
XXVI - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insanın gururu yoktur ve ağırbaşlıdır. Küçük insansa, kendini beğenir ve ağırbaşlı değildir."
XXVII - Üstat dedi ki: "Dayanıklılık, katlanma, yalınlık ve alçakgönüllülük erdeme yakındır."
XXVIII - Tzu-lu, "Bir insanın kendisini bilgin olarak göstermesi için ne gibi özellikleri olması gerekir?" diye sordu. Üstat yanıt verdi: "Bu kimse ciddi, çevik ve yumuşak olursa, ona 'bilgin', denir. Arkadaşları arasında ciddi ve çevik, kardeşleri arasında da yumuşak olmalıdır."
XXIX - Üstat dedi ki: "İyi bir insan, halkı 7 yıl eğittikten sonra, onları savaşa gönderebilir."
XXX - Üstat dedi ki: "Halka bilgi vermeden onları savaşa göndermek, onları yok etmek demektir."



ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
"Hsien Wen" (87)


I - Hsien 'utancın ne olduğunu' sordu. Üstat dedi ki: "Ülkede iyi bir hükümet iş başında olduğu zaman, düşünülen şey, yalnızca 'aylık'sa, işte bu utançtır."
II - "Üstün olma isteği, övünmek, açgözlülük yok edildiğinde, 'erdemin' ortaya çıktığı sanılıyor."
- Üstat dedi ki: "Bu, belki güç olan bir şeyin başarılması kabul edilebilir; ama bunun üstün erdemle ilgili olabileceğini sanmıyorum."
III - Üstat dedi ki: "Bir ülkede iyi bir hükümet olduğunda, sözler ve davranışlar, sonuna dek özgürdür. Kötü bir hükümet iş başındayken, davranışlar belki sonuna dek özgürdür; ama konuşmalarda sakıngan olmak gerekir."
V - Üstat dedi ki: "Erdemli insanlar, kesinlikle doğru konuşur; ama doğru konuşanlar erdemli olmayabilir. İlkeleri yoktur."
VI - Nan-kung Kuo (88) Konfüçyüs'e sordu: "İ, ok atmakta beceriliydi. Ao, bir gemiyi sürebilirdi. Ama, her ikisi de doğal bir ölümle ölmedi. Yü ve Chi tarım gereçleri üzerinde çalıştı ve imparatorluğu elde ettiler." Bunlara karşılık olarak Üstat bir şey söylemedi; ama, Nankung Kuo dışarı çıktığında dedi ki: "O, gerçekten 'üstün' bir insan! O, erdemi gerçekten seven bir insan!"
VII - Üstat dedi ki: " 'Üstün insan' olup da, erdemi olmayan insanlar bulunabiliyor! Ama, düşük insanlar, asla erdemli olamaz."
VIII - Üstat dedi ki: "İnsanı dikkatli bir çalışmaya götüremeyen bir sevgi var olabilir mi? İnsanı doğru yola götüremeyen bir bağlılık var olabilir mi?"
IX - Üstat dedi ki: "Hükümetin buyruklarının hazırlanmasında ilk taslağı P'i Shan yaptı. Shıh-shu bunu inceledi ve konusu üzerinde konuştu. Tzu-yü dış ilişkiler yöneticisi olarak bunun biçemi üzerinde çalıştı. Sonunda da, Tzu-ch'an (Tung-li'li) buna son biçimini vererek bitirdi." (89)
X - Birisi Tzu-ch'an'ı sordu. Üstat, "O, incelikli bir insandır." (90) dedi.
- O, Tzu-hsi'yi sordu. Üstat, "O, adam!" dedi.
- O, Kuan Chung'u sordu. Üstat dedi ki: "Pien kenti 300 ailesiyle birlikte Po ailesinin başkanının elinden alındı; ama, o yaşamının sonuna dek yalnızca pirinç yemek zorunda kalmasına karşın, yakınmadı."
XI - Üstat dedi ki: "Yakınmaksızın yoksulluğa katlanmak güçtür. Gururu olmayanın zengin olması kolaydır."
XII - Üstat dedi ki: "Mang Kung-ch'o'nun, Chao ve Wei ailelerinin yaveri olması daha uygundur; ama T'ang ve Hsieh devletinde büyük bir memur olması kesinlikle uygun değildir." (91)
XIII - Tzu-lu, 'yetkin insanın nasıl olması gerektiğini' sordu. Üstat dedi ki: "Tsang Wu-chung'un bilgisini, Kung-ch'o'nun tokgözlülüğünü, Pien'li Chuang'ın gözüpekliğini ve Tsan Ch'iu'nun türlü yeteneklerini elde etmiş bir insanı düşün. Bunlara tören kurallarına ve müziğe bağlılığı da eklersen, işte böyle bir kimseye 'yetkin' denebilir." (92)
XIV - Üstat, King-ming Chia'ya, Kung-shu Wen'i sordu, "Sizin efendinizin konuşmadığı, gülmediği ve bir şey kabul etmediği doğru mudur?" (93)
- Kung-ming Chia yanıt verdi: "Bu söylentiler doğru değildir. Benim efendim zamanı gelince konuşur; böylece insanlar onun konuşmasından usanmazlar. Eğlenceli bir zamanda güler; böylece onun gülmesinden usanmazlar. Doğruluğa uygunsa, o şeyi kabul eder; bundan dolayı insanlar, onun hep almayı istemesinden usanmazlar." Üstat, "Demek böyle! Ama bu, gerçekten böyle mi?" dedi.
XV - Üstat dedi ki: "Tsan-Wu-chung, Fang'a sahip olduğunda, Lu Dükü'ne ailesine bir ardıl [halef] seçmesini söyledi. Dük'e bu konuda baskı yapmadığı söyleniyorsa da, böyle davrandığı kanısındayım."
XVI - Üstat dedi ki: "Tsin Dükü Wen, kurnazdı ve dürüst değildi. Ch'i Dükü Huan dürüsttü, ama kurnaz değildi." (94)
XVII - Tzu-lu dedi ki: "Dük Huan, kardeşi Chiu'nun öldürülmesine neden oldu. Shao Hu, efendisiyle birlikte öldü; ama, Kuan Chung ölmedi. Onun erdemsiz bir insan olduğu söylenemez mi?" (95)
- Üstat dedi ki: "Dük Huan, bütün prensleri topladı; ama, silahları ve savaş arabaları yoktu. Bu, yalnızca Kuna Chung'ın etkisiyle yapılmıştı. Onun gibi kim erdemli olabilir? Onun gibi kim erdemlidir?"
XVIII - Tzu-kung dedi ki: "Sanırım ki, Kuan Chung erdemli bir insan değil. Dük Huan, kardeşi Dük Chiu'nun öldürülmesine neden olduğunda Chung onunla birlikte ölmeyi göze alamadı. Bundan başka, Huan'ın başbakanı oldu."
- Üstat dedi ki: "Kuan Chung, Dük Huan'ın başbakanı mı oldu? Huan'ı bütün prenslerin önderi yaptı, imparatorluğu birleştirdi ve düzenledi. Bugüne dek, halk onun verdiği armağanlardan hoşnut kaldı. Şimdi biz Kuan Chung için saçlarımızı çözmeli ve paltolarımızı soldan iliklemeliyiz." (96)
- "Sen ondan, sıradan erkeklerin ve ırmakta ya da hendeklerde kendi canına kıyan sıradan kadınların bağlılığını mı bekleyeceksin? Bu insanlar konusunda kimse bir şey bilmiyor mu?"
XIX - Büyük memurlardan Hsien, King-shu Wenlerin aile bakanı olmuştu. Wen'le birlikte prensin sarayına gitti.
- Üstat bunu işittiğinde dedi ki: "O, üstün insan olmayı hak etti."
XX - Üstat, Wei Dükü Ling'in ilkesiz yönetiminden söz ediyordu. Ch'i K'ang "Onun böyle bir özyapısı varken nasıl oluyor da hâlâ hükümdarlık edebiliyor?" dedi. (97)
- Konfüçyüs dedi ki: "Chung-shu Yü, onun konuklarıyla ilgileniyor; To, Atalar Tapınağı'na bakıyor; Wang-sun Chia da orduyu yönetiyor. Bu gibi adamları olan biri hükümdarlığı nasıl yitirebilir?"
XXI - Üstat dedi ki: "Alçakgönüllü olmayan biri, konuşurken sözlerinin iyi olması bakımından güçlük çekecektir."
XXII - Chan Ch'ang, Ch'i Dükü Chien'i öldürmüştü. (98)
- Konfüçyüs banyosunu yaptı ve saraya gitti. Dük Ai'yı çağırttı, dedi ki: "Chan Heng, hükümdarını öldürdü. Onu cezalandırmanızı istiyorum."
- Dük dedi ki: "Üç Aile'nin başkanlarına haber ver."
- Konfüçyüs eve dönünce dedi ki: "Ben de büyük memurlar gibi, bu konuyu bildirmemeyi göze alamam. Prensim de bana, 'yalnızca Üç Aile'ye haber ver' dedi."
- O, aile başkanlarına gidip bu olayı anlattı; ama, onlar eyleme geçmediler. Bunun üzerine Konfüçyüs dedi ki: "Büyük memurlar gibi, böyle bir işi bildirmemeyi göze alamadım."
XXIII - Tzu-lu, 'Bir hükümdara nasıl hizmet edileceğini' sordu. Üstat yanıt verdi: "Ona baskı yapma ve sonra onu gücendirme."
XXIV - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insanın ilerlemesi yukarıya doğrudur; düşük bir insanın ilerlemesiyse aşağı doğrudur."
XXV - Üstat dedi ki: "Eski zamanlarda, insanlar bilgiyi kendilerini yetiştirmek için edinirlerdi. Bu zamandaysa, insanlar bilgiyi başkalarını övmek için elde etmeye çalışıyorlar."
XXVI - Chü Po-yü, (99) Konfüçyüs'e bir haberci gönderdi. Konfüçyüs onunla oturup konuştu; dedi ki: "Efendin neyle uğraşır?" Haberci yanıt verdi: "Efendim yanlışlarını azaltmaya çalışıyor; ama henüz başarıya ulaşamadı." Haberci gidince Üstat: "Gerçekten bir haberci! Gerçekten bir haberci!" dedi.
XXVII - Üstat dedi ki: "Hükümet dairesinde bir görevi olmayan bir kimsenin hükümetin yönetimi konusunda plan yapmasına hiç de gerek yoktur.
XXVIII - Filozof Tsang dedi ki: "Büyük ve üstün insan, düşüncelerinde sınırı aşmaz."

Yorumlar