Etüd

Tefrika -Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883)

18-11-2017
 
 
Tefrika - 1. kısım.
Dienstag, 16. Oktober 2012 um 15:27 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
1.“Rahim ve rahman olan Allah’ın adıyla.” Sure 1, ayet 1.
Cevap: Müslümanlar Kuran’ın Allahın sözü olduğunu söyler. Oysa bu ayet, yazarın başka biri olduğunu gösteriyor. Zira Allah’ın sözü olsaydı Allah’a değil halka hitap etmesi gerekirdi.
Eğer Allah [her işe] bu sözlerle başlanmasını bildiriyorsa uygun değildir, zira kötü işlere bu sözlerle başlamak Allah’ın adına leke sürer. “İyi işlere Allah’ın adıyla başla, kötü işlere değil” denilmesi gerekirdi. Bu haliyle ifade, kuşkuya yer bırakacak niteliktedir. Hırsızlık, zina, yalancılık ve diğer günahları işlemeye Allah’ın adıyla başlanacak mıdır? Müslüman kasaplar bu emre uygun olarak ineklerin ve başka hayvanlarının boğazını keserken “Bismillah” ifadesini kullanırlar. Eğer Allah’ın kastettiği buysa, demek ki Müslümanlar kötülük yapmaya Allah’ın adıyla başlıyorlar. Dolayısıyla Allah rahim olamaz, çünkü rahmeti dilsiz yaratıkları kapsamamaktadır. Yok eğer Müslümanlar ayetin anlamını yanlış yorumluyorsa, o zaman vahiy beyhudedir. Müslümanların yorumu yanlışsa doğru yorumu nedir?
Allah merhametli ve esirgeyici ise hayvanların korkunç acılarla öldürülmesine ve insanların keyfi için etlerinin yenmesine neden izin vermiştir? Bu hayvanlar günahsız değil midir ve Allah’ın yarattıkları değil midir?
 
Tefrika - 3. kısım.
Donnerstag, 18. Oktober 2012 um 09:22 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
5. "Bu kitapta şüphe yoktur; takva sahiplerine, gaybe iman edip namaz kılan ve kendilerine verdiğimiz nimetleri doğru kullananlara doğru yolu gösterir. Onlar sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere ve ahirete iman ederler. İşte onlar kurtuluşa erecektir. İnkâr edenlere gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde perde vardır. Büyük azap onlar içindir.” (S.2, A.1-6)
Cevap: Allah’ın kendi kitabını övmesi kibir belirtisidir.
Takva sahibi olan [burada denildiğine göre] zaten kendiliğinden doğru yoldadır, yanlış yolda olanlara ise bu Kuran doğru yolu gösteremez. O halde bu kitabın faydası nedir? Allah nimetlerini bağışlarken hak ve emeğe riayet etmez mi? Etmez ise, niye nimetinden herkesi faydalandırmaz?
İncil’e ve diğer kitaplara inanmak uygunsa niye Müslümanlar onlara Kuran’a inandıkları gibi inanmazlar? Yok eğer onlara inanıyorlarsa o zaman Kuran’a ne gerek vardır? Kuran’da diğerlerinde olmayan şeyler varsa, o zaman Allah’ın önceki kitaplarda bu şeylerden söz etmeyi unutmuş olması gerekir. Yok unutmadıysa, Kuran’ı indirmesi gereksizdi.
Birkaç istisnayla Kuran ve İncil’in öğretilerinin birbirine benzediğini görüyoruz. O zaman Allah neden Veda gibi tek kitap yapmadı?
Dünyanın sonu öğretisine inanmak ve başka türlü inanmamak şart mıdır? Tanrı tarafından yol gösterilenler sadece Müslümanlar ve Hıristiyanlar mıdır? Onlar arasında günahkârlar yok mudur? Sadece takva sahibi Hıristiyan ve Müslümanlar kurtulacak fakat diğer iyi insanlar kurtulmayacaksa bu büyük bir adaletsizlik ve kanunsuzluk değil midir? Eğer Allah inanmayanların kalplerini ve kulaklarını mühürlediği için bu insanlar günah işliyorsa, o zaman suç bu insanların değil Allah’ındır. İyiyi kötüden ayırt etme yetileri yoksa, bu özgürlüğe sahip değilseler, Allah onlara neden ödül veya ceza ver 
 
Tefrika - 4. kısım.
Freitag, 19. Oktober 2012 um 10:25 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
8. “Kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, siz de ona benzer bir sure meydana getirin; doğrulamak için, Allah'tan başka tanıklarınızı da çağırın. Fakat yapamazsanız (ki yapamıyacaksınız), o zaman inkârcılar için hazırlanan ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten korkun.” (2.22-23)
Cevap: Kur’an surelerine benzer bir sure yazmak zor mudur? Ekber zamanında Feyzî hiç noktalı harf kullanmadan bir Kur’an tefsiri yazmadı mı? (…)
Kuran’da inanmayanlar için hazırlanan cehennem gibi Purana’lar da Sanskritçe bilmeyen malekşa’lar için hazırlanan korkunç cehennemden söz ederler. Şimdi bunlardan hangisine inanacağız? Kendi ifadelerine göre kendileri cennete gidecektir; oysa karşı tarafın ifadesine göre cehenneme gideceklerdir. Dolayısıyla söyledikleri kanıttan yoksundur. Hakikatte her dinde adil ve iyi olanlar nimet ve kötüler eziyet görür.
Purana’lar Hindu geleneğinde efsanevî tarih anlatılarıdır. Malekşa veya mleccha म्लेच्छ (“barbar, kâfir”) erken devir Sanskrit kaynaklarında, Aryan olmayan Hindistan yerlilerine verilen addır.
9. “İnananlara ve iyi işler yapanlara, içinden ırmaklar akan cennetleri müjdele. Oranın mahsullerinden yediklerinde “bunlar daha önce yediklerimizin aynısıdır” diyecekler. Ve orada onlar için hep kalıcı olan temiz eşler vardır.” (2.24)
Cevap: Eğer böyleyse Kuran’ın cenneti bu dünyadan hangi bakımdan daha iyidir? Bu dünyada olan mahsullerin orada da olduğu belirtilmiştir. Tek fark, Cennettekilerin buradakiler gibi doğup ölmemeleri ve oradaki temiz eşlerin, dünyadakilerin aksine, sonsuza dek yaşamalarıdır. Peki bu eşler, kıyamet gününe kadar vakitlerini nasıl geçirecektir? Diyelim ki Allah’ın hizmetinde iyi işler yaparak geçirecek olsunlar. (…) O zaman Allah’ın bu kadınlara olan sevgisi erkeklere olan sevgisinden büyüktür, zira kadınların ebediyen cennette yaşamasına izin vermiş fakat erkeklere izin vermemiştir. Öbür türlü, bu kadınların Allah’ın rızasını kazanmadan sonsuza dek cennette yaşamasına nasıl izin verilmiştir?
 
Tefrika - 5. kısım.
Samstag, 20. Oktober 2012 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
10. “Allah Adem’e tüm varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek ‘doğruyu biliyorsanız bunların adını bana söyleyin’ dedi. [Onlar bilemeyince] ‘Ey Adem onlara bildir,” dedi. Adem onlara [tüm nesnelerin] adını bildirdi. O zaman Allah ‘Ben size demedim mi ki göklerin ve arzın sırlarını ben bilirim, ve sizin açtığınızı ve gizlediğinizi de ben bilirim?’” (2.29-31)
Cevap: Allah’ın kendi büyüklüğünü kanıtlamak için melekleri kandırması uygun mudur? Böyle kibirli bir eylemi hiçbir bilge kişi onaylamaz ve kimse böyle bir davranıştan onur kazanmaz. Allah böyle bir gösteriyle her şeyi bildiğini kanıtlamak mı istemiştir? Bu türden bir büyüklük gösterisi ilkel ve vahşi toplumlarda etkili olabilir, fakat medeni toplumlarda asla.
11. “Meleklere ‘Adem’e secde edin’ dediğimizde melekler secde ettiler. Fakat İblis direndi ve büyüklendi, ve böylece kâfirlerden oldu.” (2.32)
Cevap: Allah’ın her şeyi (yani geçmişi, şimdiyi ve geleceği) mutlak olarak bilmediği bu ayetten anlaşılıyor. Bilseydi İblis’i yaratır mıydı? Ayrıca Allah’ın her şeye mutlak olarak kadir olmadığı anlaşılıyor, zira Şeytan onun emrine karşı geldiği halde Allah ona bir şey yapamamıştır.
Şeytan tek başına Allah’a meydan okumuş ve başarmışsa, milyonlarca Müslüman-olmayanın bulunduğu bir dünyada Müslümanlar ve onların Allah’ı nasıl başarılı olacaktır?
Allah [Adem’e secde edilmesini emrettiği halde] bazı insanların hastalığını artırmakta ve bazılarını yanlış yola sevketmektedir. Allah bu şeyleri belki Şeytan’dan öğrenmiş olabilir. Şeytan ise kötülüğü Allah’tan öğrenmiş olmalıdır, zira Şeytan’ın bilgi kaynağı ancak Allah olabilir.
 
Tefrika - 6. kısım.
Sonntag, 21. Oktober 2012 .
... 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
12. “Ve dedik ki, ‘Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun, ve onun nimetlerinden bol bol yararlanın. Ancak bu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.' Fakat Şeytan onların ayağını kaydırıp oradan çıkmalarını sağladı. Dedik ki: ‘Kendi aranızda düşmanlıkla aşağı inin ve bir müddet geçiminizi dünya yüzünde temin edin. Adem bunun üzerine Rabbinden bazı kelimeler öğrendi ve yer yüzüne indi.” (2.33-35)
Cevap: Bu Allah uzak görüşlülükten yoksundur. Çünkü önce onlara cennetin nimetlerini ihsan etti, sonra onları cennetten kovdu. Olacakları bilseydi onlara öyle bir nimet ihsan eder miydi? Kandırıcı Şeytan’ı cezalandırmaktan aciz olduğu anlaşılıyor.
O ağacı kimin için yarattı? Kendisi için mi, başkaları için miydi? Başkaları için ise Adem’e niye o ağacı yasak etti? Böyle şeyler tanrıya yakışmaz, ve dolayısıyla bu kitap tanrının kitabı olamaz. (…)
Adem yeryüzüne nereden indi? Cennet bir dağ mıdır yoksa gökte midir? Aşağıya kuş gibi uçarak mı indi, taş gibi düştü mü? Bu sorular yerindedir zira Adem’in topraktan yaratıldığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Dünyevi bir vücuda sahip olan her yaratık ölümlüdür. Cennette oturanlar ölünce nereye giderler? Ölüm olmayan yerde maddi varlık olmaz. Maddi varlık olan yerde mutlaka ölüm de vardır. Dolayısıyla cennetteki temiz eşlerin sonsuza dek yaşadığına ilişkin Kuran öğretisi de doğru olamaz.
 
Tefrika - 7. kısım.
Montag, 22. Oktober 2012 um 13:57 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
14. “Biz Musa’ya kitabı ve mucize gücünü [el-furkan] verdik.” (2.50 [52]) “Aranızdan sebt [şabat] gününe riayet etmeyenlere ‘hakir maymunlar olun’ dedik. Ve bu cezayı o gün yaşayanlara ve sonradan gelecek olanlara ibret ve müminlere öğüt olarak verdik.” (2.60-61 [63-64])
Cevap: Allah yasa kitabını Musa’ya verdi ise, Kuran’a ne gerek vardı? İyiyi kötüden ayırt etmenin öğretisi her zaman aynı ise, aynı şeyi iki kere yazmak vakit kaybı ve tekrardır. Allah Kuran’da yazdıklarını Tevrat’ta yazmayı unuttu mu?
Tevrat’ta ve Kuran’da tanrının Musa’ya mucize gücü verdiği yazılıdır. Ancak buna inanmak yerinde değildir, zira o zaman olan bir şeyin bugün de olabilmesi gerekir. Tıpkı bugün birtakım çıkarcı kişilerin cahil insanları kandırarak kendilerine ermiş görüntüsü vermeleri gibi o zaman yapılan şey de kandırmaca olmalıdır. Yoksa tanrının gerçek hizmetkârları bugün de var, onlara neden mucize gücü verilmiyor?
Eğer Allah sebt’e riayet etmeyenleri maymuna çevirdi ise bu da kandırmaca ve göz boyayıcılıktır. Böyle yöntemlere başvuran kimse tanrı olamaz ve böyle şeyleri içeren bir kitap tanrının işi olamaz.
 
Tefrika - 8. kısım.
Dienstag, 23. Oktober 2012 um 12:51 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
16. “İman edip iyi işler yapanlar cennetlik olacak ve sonsuza dek orada kalacaktır.” (2.75 [82])
Cevap: Hiçbir yaratık sonsuz iyilik ve sonsuz kötülük gücüne sahip değildir. Dolayısıyla sonsuza dek cennette veya cehennemde olamaz. Tanrı buna izin verse adaletsiz ve cahil olurdu. Her şey eğer dünyanın son gününde yargılansa, iyi eylemler ve kötü eylemler eşit çıkar. Eylemler sonsuz [mutlak] olmadığına göre, sonuçları nasıl sonsuz [mutlak] olabilir?
Dünyanın yedi veya sekiz bin yaşında olduğunu söylüyorlar ise, tanrı o tarihten önce boş mu duruyordu? Kıyametten sonra tanrı boş mu duracaktır? Bu tür ifadeler bir çocuğun saçmalıklarından fazla bir değer taşımaz. Zira tanrı, her zaman etkindir. Herkesi iyiliğine ve kötülüğüne göre her zaman yargılar. Bu nedenle Kuran’ın öğretisi doğru değildir.
17. “Birbirinizin [kardeşlerinizin] kanını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarından çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Bunu kabul etmiş ve tanık olmuştunuz. Oysa siz buna rağmen birbirinizi [kardeşlerinizi] öldürmeye, aralarınızdan bazılarını yurtlarından sürmeye ve kötülükte yardımlaşmaya devam ettiniz.” (2.77-78 [84-85])
Cevap: Yemin [sözleşme] alıp vermek tanrıya mı insana mı uyan davranıştır? Allah her şeyi bilen ise, neden cimri bir tüccar gibi davranmış?
Kardeşlerini öldürmemek ve dindaşlarını yurtlarından sürmemek iyi bir ilke değildir, zira dindaş olmayanların kanının dökülebileceği ve onların yurtlarından sürülebileceği anlamına gelir. Bu ise bir cehalet ve tarafgirlik ilkesidir.
Allah verdikleri sözden döneceklerini önceden bilmiyor muydu? Eğer biliyor idiyse, buna rağmen yemini [sözleşmeyi] kabul etmesi ahlaklı bir davranış değildir.
Allah’ın bireyleri kale almadan bir kavimle sözleşmesi, ve hatalarından ötürü bütün bir kavmi cezalandırması, aşiret mantığının bir tezahürü olarak değerlendirilebilir.
 
Tefrika - 9. kısım.
Mittwoch, 24. Oktober 2012 um 15:52 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
18. “Bunlar ahireti dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunların cezası hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.” (2.79 [86])
Cevap: Tanrıdan böyle bir nefret ve kindarlık beklenebilir mi? Cezası hafifletilecek ve kendilerine yardım edilecek olan kimlerdir? Eğer günahkârlarsa ve cezalarını çekmeden kalacaklarsa yapılan şey adaletsizliktir. Eğer yeterli ceza çekildikten sonra kendilerine yardım ve merhamet gösterilecekse, o zaman yukarıdaki ayette belirtilen kişilere de aynı şekilde davranılması gerekir. Öbür türlü yapılan şey gene adaletsizliktir. Dolayısıyla bunu yazan kişinin bilge biri olmadığı anlaşılıyor. Doğrusu, iyilerin eylemleriyle orantılı olarak ödüllendirilmesi ve kötülerin yine eylemleriyle orantılı olarak cezalandırılmasıdır.
 
19. “Eskiden kâfirlere karşı yardım diledikleri halde, Allah katından onları tasdik eden bir kitap geldiğinde onu inkâr ettiler (kâfir oldular). Allah'ın laneti, kâfirler üzerinde olsun!” (2.82 [89])
Cevap: Sizin başka inançlara sahip insanlara kâfir demeniz gibi onlar da size kâfir derler ve tanrının lanetini üzerinizde görürler. Peki hanginiz doğru ve hanginiz yanlış? Yeterince düşünsek her inançta hata bulabiliriz. Oysa tüm inançlarda hakikat birdir, ve aradaki kavga cahillikten kaynaklanır.
20. “Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah inkâr edenlerin düşmanıdır.” (2.90 [98])
Cevap: Müslümanlar tanrının ortağı olmadığını söylediğine göre tüm bu ortaklar (şerikler) nereden çıktı? Onlara düşman olan Allah'a da düşman sayılıyor mu? Eğer sayılıyorsa, Allahın eşi ve ortağı oldukları anlaşılır.
21. “Bizi affet! deyin. Biz sizin günahlarınızı affedeceğiz ve iyi davrananlara daha fazlasını vereceğiz.” (2.54 [58])
Cevap: Allahın bu öğretisi herkesi günahkâr yapmaz mı? İnsanlar günahlarının bağışlanacağını umdukları sürece günah işlemekten korkmazlar. “Korkma günahların bağışlanacak” diye vaadeden kimse, günah teşvikçisidir. Dolayısıyla, bu kimse tanrı olamaz ve bu kitap tanrının kitabı olamaz. Çünkü tanrı adildir. Asla adaletsizlik yapmaz. Günah işleyenleri günahlarıyla orantılı olarak cezalandırmayan kimse adil olamaz
 
Tefrika - 10. kısım.
26. Oktober 2012 um 15:25 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
23. “Musa, kavmi için su dilemişti; 'Asanla taşa vur' dedik; ondan on iki pınar fışkırdı.” (2.56 [60])
Cevap: Böyle imkânsız bir şeyi kim söyleyebilir? Değnekle bir kayaya vurunca oniki pınarın fışkırması mümkün değildir. Ancak kayanın içi oyuksa ve suyla doldurulmuşsa böyle bir şey olabilir.
24. “Allah rahmetini dilediğine ihsan eder.” (2.97 [105])
Cevap: Merhametini veya nimetini, bunları hak etmeyenlere de ihsan eder mi? Eğer öyleyse adaletten habersizdir. Böyle yaparsa kim hayır işler? Kim şerden kaçınır? Zira ödül Allah’ın keyfine bağlıdır, ve iyi ya da kötü eylemin sonucu değildir. Bu da insanların kalbinde yaptıkları işin sonuçlarına dair belirsizlik ve kuşku doğuracaktır.
25. “Kitap ehlinden birçoğu, hakikat kendilerine beyan edildikten sonra da, içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek isterer. (2.101 [109])”
Cevap: Allah kendi seçtiklerinin ve yol gösterdiklerinin inancından emin olmadığı için onları teşvik etmeye çalışıyor. Peki her şeyi bilen o değil miydi? Böyle davranan biri tanrı değildir.
26. “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.” (2.107 [115])
Cevap: Bu doğruysa neden Müslümanlar yüzlerini Mekke’ye (kıbleye) dönüyor? Mekke’ye dönmeleri emredildi deseler, burada da istedikleri yöne dönebileceklerini bildiren bir emir var. Bunlardan biri doğru diğeri yanlışsa, hangisi doğrudur?
Tanrının yüzü varsa ancak tek yönde olabilir. Öbür türlü söylemek mantıken tutarsızdır.
 
Tefrika - 11. kısım.
Samstag, 27. Oktober 2012 um 13:14 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
27. “Gökleri ve yeri var eden Allah'tır. O, bir şeyin olmasını isterse 'ol' der ve [o şey] olur.” (2.109 [117])
Cevap: Allah’ın “Ol” emrini kim duydu? Allah emri kime verdi? Olan şey (daha önce) neydi? Yaratılıştan önce Allah’tan başka şey yoktu dediklerine göre, bu dünya nereden geldi? Neden olmadan sonuç [önce olmadan sonra] olmaz. Koca dünya nedeni [öncesi] olmadan nasıl ortaya çıktı? Bu iddialar çocukçadır.
Savunan – Değildir. Tanrının isteminden yaratılmıştır.
Reddeden – Kendi isteminden bir sineğin ayağını yaratabiliyor musun ki tanrının isteminden koca dünya yaratılabilsin?
S – Tanrı kadir-i mutlaktır. Ne isterse olur.
R – ‘Kadiri mutlak’ deyimini tanımla.
S – Her istediği olur.
R – Allah başka bir Allah yaratabilir mi? Kendi iradesiyle ölebilir mi? Kendini cahil, hasta veya akılsız kılabilir mi?
S – Hayır yapamaz.
R – Demek ki tanrı kendinin ve şeylerin doğasına aykırı bir şey yapamaz. Dünyada bir nesneyi yaratmak için üç şeye gerek vardır. 1. Yapan, mesela çömlekçi. 2. Ham madde, mesela çömlek için gereken kil. 3. Kilden çömlek yapmak için gereken araç ve aletler. Çömlekçinin kilden çömlek yapabilmesi için, önce [çömlekçinin,] kilin ve aletlerin varolması gerekir. Aynı şekilde dünyanın yaratılışından önce doğanın temel ilkeleri/unsurları (प्रकृति prakṛti) vardı ve bunlar başlangıçsız ve sonsuzdur. Dolayısıyla Kuran’ın bu öğretisini kabul etmek mümkün değildir.
Soru-cevap kısmının ustalığını görebiliyorsanız bu kitabın tadına vardınız demektir. Birinci cevapta takılıp kalmayın. “Sen sinek ayağı yapamıyorsan tanrı da dünyayı yapamaz” değil argüman. Önce o örneği kullanarak rakibi “kadiri mutlak” kavramına zorluyor. Sonra o kavramın iç çelişkisine işaret ediyor. Satrançta buna Zugzwang deniyordu yanılmıyorsam.
“Yaratılış,” “kıyamet” ve “mucize” kavramlarını atınca, Batı (Hindistan’a oranla) Tektanrıcılığının tanrısını malul eden en önemli mantıkî yüklerden kurtulmuş oluruz. Geriye bir şey kalır mı? Kalır elbette. Geriye insanların ve diğer mahlukların yaşantısını yöneten, adalet ve hak ve belki diğer güzel ve dehşetli şeyleri dağıtan, daha insancıl, daha sevimli, daha ahlakî bir tanrı – veya tanrılar – kalır. Bu kadarıyla yaşayabilirmişim gibi geliyor bana. Akıl ve bilim dışı da olsa, akla ve ilme karşı fahiş bir saldırı yok; estetik ve ahlaki boyutu değersiz değil. İlla tanrı(lar) lazımsa, bu vizyon bana daha makul gelir.
28. “Biz [Kâbe adlı] Ev’i insanlar için bir dönüp gelme yeri ve sığınak kıldık. İbrahim’in makamını namaz yeri edinin.” [2.117 [125])
Cevap: Allah Mekke’deki Kâbe’den önce insanlara bir ziyaret ve sığınma yeri yapmamış mıydı? Eğer yaptıysa Mekke’deki tapınağın özel bir ayrıcalığı yoktur. Eğer yapmadıysa, önceki kuşakları bir manevi ziyaret yerinden ve sığınaktan mahrum bırakmıştı. Bunu unutkanlığından mı yaptı?
 
 
Tefrika - 12. kısım.
Sonntag, 28. Oktober 2012 um 14:43 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
29. “Kendini bilmezden başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir? And olsun ki bu dünyada biz onu seçtik, ve o, ahirette de seçilmişlerdendir.” (2.130)
Cevap: İbrahim’in dinine inanmayan herkes nasıl cahil veya akılsız olabilir? Tanrı neden sadece İbrahim’i seçmiş olsun? Onu ahlakının güzelliğinden (iyiliğinden) dolayı seçti ise, ahlaken güzel (iyi) olan başka pek çok kişi vardır. Onu ahlakının güzelliğinden başka bir nedenle seçti ise, o zaman yapılan şey adaletsizliktir. Zira gerçek tanrı ancak ahlaki güzelliği ödüllendirir, iyi olmayanları ödüllendirmez.
30. “Yüzünü göğe çevirdiğini görüyoruz. Seni memnun olacağın bir kıbleye elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; ve (hepiniz) nerede olursanız olun, yüzünüzü o yöne çevirin.” (2.144)
Cevap:
Reddeden – Bu küçük bir putperestlik midir? Hayır, büyük putperestliktir.
Savunan – Biz Müslümanlar putperest değiliz, put kırıcıyız, çünkü Kâbeyi tanrı olarak görmeyiz.
R – Sizin putperest adını verdikleriniz de putları tanrının kendisi saymıyor elbette; onlara yüzünü dönerek tanrıya ibadet ediyor. Eğer put kırıcı iseniz neden Kâbe’de büyük bir put olan İbrahim taşını (hacer-i esved) kırmıyorsunuz?
S – Kuran bize yüzümüzü Kıble’ye dönerek ibadet etmemizi emrediyor. Tanrının emrine itaat eden bir insan putperest sayılamaz.
R – Purana’larda da sizin Kuran’ınıza benzer (ibadetin yönüne ve şekline ilişkin) emirler vardır. Bazıları Purana’ların, büyük tanrının vücut bulmuş bir şekli olan Vyasa’nın sözü olduğuna inanırlar. Putperestlik açısından sizinle bunun arasında fark yoktur. Tersine, siz büyük putperestsiniz, onlar ise küçük putperesttir. Müslümanların hali, evden kediyi kovarken arka kapıdan devenin girmesine göz yuman adama benzer. Tıpkı bu adam gibi Müslümanlar küçük putları dinlerinden çıkarmıştır, ama buna karşılık Mekke’deki koca ev ve onun içinde olan kara taş, büyük bir put olarak İslam’a girmiştir. Bunu küçük putperestlik sayabilir miyiz? Gerçekte, bizim gibi Veda dinini kabul ederseniz her türlü putperestlikten ve buna benzer kötülüklerden kendinizi arındırırsınız. Büyük putunuzu reddetmedikçe, küçük putlara tapanları eleştirmekten utanmanız gerekir. Putlarınızı terk ettiğiniz zaman kendinizi yüceltmiş ve arındırmış olacaksınız.
 
 
Tefrika - 13. kısım.
Montag, 29. Oktober 2012 um 13:36 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
31. “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridir. Ancak siz bunu bilmezsiniz.” (2.154)
Cevap: Allahın dini için ölmeye veya öldürmeye ne gerek var? Kendi bencil amaçlarınız için bunu söylediğiniz ortadadır. Çünkü bu yem, insanları daha şevkle savaşmaya teşvik edecektir. Ölmekten korkmayacaklar. Savaşlar kazanacaksınız. Ganimet ve servet elde edeceksiniz. Ganimet ve servet sahibi olmak ise, insanların nefsine yenilmesiyle sonuçlanır. Bu hayret verici öğretinin gerçek hayattaki sonucu budur.
32. “Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o size apaçık düşmandır. Size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.” (2.168-169)
İnsanı günaha sevkeden ve insanların apaçık düşmanı olan Şeytan’ı Allah neden yarattı? İleride olacakları bilmediği için mi yanıldı? Eğer olacağı bildiği halde insanları sınamak için bunu yaptığını söylerseniz bu mantıklı bir cevap değildir; çünkü deney yapmak [bilgisi ve gücü] kısıtlı olanın davranışıdır. Sonsuz [bilgi ve gücü] olan, tüm ruhların tüm iyi ve kötü eylemlerini sonsuz (mutlak) surette bilir.
İnsanları günaha Şeytan sevkediyorsa, Şeytanı günaha sevkeden kimdir? Eğer Şeytan’ın kendi kendini yanlışa düşürdüğünü söyleyebiliyorsak, diğerlerinin de kendiliğinden yanlış yola düşebileceğini kabul etmemiz gerekir. O zaman Şeytan’a ne gerek var? Eğer Şeytanı yanlışa sevkeden Allah ise, o zaman Allah şeytanların şeytanıdır. Başkasını yanlışa sevkeden kimse, kötülük ve cehaletten mustariptir. Dolayısıyla bu kimse tanrı olamaz.
 
Tefrika - 14. kısım 
Dienstag, 30. Oktober 2012 um 13:56 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden.
33. “Allah size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanı haram kılmıştır.” (2.173)
Cevap: Sadece domuz etinin haram olduğu bildirildiğine göre, mesela insan etinin helal olduğunu varsayabilir miyiz?
Hayvanları ve insanları tanrı adına, acı vererek öldürmek iyi bir şey sayılabilir mi? Böyle bir eylemi tanrı adına yapmak, tanrının adına leke sürer. Allah, Müslümanların elinde acıyla öldürülmelerine izin verdiği bu varlıklara karşı merhametli ve bağışlayıcı değil midir? Onları kendi yaratıkları (kendi çocukları) saymaz mı? Tanrı, inekler gibi dünyaya son derece yararlı mahlûkların öldürülmesine izin veriyorsa, işlenen cinayetin dolaylı failidir demektir. Oysa tanrının cani olması düşünülemez. Dolayısıyla bu öğreti tanrı kaynaklı değildir ve bu kitap tanrının kitabı değildir.
34. “Oruç gecesi kadınlarınızla cinsel ilişkiye girmek size helâl kılındı. Onlar sizin elbisenizdir ve siz onların elbisesisiniz. Allah, sizin nefsinize zulmettiğinizi (kendinizi kandırdığınızı) bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinizle cinsel ilişkiye girin ve Allah’ın size takdir etmiş olduğu şeyi (onlardan) talep edin. Şafak vakti ak iplikle kara ipliği ayırt edinceye dek yiyin, için.” (2.187)
Cevap: İslamın ilk tebliğ edildiği devirde veya ondan önce birilerinin Hintçede çandrayan adı verilen ay orucuna dair bazı Purana’cılardan bilgi aldığı anlaşılıyor. Sanskrit kitaplarında farz kılınan oruç, gündüz vakti yenilen lokma sayısını ay küçüldükçe azaltmayı ve ay büyüdükçe artırmayı gerektirir. Kitabın yazarı cehaleti nedeniyle bu kuralı yanlış anlayarak, orucu ayın görülmesine endekslemiştir. Daha sonra Müslümanların buna uyamaması nedeniyle Allah kuralı değiştirmiş ve gece vakti diledikleri kadar yiyip içmelerine ve kadınlarıyla münasebette bulunmalarına izin vermiştir. Böyle oruç olur mu? Gündüz yemeyip gece sabaha kadar yiyip içmek nefsi terbiye etmez. Yemeği gündüz yerine gece yemek, doğanın düzenine aykırıdır.
 
 
Tefrika - 15. kısım.
Mittwoch, 31. Oktober 2012 um 12:51 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
35. “Sizi katledenleri Allah yolunda siz de katledin. (2. 190).Ve onları bulduğunuz/yakaladığınız yerde öldürün, sizi kovdukları yerden (Mekke’den) siz de onları kovun. Çünkü fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. (…) Kâfirlerin (Allahı inkâr edenlerin) cezası işte budur. (2. 191). Fitne ortadan kalkıncaya ve Allahın dini (egemen) oluncaya dek onları öldürün. (2.193). ”
Cevap: Kuran’da böyle emirler olmasa Müslümanlar diğer inançların mensuplarına karşı her zaman davrandıkları gibi saldırgan ve zalim olmazlardı. Suçsuz insanları öldürmek büyük bir günahtır.
Müslümanların dinine inanmyanlar burada “kâfir” olarak adlandırılmıştır. Onların kitabı cinayet ve adam öldürmenin küfürden iyi olduğunu belirtmektedir. Müslümanlar bu yüzden her zaman dinleri için savaşmışlar ve adam öldürmüşler ve savaşa savaşa sonuçta devletlerini ve ikballerini kaybetmişlerdir.
Hırsızlığın karşılığı hırsızlık mıdır? Bir hırsız bize zarar verirse karşılığında hırsızlık yapmamız doğru mudur? Hırsızlık her zaman [hırsızlığın karşılığında da yapılsa] suçtur. Cahil bir insan bize küfretse, bizim de ona küfretmemiz uygun mudur? Böyle bir tavır tanrının, ya da onun bilge hizmetkârlarının, ya da tanrıya ait bir kitabın öğretisi olamaz. Ancak bencil ve cahil bir insan böyle düşünebilir.
Soru 1: Faraza bazı Mekkeliler Müslümanları öldürdü. Bu nedenle, onlarla dayanışma içinde olsalar dahi, BAŞKA bazı Mekkelilerin öldürülmesi caiz midir?
Soru 2: Kuran’a göre Mekkelilerin öldürülmesinin gerekçesi onların Müslümanları öldürmüş olmaları mıdır, yoksa kâfir olmaları, yani Kuran dinini inkâr etmeleri midir?
Soru 3: Mekkelilerin suç veya günah işlemesi, kendilerine karşı aynı suç veya günahın işlenmesini haklı kılar mı?
Soru 4: “Öldürün ama mutedil olun, ölçüyü kaçırmayın, Kâbe civarında bizzat saldırıya uğramadıkça kimseyi öldürmeyin” şeklinde koşullar konması, cinayet suçunu ortadan kaldırır veya hafifletir mi?
Bu sorulara dürüstçe cevap vermeden, Kuran dininin ahlaki kıymeti hakkında bir yargıda bulunmak mümkün değildir.
36. “Sana sırtını dönünce yeryüzünde fesat çıkarıp ekinleri ve hayvanları helak etmek için uğraşır. Fakat Allah fesadı sevmez. (2.205) Ey inananlar, tümüyle [hakiki dine] teslim olun. (2.208)”
Cevap: Allah fesadı (kavgayı, ayrılığı) sevmez ise neden Müslümanları başka halklarla kavga etmeye teşvik ediyor? Başkalarıyla fesat eden Müslümanları neden seviyor? Allah sadece Müslümanların dinine inananları mı sever? Eğer öyleyse tarafgirdir, ve tüm alemlerin tanrısı değildir. Dolayısıyla Kuran tanrının kitabı olamaz, veya Kuran’ın tanrısı tüm alemin tanrısı değildir.
 
 
Tefrika - 16. kısım.
Donnerstag, 1. November 2012 um 12:45 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
...
37. “Allah dilediğine sınırsız rızk verir." (2.212)
Cevap: Allah kişilere iyilik ve kötülüklerine bakmadan mı rızk verir? Eğer öyleyse iyilik ve kötülük yapmak arasında fark yoktur. Nimet (rızk) ve keder (ceza) hasadı Allah’ın keyfine bağlıdır. Bu yüzden Müslümanlar din ve ahlaka kulak asmadan istediğini yapabilir. Oysa dünyada Kuran’a inanmadığı halde adil ve ahlaklı olan pek çok insan vardır.
38. “Sana, kadınların ay hali hakkında sorarlarsa de ki: 'O bir ezadır. Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın.’” (2.222) “Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi girin." (2.223)
Cevap: Kadınlara ay halinde yaklaşmamaya dair söylenen şey doğrudur. Fakat erkeklere kadınları tarla gibi görmeyi ve istedikleri zaman onlara girmeyi öğütleyen sözler onları cinsel aşırılığa ve nefse teslim olmaya teşvik eder.
39. “Her kim Allah’a güzel bir borç verir, Allah o borcu misliyle artırarak geri öder.” (2.245)
Cevap: Tanrının ödünç almakla ne işi olabilir? Tüm dünyayı yaratan, yarattığı insandan neyi ödünç alabilir. Bunlar düşünülmeden söylenmiş sözlerdir. Allahın serveti mi tükenmiş? Sermayesini mi batırmış ki şimdi ihtiyaçlarını gidermek için borç istiyor, üstelik ödünç aldığını misliyle geri ödemeyi kabul ediyor? Dürüst bir iş adamı veya banker böyle bir vaadde bulunur mu? Ancak müflisler ve geliriyle giderini karşılamayı bilmeyenler böyle yöntemlere başvurur; tanrı ise asla.
40. “içlerinden bazıları iman etti, bazıları da inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazdı (öldürüşmezdi); lâkin Allah dilediğini yapar.” (2.253)
Cevap: Savaşlar tanrı dilediği için mi olur? Tanrı dilerse günah ve kötülük işleyebilir mi? Günah ve kötülük işleyen tanrı, tanrılık vasfını kaybeder. Dolayısıyla Kuran’ın tanrı tarafından yapılmadığı, erdemli ve bilge biri tarafından yazılmadığı açıktır.
41. “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır (Allah içindir). Onun tahtı gökleri ve yerleri kaplar.” (2.255)
Cevap: Tanrı gökte ve yeryüzünde olan her şeyi kendisi için değil insanlar (mahluklar) için yapar; zira eğer tanrı sonsuz ise, kendisi için bir şeye ihtiyacı yoktur. (…)
 
 
Tefrika - 17. kısım.
Freitag, 2. November 2012 um 18:09 ·
.
... 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
42. “İbrahim, 'işte Allah güneşi doğudan doğurtuyor, sen de batıdan doğurtsana' dedi. O kâfir şaşırıp kaldı. Allah zulmedenlere doğru yolu göstermez.” (2.258)
Cevap: Bu sözler cehalet belirtisidir. Güneş batıdan ya da doğudan bir yere çıkmaz; sadece kendi ekseni etrafında döner. Bundan da Kuran’ı yazan kişinin coğrafyadan ve astronomiden habersiz olduğu anlaşılıyor.
Ahlak ve doğruluk yolunda olanların Müslümanların tanrısına ihtiyacı yoktur, onlar zaten doğru yoldadır. Doğru yolun gösterilmesine asıl muhtaç olanlar ise zalimler ve günahkârlardır. Allah onlara doğru yolu göstermez ise kime gösterecek? Kuran yazarının doğru yoldan habersiz olanları aydınlatma ödevini yerine getirmemesi büyük bir hatadır.
43. “(Allah İbrahim’e) ‘Dört tane kuş tut, onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler.’ dedi.” (2.260)
Cevap: Bravo! Müslümanların tanrısı demek ki hokkabazlar gibi numaralar yapıyor. Tanrının yüceliği böyle gösterilerle kanıtlanır mı? Bilge insanlar şüphesiz böyle bir tanrı fikrini kabul edemez; ancak cahiller böyle kandırılabilir. Bu (cahiller tarafından benimsenmek) ise tanrıya onur getirmez, onu değersizleştirir.
 
Tefrika - 18. kısım.
von Sevan Nişanyan, Samstag, 3. November 2012 um 13:46 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
44. “Allah hikmeti ancak dilediğine verir.” (2.269)
Cevap: Allah dilediği kişiye hikmet veriyorsa, demek ki dilemediği kişiyi bilgelikten mahrum etmektedir. Bu davranış kötülüktür ve dinsizliktir. Tanrı, kişilerden bağımsız olarak herkese iyiliği ve bilgeliği öğütler. Mutlak (sınırsız) olan, kimseden yana taraf olamaz.
45. “Allah dilediğini affeder ve dilediğini cezalandırır. Allah güçlüdür.”
Cevap: Hak etmeyeni affetmek ve hakkı olanı cezalandırmak adaletten yoksun bir zorbanın davranışıdır. Allah dilediği kişiye erdem ve dilediğine kötülük veriyorsa, erdem ve kötülüğün sorumluluğu o kişilere ait değildir, dolayısıyla o kişilerin ödüllendirilmesi veya cezalandırılması doğru olmaz. Bir asker kumandanının emriyle bir kişiyi öldürürse, cinayetle suçlanamaz. Aynı nedenle, Allah’ın kendisi için takdir ettiği kötülüğü yapan kişi de, bu eyleminden ötürü suçlanamaz.
46. “Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Takva sahiplerine, Rab'lerinin katında, altından ırmaklar akan, ebediyen orada kalacakları cennetler, temiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını gözetir.” (3.15)
Cevap: ………
SN notu: Bu ayetin cevabını çevirmiyorum. Ömer Hayyam da benzer şeyler söylemiş.
47. “Allah katında (doğru) din, şüphesiz İslam'dır. (…) Allah'ın ayetlerini inkâr edene, Allah’ın hesabı çabuktur.” (3.19)
Cevap: Tanrı sadece Müslümanların tanrısı mıdır, yoksa herkesin tanrısı mıdır? İslam bundan 1300 yıl önce ortaya çıkmadan önce tanrısal din yok muydu? Bunu iddia eden bir kitap, hakkaniyetten yoksun biri tarafından yazılmıştır.
SN notu: Burada “ayet” sözcüğüyle kastedilen eğer Kuran ayetleri ise, o zaman İslam dininin diğer tektanrılı dinleri (İbrahimî dinleri) de kapsadığına dair yaygın iddia geçerliğini kaybeder. Çünkü Kuran ayetlerini reddedenin – örneğin Muhammed’in peygamberliğini tanımayan bir Hıristiyan veya Yahudinin – Allah tarafından cezalandırılacağı bildirilmiştir.
Allahın daha önce İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya “İslam” dinini tebliğ ettiğini kabul etsek bile yazarın itirazı haklılığını korur. Hintlilere ve Çinlilere neden etmemiş? Ve şayet etmişse, her yaptığı işten dolayı sık sık böbürlenmeyi seven bu tanrı, neden Kuran’da bundan söz etmeyi unutmuş?
 
Tefrika - 19. kısım.
Dienstag, 6. November 2012 um 12:07 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
48a. “Her nefse kazandığı (hak ettiği) kadar ödenecektir, ve haksızlık olmayacaktır (3.25) De ki: 'Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye kadirsin.” (3.26)
Cevap: Herkese hak ettiği ödenecekse, affa ve merhamete yer yoktur. Yok eğer af ve merhamet olacaksa, o zaman hak yerini bulmayacak ve adaletsizlik olacaktır. Eğer Allah dilediği kişiye, hak etmediği halde mülk bağışlıyorsa Allah adaletten yoksundur.
48b.“Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, o artık Allah’tan değildir. Onlardan (kâfirlerden) korkunuzdan böyle yapıyorsanız, Allah’tan da korkmak gerekir..” (3.28)
Cevap: Tarafgirlik öğretisine bakın! İslam dinine mensup olmayanlar “kâfir” adıyla aşağılanmakta ve Müslümanlara onlarla dostluk etmemeleri, buna karşılık kötü de olsalar Müslümanlarla dostluk etmeleri öğütlenmektedir. Böyle bir öğreti, tanrıyı tanrılık vasfından çıkarır. Bu nedenle Kuran, hakikati değil tarafgirliği öğreten bir kitaptır ve bu yüzden Müslümanlar hakikatten habersiz ve cahil kalmışlardır.
48c. “De ki: 'Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman Allah da sizi sever ve günahlarınızı bağışlar. Allah affeder ve merhamet eder'.” (3.31)
Cevap: Muhammed, kendisine inanırlarsa tanrının onları seveceğini ve tarafgirlik günahını işlerlerse günahlarının affedileceğini söylüyor. Bunu söyleyen bir insanın kalbi temiz değildir ve hakikate saygısı yoktur. Dolayısıyla bu kişinin kitabı tanrının öğretisi olamaz.
Bu paradoksun yegâne çözümü, peygamberin bizatihi hakikatin kendisi olduğunu ileri sürmektir. Nitekim Hıristiyan dini, adeta kaçınılmaz bir mantıkla, İsa’nın logos ve tanrı olduğunu iddia etme noktasına varmıştır. Müslümanlık, Kuran’ın açık ifadesi karşısında bu çözümü benimseyemese de, bu yönde kuvvetli eğilimlere sahiptir (peygambere laf söyleytmemek, "alemlerin efendisi", "kâinatı senin hürmetine yarattım", vs.).
49. “Melekler dedi ki, Ey Meryem! Allah seni seçti ve arındırdı, seni alemin tüm kadınlarından üstün tuttu.” (3.42)
Cevap: Allah ve melekleri bugün kimseyle konuşmadığına göre eskiden nasıl konuşmuş olabilir? Eski nesiller daha seçkin (erdemli) idiler, bugünküler değildir deseniz bu görüş doğru olamaz, çünkü Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın ilk va’zedildiği dönemde o ülkelerdeki insanların bugünkünden daha cahil ve barbar oldukları bizzat bu dinler tarafından kabul edilmektedir. Akla aykırı olan bu dinleri kabul etmiş olmaları da bunu gösterir. Günümüzde insanlar daha bilgili ve akla daha saygılıdır; bu yüzden adı geçen sahte dinler hızla güçten düşmekte ve bilgi ufkunun altında kaybolmaktadır.
50a. “Allah dilediğini böyle yaratır. Bir şeyi dilerse ona ol der ve (o şey) olur.” (3.47)
Cevap: Müslümanlar başlangıçta Allah’tan başka bir şeyin olmadığına inandığına göre, Allah kime veya neye “ol” dedi? Varolan şey (varolmadan önce) neydi? Müslümanlar sonsuza dek çabalasalar bu sorunun cevabını veremezler. Çünkü bir nesne, doğal nedeni olmadan varolamaz. Bir şeyin doğal sebebi olmadan varolduğunu söylemek, insan vücudu ebeveyni olmadan varoldu demekle birdir.
50b. “Onlar (Yahudiler) hile yaptılar/tuzak kurdular, ve Allah da onlara hile yaptı/tuzak kurdu. Allah hile yapanların/tuzak kuranların en iyisidir.” (3.54)
Cevap: Hile yapıp tuzak kuran biri iyi bir insan olamaz, nerede kaldı tanrı olmak
 
Tefrika - 20. kısım.
Donnerstag, 8. November 2012 um 00:50 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
51. “Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?” (3.124)
Cevap: Allah Müslümanlara 3000 melekle yardım etti ise, bugün onların tüm devletleri mahvolup yıkılırken niye yardım etmiyor? Bunlar insanları kandırmak için söylenmiş sözlerdir ve adalet duygusuna sahip bir insanı incitir.
52. “Rabbimiz (…) kâfirler milletine karşı bize yardım et. (3.147) “Allah sizin dostunuzdur. O yardımcıların en iyisidir.” (3.150) “Allah yolunda ölür veya öldürülürseniz size Allah’tan mağfiret ve rahmet vardır.” (3.157)
Cevap: Müslümanlar burada kendi dinlerinden olmayanlarla savaşmak için Allahtan yardım istiyorlar. Allah bu talebi kabul edecek kadar akılsız mıdır? Allah Müslümanlara savaşta yardım ediyorsa neden Müslümanların orduları yeniliyor ve devletleri yıkılıyor? Allah’ın Müslümanlara özel bir sevgi beslediği iddia ediliyor. Allah eğer herhangi bir mezhebin veya dinin tarafını tutarsa, adil/bilge insanların saygısını hak etmez.
 
Tefrika - 21. kısım.
Donnerstag, 8. November 2012 um 17:01 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
53. “Allah size gaybı (gizli şeyleri) bildirecek değildir; fakat Allah resullerinden dilediğini seçer (ve gaybı ona bildirir). O halde Allah'a ve onun resullerine inanın;” (3.179)
Cevap: Müslümanlar eğer Allah’a şirk koşmuyor ve Allah’tan başka hiç kimseye tapmıyorsa neden inançlarında Muhammed’i Allah’a ortak ediyorlar? Kuran’da açıkça Allah kendisine gösterilen saygının Muhammed’e gösterilmesini talep ediyor. Bu durumda Allah’ın la şerik olduğunu söylemek imkânsızdır. Diğer yandan Muhammed’in sadece bir aracı olduğunu kabul edersek, o zaman Muhammed’in aracı olmasının zorunluluğu nereden ileri geliyor? Allah eğer Muhammed’i aracı etmeden işini yapamıyorsa, demek ki Allah sonsuz (sınırsız) değildir, acizdir.
54. “Ey İnananlar! Sabredin, (düşmandan) daha sabırlı olun, (cihada) hazır bulunun, dayanışın, Allah'a karşı gelmekten sakının ki selamete erişesiniz.” (3.200)
Cevap: Kuran’ın tanrısı ve onun peygamberi savaşa pek meraklıdır. Savaşı seven, barışı bozar.
Tanrıdan ismen korkmak mı kurtuluşa eriştirir, yoksa haksız yere kan dökmekten korkmak mı? Tanrının isminden korkmak yetiyorsa, bunun insanın davranışı üzerinde olumlu ya da olumsuz bir sonucu yoktur. Oysa kan dökmekten korkmak, insanı erdemli kılar.
SN notu: Ali İmran 200’ün anlamı tartışmaya açıktır. Ayet savaştan açıkça söz etmez. Ancak Türkçe meallerin hemen hepsi (Diyanet İşleri eski ve yeni basım, Diyanet Vakfı, Elmalılı, Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk) “savaş”, “düşman” ve “cihad” sözcüklerini kullanırlar. Saraswati’nin kullandığı mealin İngilizcesi de “be engaged in war” demiş. Buna karşılık mesela Gölpınarlı, Ali Bulaç ve Edip Yüksel, ayeti “savaş” imajı kullanmadan çevirmişler.
Diğer yandan, “savaşı seven, barışı bozar” cümlesindeki bilgeliğe dikkat ediniz.
55. “Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içinden ırmaklar akan cennetlere koyacak ve orada ebediyen kalacaklardır. Bu en büyük mutluluktur.” (4.13) “Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelir ve yasalarını çiğnerse, onu ebedi bir ateşe sokacaktır. Onun payı aşağılayıcı bir azaptır.” (4.14)
Cevap: Allah’ın kendisi Muhammed’i kendine ortak etmiştir. Muhammed’i nasıl kayırdığını görüyor musunuz? Cennetin koşulu Muhammed’e itaat etmekmiş. Allah’ın hiçbir eylemi Muhammed’den bağımsız değil görünüyor. Bu durumda Allah’ı eşsiz veya ortaksız (sonsuz, kısıtsız) saymanın anlamı nedir?
 
Tefrika - 22. kısım.
Freitag, 9. November 2012 um 16:00 ·
.
 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
56. “Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. Ve iyilik varsa onun ödülünü bir kat (kat kat) artırır.” (4.40)
Cevap: Allah zerre kadar haksızlık etmez ise, iyiliğin bedeline neden bir kat artırsın? Allah neden Müslümanları kayırıyor? Hakikatte bir eylemin ödülünü artırmak veya eksiltmek tanrıyı adaletsiz kılar.
57. “(Münafıklar) sana ‘olur’ derler, fakat yanından gittiklerinde gece başka türlü düşünürler. Allah onların gece düşündüklerini yazıyor (not alıyor).” (4.81) “Allah onları, yaptıklarından dolayı tepetaklak etti. Allah'ın yoldan saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamazsın.” (4.88)
Cevap: Allah öğrendiklerini deftere veya listeye mi yazar? Öyleyse Allah mutlak-bilen değildir, çünkü mutlak bilgi sahibi olsa yazmasına gerek olmazdı.
Müslümanlara göre Şeytan insanları kandırdığı ve kötü yola düşürdüğü için şeytan olmuştur. Eğer Allah da insanları kandırıp kötü yola düşürüyorsa, Allah’ın Şeytan’dan farkı nedir? Tek fark belki de Allah’ın Şeytan’dan daha büyük (daha güçlü) bir şeytan olmasıdır. Müslümanlar Şeytan’ın yoldan çıkarıcı olduğunu söylediklerine göre, Kuran’ın bu ifadesi Allah’ı şeytan konumuna düşürür.İnsanların yüreğindeki kötülüğün Şeytan'dan mı, Allah'tan mı kaynaklandığı konusunda da Kuran yazarı belirgin bir kafa karışıklığı içindedir
 
 
Tefrika - 23. kısım.
von Sevan Nişanyan, Samstag, 10. November 2012 um 18:55 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
58. “(Kâfirler) eğer sizi yalnız bırakmaz, barış yapmak istemez ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın ve yakaladığınız yerde öldürün.” (4.91) “Bir müminin diğer mümini öldürmesi caiz değildir, meğer ki yanlışlıkla olsun. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, diyet ödemesi gerekir. Eğer öldürülen mümin ise ve size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir.” (4.92) “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.” (4.93)
Cevap: Tarafgirliğin çapını görüyor musunuz? Müslümanlara, kendi dinlerine inanmayanları öldürmeleri için izin verilmiştir. Yanlışlıkla dahi bir Müslümanı öldürmenin ceremesi vardır, ama Müslüman olmayan birini öldürmek Cennetle ödüllendirilmiştir. Böyle bir öğreti kuyunun dibine atılmaya müstehaktır. Böyle bir kitap, böyle bir peygamber, böyle bir tanrı, böyle bir din, bu dünya için faydalı değil son derece zararlıdır. Bu tür dinlerin var olmaması daha hayırlıdır. Bilge insanların bu çeşit sapkın dinlerden uzak durması ve içinde bir zerre dahi kötülük barındırmayan Veda’ların yolunu tutması gerekir.
Bir Müslümanı kasten öldürmenin cezası Cehennemdir diyorlar; karşıtları da diyor ki bir Müslümanı öldürmenin ödülü Cennettir. Bu iddiaların hangisi doğrudur? Doğrusu her ikisi de sapkın öğretiler olarak reddedilmelidir. Tüm insanların, yüce ruhlu insanlara erdemin ve doğruluğun yolunu gösteren, kötülüğün her türlüsünü taraf gözetmeden reddeden, ve bu sebeple dünyanın en iyi dini olan Veda’lar öğretisine dönmesi gerekir.
SN notu: Veda’lar, Eski Hintçe (Sanskrit) dilinde MÖ 1200’den önce derlendiği sanılan dört ana metin (Rg-veda, Yayur-veda, Sama-veda, Atharva-veda) ile bunlara bağlı olarak şekillenen yan metinlerden (Brahmana’lar, Aranyaka’lar, eski Upanişad’lar ve bazı sutra’lardan) oluşur. Bugünkü Hint çok-tanrıcılığının ana malzemesini oluşturan Şiva ve Vişnu öğretileri Veda’larda mevcut değildir.
59. “Doğru yol kendisine gösterildikten sonra Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başka yola giren kimseyi, ait olduğu yöne döndürür ve cehenneme göndeririz. Kötü yerdir orası.” (4.115)
Cevap: Bu tarafgirlik öğretisine göre kurtuluşun yolu hakikat ve erdem değildir, peygambere uymaktır. Muhammed ve diğer peygamberler, kendi kişisel hırsları için yaydıkları bu görüşleri sıradan halkın (avamın) benimsemesi için onları Allah adına ilan etmek gerektiğini bilecek kadar kurnazdılar. Kendi bencilce amaçlarına, insanları kandırarak ulaştılar. Bunların dürüst insanlar olmadığı, ve öğretilerinin dürüst (erdemli) insanlar nezdinde değeri olamayacağı apaçıktır.
 
 
Tefrika - 24. kısım.
von Sevan Nişanyan, Sonntag, 11. November 2012 um 13:06 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
60. “Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz o büyük bir sapıklığa sapmıştır. Önce inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra küfrünü artıranları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.” (4.136-137)
Cevap: Halâ daha Allah’ın ortağı yok mu diyeceğiz? Allah’ın ortağı yoktur dedikten sonra inancı Allah’tan başka bir dizi koşula bağlamak çelişki değil midir?
Allah üç defadan sonra bağışlayıcı değil midir? Yoksa üç kez inançsızlıktan sonra da doğru yolu gösterir mi? Dördüncü defadan sonra doğru yolu göstermekten vaz mı geçer? Demek ki herkes hayatta dört kez inançsızlık ederse dünyada kâfir sayısı pek artacaktır.
61a. “Allah münafıkları [Müslüman görünen iki yüzlüleri] ve kâfirleri [tanrıyı inkâr edenleri] Cehennemde toplayacaktır.” (4.140) “Münafıklar Allah’ı aldatırlar (aldatmaya çalışırlar)… Fakat Allah’ın şaşırttığına (yoldan çıkardığına) asla yol bulamazsın.” (4.142-143)
Cevap: Allah’ın Müslümanları Cennete ve diğerlerini Cehenneme göndermesinin haklı sebebi nedir? Adalet (hak) duygusuna sahip bir insan böyle bir şeyi kabul eder mi?
Sahtekârlara aldanan ve onları aldatan bir tanrıya lanet olsun! O sahtekârlarla aynı anlayışın sahibidir; gitsin onlarla anlaşsın. ‘Dengi dengine çift koşsan, sabanın iyi yürür.’ Tanrısı sahteci [yoldan çıkarıcı] olan insanların sahteci olmamalarını nasıl beklersin?
 
Tefrika - 25. kısım.
von Sevan Nişanyan, Montag, 12. November 2012 um 16:45 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
61b. “Ey müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin.” (4.144)
Cevap: Müslüman olmayan iyi bir insan yerine kötü bir Müslümanla dostluk etmek doğru olabilir mi?
SN notu: لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ ayetinin anlamı, tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde, “dost olmayın” demektir. Liberal Müslümanları mahcup eden bu ifadeyi çeşitli şekillerde tevil etme arayışları inandırıcılıktan yoksundur.
Yazarın tek cümlelik cevabı, “tarafgirlik” tezinin kusursuz bir özetidir. Ölçütümüz iyilik/erdem [hak] mı olacak, Müslümanlık [aidiyet] mi olacak? Temel ahlaki soru budur. Çağdaş dünyanın en yakıcı krizlerinin pek çoğu da bu soruya dayanır. Haktan değil aidiyetten yana tavır alan bir öğreti, ancak ahlaksızlık öğretisi olabilir.
62. “Peygamber size rabbinizden hakikatle geldi. İnanın, bu sizin hayrınızadır. İnanmazsanız bilin ki yerde ve göklerde olan şeyler Allahındır.” (4.170) “Allah birdir.” (4.171)
Cevap: Kuran peygambere inanmayı emrettiğine göre, inanç açısından peygamber Allah’ın ortağı değil midir? Allah’a şirk koşulmuş olmuyor mu?
Elçilerle konuştuğuna ve elçi gönderdiğine göre Allah belli bir yerdedir, sonsuz olamaz. Kuran bazen Allah’ın bir yerde olduğunu belirtip, bazen de her yerde olduğunu bildirdiğine göre aklı karışık olan biri tarafından yazılmıştır, veya birden fazla kişinin eseridir.
 
 
Tefrika - 26. kısım.
von Sevan Nişanyan, Dienstag, 13. November 2012 um 16:03 ·
.
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
68. “Allah adına yalan uydurandan ve kendisine hiç bir şey vahyedilmediği halde 'Bana vahyediliyor' diyenden ve ' ALLAH'ın indirdiği gibi ben de indireceğim,' diyenden daha zalim kim olabilir!” (6.93)
Cevap: Bundan anlaşılıyor ki Muhammed Allah’tan kendisine bir mesaj geldiğini ileri sürdüğünde, başka birileri de aynı oyunu oynayıp kendilerine Allah’tan ayetler geldiğini ve bundan dolayı peygamber olduklarını iddia etmişlerdi. Onlarla mücadele etmek ve kendi iddiasını güçlendirmek için Muhammed bu yola baş vurdu.
69. “Sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, 'Adem'e secde edin' dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti. O ise secde etmedi. Allah, 'Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?' dedi. (İblis) 'Beni ateşten, onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm' cevabını verdi. (Allah) Ona, 'İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol. Sen alçaktakilere aitsin' dedi. (İblis) ‘Kıyamet gününe kadar bana süre tanı” dedi. (Allah) ‘Peki sana süre tanıdım” dedi. (İblis) ‘Beni yoldan çıkardığın için ben de senin Doğru Yolun üzerinde onlara karşı oturacağım, onlara önden, arkadan, sağdan, soldan sokulacağım, ve onların çoğu sana şükretmeyecek,’ dedi. (Allah) ‘Lanetlendin ve kovuldun, defol git; sana uyacak olanların hepsini cehenneme dolduracağım' dedi.”
Cevap: Allah’la Şeytan arasındaki bu münakaşayı dikkatle izleyin. Piyon hükmündeki bir meleğe Allah’ın boyun eğdirememesi, ona doğru yolu gösterememesi, isyan edip kötülük yoluna saptığı halde onun cezasız çıkıp gitmesine göz yumması çok tuhaftır. Allah böyle büyük bir hataya nasıl düşer?
Şeytan insanları kötü yola düşürdüğüne ve Allah da Şeytanı kötü yola düşürdüğüne göre, demek ki Allah Şeytanın Şeytanıdır. Nitekim Şeytan da Allah’ı, haklı olarak, kendisini doğru yoldan çıkarmakla itham etmektedir. Bu anlatım, Allah’ın iyiliğini göstermez; yeryüzündeki tüm kötülüklerin nihai kaynağı olduğunu gösterir. Müslümanlar böyle bir tanrıyı belki kabul edebilir, ama diğer iyi ve bilge insanlar bunu kabul edemez.
Allah’ın melekle konuşma biçimi, onu tıpkı insanlar gibi fiziksel beden sahibi, bilgisi kısıtlı ve adaletsiz biri yapmaktadır. Bilge insanların İslam dinini reddetmelerinin sebebi budur.
Şeytan, insana secde etmemekte haklıdır. Bugün tüm taraflar, insana secde etmenin günah olduğu noktasında hemfikirdir. Buna rağmen, burada iddia edildiği üzere, Allah’ın insana tapınmayı emretmesi bizim kavrayışımızı aşar. Bu masaldan çıkaracağımız en önemli sonuç, akılcı (rasyonel) itaat öğretisinden asla sapmamak gerektiğidir – emri veren tanrı bile olsa sapmamak gerekir, nerede kaldı insan!
SN notu: Cevabın son cümlesinin güzelliğine bakar mısınız?
 
Tefrika - 27. kısım 
Mittwoch, 14. November 2012 um 09:47 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
70. “Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra arşa (taht’a) kurulmuş olandır.” (7.54) “Rabbinizi içtenlikle ve gizlice çağırın. O, haddini aşanları sevmez.” (7.55)
Cevap: Evreni altı günde yaratıp sonra yukarıdaki tahtta oturan (dinlenen) bir tanrı sonsuz ve kadiri mutlak olabilir mi? Tanrınızın kulağı ağır mı işitir ki, sadece çağrıldığında duysun?
Evreni altı günde yarattıktan sonra tahtında dinlendiyse yoruldu demektir. Bu tanrı şimdi uyanık mı uyuyor mu? Uyanıksa bir işi var mı? Yoksa istirahatine devam edip boşa mı vakit geçiriyor?
Kuran’da tanrıya atfedilen antropomorfik özellikler, geç dönem Yunan felsefesiyle veya Talmud dönemi Yahudi spekülatif geleneğiyle tanışıklığı olmayan bir kültürel çevreyi düşündürür. İnsani özelliklerden soyutlanmış bir Tek Tanrı düşüncesi, Orta Doğu’da, Kuran’dan önceki 800 yıl boyunca enine boyuna tartışılmıştı. Kuran yazar(lar)ının bu literatürden fazla haberdar olmadığı anlaşılıyor.
71. “Yeryüzünde kötülük yapmayın ve fesat etmeyin.” (7.74)
Cevap: Bu güzel bir öğüttür; ancak Kuran’ın başka yerlerinde savaşmayı ve kâfirleri öldürmeyi öğütleyen birçok ayetle çelişkilidir. Öyle anlaşılıyor ki Muhammed zayıfken barışı öğütledi, ancak güçlendiğinde savaş ilan etti. Savaş ve barış birbirine zıt ilkeler olduğuna göre, her ikisi birden doğru olamaz.
 
 
Tefrika - 28.kısım
Donnerstag, 15. November 2012 um 10:58 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
72. “Musa asasını yere attı, ve o bunun üzerine yılana dönüştü.” (7.107)
Cevap: Bu ifadeler Allah’ın ve Muhammed’in böyle saçmalıklara inandığını gösterir. Oysa bilgelik sahibi insanlar, böyle şeylerin cambazlık ve sahtekârlık gösterisi olduğundan şüphe etmezler.
73. “Bu nedenle (Mısırlılara), ayrı ayrı birer mucize olan su baskınını, çekirgeleri, haşeratı, kurbağaları ve kanı musallat ettik.” (7.133) “(Onlar buna rağmen Musa’ya inanmayınca) onlardan intikam aldık ve mucizelerimizi yalanladıkları için onları denizde boğduk.” (7.136) “Şüphesiz onların dini helak olmaya mahkûmdur ve ibadetleri de batıldır.” (7.139)
Cevap: Ahlaksızlığa bakar mısınız? Allah burada birisine şantaj yapmak amacıyla yılan göndereceğini söyleyen köy zorbası gibi davranıyor. Bir kavmi denizde boğan ve diğerini karşıya geçiren tanrı, adalet hissinden yoksun biridir.
Kendi doğruluğunu iddia edip, milyonlarca insanı barındıran diğerini batıl ilan eden bir dinden daha küstah ne olabilir? Zira hiçbir dinin takipçileri tümden iyi veya tümden kötü olamaz. Ancak çok cahil insanlar, bir dinin mensuplarının topyekûn kötülüğüne hükmederler. (…)
 
Tefrika - 29. kısım 
Freitag, 16. November 2012 um 15:58 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
74. “Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: 'Rabbim, bana kendini göster, sana bakayım' dedi. Allah: 'Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de beni göreceksin' dedi. Rabbi dağa görününce onu yerle bir etti ve Musa baygın düştü;” (7.143)
Cevap: Konuşan ve görünen şey sonsuz (mutlak) olamaz. Eskiden böyle mucizeler gösteren tanrının şimdi buna benzer şeyleri yapmaması inandırıcı değildir. Bilinen doğrulara aykırı olan böyle iddiaların üzerinde durmaya değmez.
75: “Rabbini sabah ve akşam kendi içinden yalvararak, alçak gönüllülükle ve sessizce an; gafillerden olma.” (7.205)
Cevap: Kuran bazı yerlerde Allah’ı yüksek sesle çağırmayı, bazı yerlerde ise sessizce ibadeti emrektedir. Bu tavsiyelerden hangisi doğru, hangisi yanlıştır? Bir mısra diğeriyle çelişirse, buna meczup şarkısı denir. Tutarsız sözler ciddiye alınamaz. (Sessiz ibadet [meditasyon] şüphesiz daha iyidir.)
Tefrika - 28.kısım
Donnerstag, 15. November 2012 um 10:58 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
72. “Musa asasını yere attı, ve o bunun üzerine yılana dönüştü.” (7.107)
Cevap: Bu ifadeler Allah’ın ve Muhammed’in böyle saçmalıklara inandığını gösterir. Oysa bilgelik sahibi insanlar, böyle şeylerin cambazlık ve sahtekârlık gösterisi olduğundan şüphe etmezler.
73. “Bu nedenle (Mısırlılara), ayrı ayrı birer mucize olan su baskınını, çekirgeleri, haşeratı, kurbağaları ve kanı musallat ettik.” (7.133) “(Onlar buna rağmen Musa’ya inanmayınca) onlardan intikam aldık ve mucizelerimizi yalanladıkları için onları denizde boğduk.” (7.136) “Şüphesiz onların dini helak olmaya mahkûmdur ve ibadetleri de batıldır.” (7.139)
Cevap: Ahlaksızlığa bakar mısınız? Allah burada birisine şantaj yapmak amacıyla yılan göndereceğini söyleyen köy zorbası gibi davranıyor. Bir kavmi denizde boğan ve diğerini karşıya geçiren tanrı, adalet hissinden yoksun biridir.
Kendi doğruluğunu iddia edip, milyonlarca insanı barındıran diğerini batıl ilan eden bir dinden daha küstah ne olabilir? Zira hiçbir dinin takipçileri tümden iyi veya tümden kötü olamaz. Ancak çok cahil insanlar, bir dinin mensuplarının topyekûn kötülüğüne hükmederler. (…)
 
Tefrika - 30. kısım 
Samstag, 17. November 2012 um 15:08 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
76. “Sana ganimetleri sorarlar. De ki, ganimetler Allah’ın ve resulündür. Allah’tan korkun.” (8.1)
Cevap: Ganimet aldıkları, haydutlar gibi davrandıkları ve başkalarını da buna teşvik ettikleri halde bunlara tanrı, peygamber ve mümin adı verilmesi çok tuhaftır. Allah’tan korktuklarını söylüyorlar ama çapulculuk yapıyorlar, türlü günaha giriyorlar, ve buna rağmen “dinimiz en iyisidir” demekten utanmıyorlar. Veda’ların hakiki dinini inkâr etmekten daha büyük bir ikiyüzlülük olabilir mi?
77. “Allah kendi dediğinin olmasını ve kâfirlerin ardının (neslinin?) kesilmesini irade etti.” (8.7) “Şüphe yok ki ben, ardı ardına bin melekle size yardım edeceğim.” (8.9) “Kâfirlerin yüreğine korku salacağım. O yüzden, onların boyunlarını vurun ve tüm parmaklarını (pençelerini?) koparın.” (8.12)
Cevap: Müslüman dinine inanmayanların kökünü kurutan bir tanrı ve onun peygamberi ne kadar zalimler! Allah onlara, kendisine inanmayanların kafalarını ve parmaklarını kesmeyi emrediyor ve bu zulüm eyleminde onlara yardım vaat ediyor! Bu tanrının, Lanka kralından aşağı kalır yanı var mı? Bu tüyler ürpertici öğreti tanrının değil, Kuran’ı yazan kimsenin öğretisidir. Eğer bu kitap tanrının işiyse, öyle tanrı bizden uzak olsun.
 
Tefrika - 31. kısım.
Sonntag, 18. November 2012 um 15:36 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
79. “Fitne ortadan kalkıncaya ve Allah’ın dini (egemen) oluncaya kadar onlarla savaşın. (…) Bilin ki, elde ettiğiniz ganimetin beşte biri Allah’a ve resule ve onun yakınlarına ve yetimlere, fakirlere ve yolculara aittir.” (8.39-41)
Cevap: Yeryüzünün barışını bozan böyle çıkarcı ve saldırgan bir tanrıya Müslümanlardan başka kim inanır? Allah ve onun resulü adına yağmaya ve talana girişen ve başkalarını da buna alet edenler, hayduttan başka ne olabilir? Allah eğer o ganimetten pay alıyorsa, kendisi de soygunun suç ortağıdır. Böyle bir soygunu övmesi, tanrılığına hakarettir. Barışı bozan ve insanlık için bir facia olan böyle kötü bir öğretinin din adı altında dünyaya yayılması büyük bir talihsizliktir. Bu tür dinler yaygın olmasa, dünya şüphesiz çok daha huzurlu ve mutlu bir yer olurdu. 80. “Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vurup “yangın azabını tadın” diyerek canlarını alırken göreydin!” (8.50) “Onlar Rabbin ayetlerini yalanladılar, ve biz bu yüzden Firavun’un halkını helak ettik ve zulmlerinden ötürü onları suda boğduk.”
(8.54) “(Anlaşma yaptığın) bir kavmin hıyanetinden korkarsan (şüphelenirsen) sen de onlarla anlaşmanı boz. Allah hainleri sevmez.” (8.58)Cevap: Rusya Türkiye’yi, İngiltere Mısır’ı hezimete uğratırken o melekler uyuyor muydu? Eskiden Allah kendisine ibadet edenlerin düşmanlarını helak edip suda boğuyor idiyse, şimdi neden yapmıyor? Kendi dinlerine inanmayanlara karşı nasıl davranmaları gerektiğine dair söylenenler utanç vericidir. Böyle öğütler bilge, erdemli ve iyi yürekli birinin ağzından çıkmaz. Bu öğreti, Müslümanların tanrısının adalet, merhamet ve diğer erdemlerden yoksun olduğunu gösterir.
 
Tefrika - 32. kısım 
Montag, 19. November 2012 um 14:21 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
81. “Ey Peygamber! Müminleri savaşa yüreklendir. Aranızda sabırlı yirmi kişi varsa, iki yüz kişiye galip gelirler.” (8.64) “(Savaşta) elde ettiğiniz ganimeti helâl ve temiz kabul edin ve yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (8.69)
Cevap: Kendi taraftarlarını haksız dahi olsalar kayıran, onlara galibiyet ve ganimet vaadeden şey nasıl adalet, nasıl bilgelik, nasıl dindir? Barışı bozup savaş açan, başkalarını buna teşvik eden, ganimeti hak sayan bir öğreti, bırakın adil ve merhametli olan tanrıyı, akıllı bir insanın öğretisi dahi olamaz. Bu nedenle Kuran, tanrının sözü değildir.
82a. “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babanızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Aranızda kim onlara dönerse (onlara teveccüh ederse) zalimlerdendir (günahkârdır).” (9.23)
Cevap: İnsanlara babalarını, analarını, kardeş ve arkadaşlarını terk etmeyi telkin etmek kötülüktür. Bu kötü öğreti reddedilmelidir.
82b. “Allaha ve kıyamet gününe inanmayanlarla ve Allahın ve resulünün haram ettiğini haram saymayanlarla ve hak dinini din edinmeyenlerle savaşın (onları öldürün); ta ki kendilerine kitap verilenler cizye ödeyinceye ve boyun eğinceye kadar.” (9.29)
Cevap: Allah, imanını savaşsız yaymaktan aciz midir? Böyle bir tanrıyı kabul etmekten, tanrı bizi saklasın. Tanrı değil eşkiyadır bu.
 
Tefrika - 33. kısım 
Dienstag, 20. November 2012 um 11:23 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
83. “Biz Allah'ın, kendi katından veya bizim elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz.” (9.52)
Cevap: Müslümanlar Allah’ın polisi midir? Başka inançtan olanları cezalandırmak onların görevi midir? Başka dinden olan milyarlarca insan tanrının sevgili kulları değil midir? (…) Şaşırtıcı olan, aklı başında Müslümanların da bu mantıksız ve temelsiz dine inanıyor olmasıdır.
84a. “Allah mümin erkek ve kadınlara, sonsuza dek kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler, Adn bahçelerinde temiz konutlar vaad etmiştir. En büyüğü Allah'ın rızasıdır. İşte en büyük kurtuluş budur.” (9.72)
Cevap: Kuran’ın kendi bencil ve partizan amaçları için insanları kandırdığını görüyoruz; böyle bir yem olmasa Muhammed onları kandırabilir miydi? Aynı kandırmaca başka dinlerde de vardır.SN notu: "Başka dinler" deyimiyle Hıristiyanlığı ve muhtemelen Budizmi kastediyor.
84b. “Onlar (sadaka veren müminlere) gülüyorlar (alay ediyorlar); Allah da onlara gülecektir (alay edecektir).” (9.80)
Cevap: İnsanlar elbette birbirine güler. Ama Allah onlara gülmemelidir (alay etmemelidir). Kuran din kitabı mı, hiciv kitabı mı?
 
Tefrika - 34. ve 35. kısım 
Freitag, 23. November 2012 um 18:54 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
85. “Fakat Resul ve müminler, ki mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler, hayırlar onlarındır; kurtuluş onlarındır.” (9.88) “Sana mazeret bildirip savaştan kaçanlara gelince, Allah onların kalbini mühürlediğinden onlar bilmezler.”(9.93)
Cevap: Muhammed’e inanıp onunla beraber savaşanlar iyi, diğerleri kötü. Diğerlerinin kalbini Allah mühürlemişse, işledikleri günahtan sorumlu tutulabilirler mi? Kalplerini mühürleyerek iyi olmalarını engelleyen Allah ise, sorumlu olan da Allah değil midir? Böyle adaletsizlik olmaz.
86. “(Savaşa katılmayanların) mallarından sadaka al, onları arındır ve temize çıkar. Onlara dua et, senin duan onlar için güvendir.” (9.103) “Allah, kendisi yolunda öldürmeleri ve öldürülmeleri halinde onlara vaadettiği cennetin karşılığında, müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı. (…) Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim var? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; kârı (ödülü) pek çoktur.” (9.111)
Cevap: Maşallah bu Muhammed’in Gokul dervişlerinden bir farkı yok! Onlar da saf halkın varını yoğunu alıp günahlarından arındırma işini iyi bilirler!
Günahsız insanların canını almayı kâr hanesine yazan bu ticari işletme de güzelmiş doğrusu! Müslümanların tanrısı adaletten de merhametten de elini çekmiş, günahsız insanları Müslümanlara öldürtüp karşılığında cennet vaat ediyor! Tanrının adına bundan büyük leke sürülebilir mi? Bilge ve erdemli insanlar nezdinde bundan daha aşağılık bir şey düşünülemez.
 
Kısım 35
87. “Ey müminler, kâfirlerin size yakın olanlarıyla savaşın (onları öldürün); sizdeki kararlılığı (şiddeti) görsünler.” (9.123) “Her yıl bir veya iki kez sınandıklarını görmüyorlar mı ki, tövbe etmezler ve hatırlamazlar?” (9.126)
88. “Şüphe yok ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra tahtına oturan Allah’tır.” (10.3)
Cevap: Allah dünyayı altı günde mi yarattı? Bu doğru olamaz, çünkü daha önce Allah “ol!” dediğinde dünyanın olduğu söylenmişti.
Tanrı eğer sonsuz ise neden göklerin üstündeki tahtında oturuyor? Her yerde olan, belli bir yerde olabilir mi? Eğer kastedilen şey dünyayı yönetmesi ise, o zaman Allah tıpkı bir insan gibi davranmaktadır. Her şeyi bilen tanrı, tahtında oturup hangi kararları verecek? Kuran adı verilen kitabın, tanrı kavramını idrak etmekten aciz birtakım cahiller tarafından yazıldığı yeterince açıktır.
Cevap: Allah burada Müslümanlara hainliği emrediyor; kendi dinlerinden olmayıp komşu ve yakın oldukları veya hizmetinde bulundukları insanları fırsat bulduklarında öldürmeyi veya onlarla savaşmayı öğütlüyor. Nitekim Müslümanlar çoğu zaman Kuran’ın bildirdiği şekilde davranmışlardır. Müslümanlar Kuran’ın övdüğü kötülükleri anlayıp ondan yüz çevirseler iyi olur.
 
Tefrika - 36. kısım 
Samstag, 24. November 2012 um 13:57 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
90. “Sizi imtihan etmek ve hanginizin en güzel amel edeceğini görmek için altı günde gökleri ve yeri yarattı (…) Ölümden sonra şüphesiz dirileceksiniz.” (11.7)
Cevap: Tanrı sınav yapıyor ve işlerin sonucunu bekliyorsa mutlak-bilen olamaz. Ancak bilgisi noksan olan biri karar için imtihan sonucunu bekler. Hüküm için kıyameti bekliyorsa, adaleti geciktirmekte ve haksızlığın egemenliğine göz yummaktadır.
91. “Ey kavmim, Allah’ın bu (dişi) devesi sizin için bir ayettir (mucizedir). Bırakın Allah’ın arazisinde otlasın. Ona kötü niyetle yaklaşmayın, yoksa size azap olur.” (11.64)
Cevap: Allah’ın dişi devesi varsa mantıken erkek devesi de olması gerekir. Dolayısıyla filleri, atları, eşekleri ve diğer hayvanları da olmaması için bir sebep bulunmaz. Allah’ın devesini çayırda otlatması ne hoş bir şey! Acaba bazen ona biniyor mudur? Her davar sahibi gibi, hayvanlarına göz kulak olan hizmetkârları da vardır mutlaka.
 
Tefrika - 37. kısım 
Sonntag, 25. November 2012 um 15:22 · 
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
92. “Bedbahtlar cehennem ateşindedir, orada sızlayıp inlerler. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar (…) Mutlulara gelince, gökler ve yerler durdukça onlar da cennette kalıcıdır.” (11.106-108)
Cevap: Herkes kıyamet gününden sonra cennete veya cehenneme gideceğine göre, gökler ve yeryüzü neden varolmaya devam etsin? Cennette ve cehennemde kalış süresinin limiti göklerin ve yeryüzünün varoluş süresi ise, o zaman cennette ve cehennemde ikametin sonsuz olacağını söylemek çelişkidir. Sadece cahiller sözün önünü ardını düşünmeden böyle dikkatsizce konuşur.
93. “Yusuf babasına: 'Babacığım! 'Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm' demişti.” Ve devamı (12.4-59)
Cevap: Yûsuf suresinin tamamı Yusuf ve kardeşleri hikâyesini içeren baba oğul diyaloğundan ibarettir. Bu zaten halk arasında yaygın olan bir hikâye olduğuna göre, Kuran’ın tanrıdan gelen bir vahiy eseri olduğu söylenemez. Birisi, insanlara ait bir rivayeti aktarmıştır.
 
Tefrika - 38. kısım
Montag, 26. November 2012 um 15:41 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
94. “Allah, görünmez direkler üzerine gökleri yükseltti, sonra arş’a kurularak (oturarak) güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Hepsi belirlenmiş vadeye dek dönmeyi sürdürür, ve O onları idare eder. (…) Yeryüzünü seren, orada dağları ve nehirleri ve tüm mahsulleri ve dişi ve erkek (mahlukları) yaratan O’dur.” (13.2-3) “O gökten suyu indirdi, ve böylece dereler (kendileri için takdir edilen ölçüde) aktı.” (13.17) “Aynı şekilde, Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğini ise kısar.” (13.26)
Cevap: Müslümanların tanrısının bilimsel gerçeklerden haberi olmasa gerek, yoksa göklerin görünmez direkler üstünde durduğunu yazmazdı. Allah eğer arş adı verilen bir yerde oturuyorsa aynı zamanda her yerde olamaz.
Allah’ın bulutlar hakkında biraz bilgisi olsaydı, suyu yukarıdan aşağı indirdiği gibi aşağıdan yukarı çıkardığını da yazması gerekirdi. Kuran yazarının bulutların oluşumu hakkında bilgisi olmadığı anlaşılıyor.
Allah rızkı ve kederi insanların iyi ve kötü eylemlerine göre değil keyfine göre dağıtıyorsa, adaletten yoksun bir zorbadır.
95. “Allah dilediğini yoldan saptırır ve kendisine yöneleni hidayete erdirir (ona doğru yolu gösterir).” (3.27)
Cevap: Allah insanları yoldan saptırıyorsa Allahın şeytandan farkı nedir? Şeytan şayet insanları yoldan çıkarmakla suçlanıyorsa, Allah aynı şeyi yaptığında neden kendisinden hesap sorulmaz? İnsanları kötü yola düşürenlerin cezası cehennem ise, Allah’ın da cehenneme gitmesi gerekmez mi?
 
Tefrika - 39. kısım
Dienstag, 27. November 2012 um 16:41 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
96. “Bu yüzden biz Kuran’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu bilgiden sonra onların heveslerine uysan, Allah da seni gözetmez.” (13.37) “Tebliğ senin, hesap sormak bizimdir.” (13.40)
Cevap: Kuran hangi istikametten indirildi? Eğer yukarıdan indirildiyse Allah belli bir yöndedir ve evrenin rabbi olamaz. Mutlak ve sonsuz olan tanrı, her yerde eşit olarak mevcuttur.
Mesaj iletmek ulağın ya da postacının işidir. Haber iletmek için ulağa ihtiyacı olan kimse mutlak değil sınırlıdır, belli (sınırlı) bir yerdedir.
Hesap sormak ve muhasebe defterini kontrol etmek mutlak-bilen olan tanrının değil, gücü ve bilgisi kısıtlı olan insanın işidir. Kuran adlı kitabı, kısıtlı bilgisi olan bir insanın yazdığı anlaşılıyor.
97. “Devamlı dönen güneşi ve ayı sizin hizmetinize sundu, ve geceyi ve gündüzü sizin için yarattı. Ondan istediğiniz her şeyi size verdi. Nimetlerini saymaya kalkarsanız sayamazsınız. Bu yüzden insanoğlu nankör ve günahkârdır.” (14.33-34)
Cevap: Dönen güneş ve ay değil dünyadır. Kuran’ı yazan kimse bu basit gerçekten habersiz görünüyor.
İnsanoğlu günahkâr ve nankörse ona Kuran vasıtasıyla yol göstermenin boşuna olduğu söylenmiş. Zira kötü yolda olan insan zaten Kuran ne dese yolundan dönmeyecektir. Oysa gerçek dünyada insanların her zaman erdemli ve günahkâr (hem iyi hem kötü) olduğunu görüyoruz. Bu yüzden, iyiliği öğreten bir kitap bu yanlış öğretiyi savunamaz.
 
Tefrika - 40. kısım
Mittwoch, 28. November 2012 um 17:30 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
98. “Rabbin meleklere ‘Ben kuru çamurdan bir insan yaratacağım, onun içine ruhumdan üflediğimde ona secde edin’ dedi.” (15.29) “İblis ise, ‘Rabbim, madem sen beni yoldan çıkardın, ben de onların hepsini yoldan çıkaracağım’ dedi.” (15.39)
Cevap: Tanrı ruhunu Adem’e üflediyse Adem’in de tanrı olması gerekir. Adem tanrı değilse Allah neden ona secde edilmesini emrederek kendi kendine şirk koştu?
Allah şeytanı yoldan çıkardıysa neden şeytanın şeytanı, ya da onun yol göstericisi sayılmasın? Müslümanlar şeytanı “yoldan çıkarıcı” olmakla suçluyorlar. Eğer Allah Şeytanın yoldan çıkmasına izin verdiyse ve onun insanları yoldan çıkaracağını bildi ise neden onu engellemedi? Neden onu cezalandırmadı veya hapse atmadı? Neden yok etmedi?
99. “Her ümmete (kavme) ‘Allaha ibadet edin ve tağuttan sakının’ diyen bir peygamber gönderdik.” (16.36)
Cevap: Allah her ulusa kendi peygamberini gönderdiyse, onlardan birine (Muhammed’e) itaat etmeyenler neden kâfir oluyor? Kendi kavminin peygamberinden başkasına saygı göstermemek doğru mudur? Her ülkeye peygamber gönderildi ise Hindistan’ın peygamberi kimdir? Şüphesiz bu öğretide inanmaya değer bir taraf yoktur.
 
Tefrika - 41. kısım
Donnerstag, 29. November 2012 um 17:33 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
100. “Allah’a andolsun ki senden önce (diğer) kavimlere de peygamber gönderdik.” (16.63)
Cevap: Yemin etmek yalancılara has bir davranıştır, tanrıya değil. Dünyadaki tecrübelerimiz bize bunu gösterir. Doğruyu söylemeyi alışkanlık edinmiş biri neden yemin etsin?
Allah’ın Allah adına yemin etmesini anlamak mümkün değildir. Bu ayette “Biz” diyen kişi ile Allah’ın ayrı kişiler olduğu anlaşılıyor.
102a. “Cehennemi kâfirler için zindan kıldık.” (17.8) “Her insanın amelini boynuna astık. Kıyamet günü onu bir kitap gibi açıp göstereceğiz.” (17.13)
Cevap: Eğer göğün yedinci katında oturan Kuran tanrısına, onun kitabına, peygamberine, yargısına ve ibadetine inanmayanlar kâfir ise ve cehennem sadece onlar için yaratılmışsa, bu adaletsizliktir. Zira Kuran’a inanan herkes erdemli olamaz ve ona inanmayanların hepsi kötü olamaz.
İnsanlarına boynuna amel defterinin asmanın amacı amelleri ödüllendirmek ise, Allah’ın bazı kişilerin yüreğini ve gözünü mühürlemesi ve diğerlerinin günahlarını affetmesi, zalimane bir oyun gibidir.
Kıyamet gününde ortaya çıkarılacak olan defterler şimdi nerededir? Allah yevmiye defteri tutan bir muhasebeci gibi bu defterde kayıt mı tutar? Kişilerin önceki hayatları yoksa Allah onların kaderini neye göre belirleyebilir? Eğer onların (geçmiş hayatlardaki) amellerine göre kader biçmiyorsa, yaptığı şey adaletsizliktir. Zira insanlara, yaptıkları iyiliğe ve kötülüğe bakmadan elem veya mutluluk vermek adil değildir. “Allahın takdiri” demek bu durumu değiştirmez, çünkü hak gözetmeyen bir tanrı haksızlık suçlamasından kurtulamaz.
102b. “Nuh’tan sonra nice nesilleri helak ettik.” (17.16)
Cevap: Allah eski çağlarda yaşamış nesilleri, kabahatleri olmadığı halde helak ediyorsa Allah adil değildir ve adil olmayan biri tanrı olamaz.
 
 
Tefrika - 42. kısım
Freitag, 30. November 2012 um 13:03 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
103a. “Semud kavmine kanıt olarak (gözle görülen bir işaret olarak) bir dişi deve vermiştik, (fakat) ona zulmettiler. Oysa Biz ayetleri (işaretleri, mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz.” (17.59)
Cevap: Dişi devenin amacı eğer tanrının varlığını kanıtlamak ise ancak cahil insanlar böyle bir kanıta inanır. Yok eğer amaç insanların imanını sınamak ise, ancak bencil bir zorba böyle sınavlardan medet umar.
103b. “(İblis Allah’a isyan ettiğinde, Allah ona) “Git” dedi, “Artık onlardan kim sana uyarsa, cehennem sizin hak ettiğiniz cezadır. Gücün yettiğince onları kandır, atlılarınla ve yayalarınla onlara saldır, mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaad et. Ancak Şeytanın onlara vaat ettikleri ancak aldatmacadır.” (17.63-64)
Cevap: Allah eğer Şeytana insanları suça teşvik etme emri verdiyse, o halde Allah şeytanın amiridir. İnsanların işleyeceği suçların nihai sorumlusu odur. Ancak kavrayıştan yoksun insanlar böyle bir varlığı tanrı olarak kabul ederler.
103c. “O gün bütün insanları önderleriyle (imamlarıyla) beraber çağıracağız. O gün kitabı sağ eline verilenler o kitabı okuyacak, ve onlara zerre kadar zarar gelmeyecek.” (17.71)
Cevap: Herkes ancak kıyamet gününde hesaba çağrılacaksa bu nasıl adalettir? Bir yargıcın ilk görevi, adaleti mümkün olan en hızlı şekilde tecelli ettirmektir. Farzedin ki bir yargıç, hırsızlık yapan birine ilişkin tüm şikâyetleri elli yıl sonra dinleyeceğini ve o kişinin beraatine veya mahkûmiyetine o zaman karar vereceğini söylesin. Kıyamet gününün yargısı işte böyle bir yargıya benziyor. Hem düşünün ki geçmişte suç işlemiş biri ancak uzun bir zaman süresi sonunda ceza görüyor, oysa kıyamet günü yakalanan biri aynı gün cezalandırılıyor. Buna adalet diyebilir miyiz?
Suçluların yargı gününe peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkması da Allah’ın bilgisinden veya tarafsızlığından kuşkuya düşmemize sebep olacak niteliktedir. Gerçek bir tanrının böyle bir aracıya ihtiyacı olabilir mi? Asla.
 
 
Tefrika - 43. kısım
Sonntag, 2. Dezember 2012 um 21:49 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
104. “Onlar için, içinden ırmaklar akan Adn bahçeleri (cennetleri) vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyer, taht (yüksek yastık?) üzerinde otururlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel yaslanma yeri!” (18.31)
Cevap: Bahçeleri, süsleri, kıyafetleri, yastıkları ve yatakları olan bu cennet ne kadar bayağı bir yerdir. Bilge insan bu cennetin adaletsizliğine isyan eder, çünkü insanın amelleri sonlu olduğu halde bu cennet sonsuzdur.
Her gün tatlı yesen sonunda zehir olur. Sürekli zevk içinde yaşamak da Cennet sakinlerine sonunda eziyet olacaktır. Hakiki kurtuluş öğretisi, bir Büyük Devir (mahakalpa) boyunca mutluluğu tattıktan sonra yeniden dünyaya dönmeyi gerektirir.
 
105. “Haksızlıklarından ötürü işte helâk ettiğimiz şehirler! Onları helâk etmeden önce vade biçtik.” (18.59)
Cevap: Bir kentin halkının tümüyle günahkâr olması mümkün müdür?(…) Vade biçtiğine göre demek ki suç işleyip işlemeyeceklerini önceden bilmiyordu. O halde bu tanrı mutlak-bilen değildir.
 
Tefrika - 44. kısım
Montag, 3. Dezember 2012 um 19:48 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 152 madde olacak.
106a. “Çocuğun anne ve babası mümindi; onları inkâra ve azgınlığa sürüklemesinden korktuk. İstedik ki Rab onlara daha hayırlı ve daha merhametli bir başka (çocuk) versin.” (18.80-81)
Cevap: Vay o tanrıya ki korku ve vehimleri yüzünden suçsuz insanların canını alır! Suçsuz bir genci öldürmek için gösterdiği sebep de, anne babasının kendisinden (Allahtan) yüz çevirebilecek olması imiş. Adaleti değil tarafgirliği öğütleyen böyle bir tanrı olmaz olsun.
Meselin mecazi/sembolik bir anlam taşıdığı savunulabilir. Ancak böyle olsa da mecazi anlamın ne olduğu açık değildir. Eğer kastedilen şey Allah’ın (veya peygamberlerin veya evliyanın) söz ve eylemlerine sorgusuz sualsiz itaat ise, bunun kötü bir öğüt olduğu şüphesizdir.
Diğer yandan, Kuran’daki Hızır mesellerinin 3. yüzyıla ait Rabbi Yoşua ben Levi ile İlyas Peygamber hikâyelerinden aktarılmış olduğu, dolayısıyla belki herhangi bir metafizik anlam gözetmeksizin popüler mitoloji çerçevesinde nakledilmiş olduğu da düşünülebilir. Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Elijah#Rabbi_Joshua_ben_Levi
106b. “Güneşin battığı yere varınca onu bulanık (çamurlu) bir gözede batarken gördü ve orada bir kavim buldu. ‘Ey Zülkarneyn, onları ya cezalandırırsın, ya da onlara iyi davranırsın’ dedik.” (18.86) “Ey Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc yeryüzünde fesad etmektedir; o yüzden sana bir harc verelim, onlarla aramızda bir sedd inşa et.” (18.94)
Cevap: Kuran yazarı güneşin balçıklı bir gözede battığını zannetmektedir. Battığı yer göze değil havuz veya deniz de olsa fark etmez; yazarın coğrafya ve astronomiden habersiz biri olduğu muhakkaktır. Bilgisi olsa, olgulara bu kadar aykırı olan bir ifadeyi niçin kullansın? Bu tür bilgisizlikler, (günümüzde) Müslümanların da cahil kalmasına neden olmaktadır. Öyle olmasalar, bu kadar yanlış bilgilerle dolu bir kitaba nasıl inansınlar?
Sonra Allah’ın zulmüne bakın! Kendisi dünyanın yaratıcısı, hükümdarı ve yargıcı ise Yecüc ve Mecüc’ün dünyayı talan etmesine neden izin vermiştir? O talanı önlemek için kendisi tedbir alacağı yerde neden Zülkarneyn adı verilen kişiye duvar örmesi için malzeme vermiştir? Şüphesiz bunlar cahil insanların inanacağı masallardan ibarettir.
Zülkarneyn ve Ye’cüc Me’cüc (Gôg ve Magôg) hikâyeleri, İran geleneğinde yaygın olan ve Tevrat’ın (sonradan eklenmiş) Danyal kitabında aktarılan İskender menkıbelerine dayanır. İskender’in “iki boynuzlu” olduğu efsanesi, belki Makedonyalının (tüm heykel ve portrelerinde özenle vurgulanan) saç yapısından ötürü, veya belki İran mitolojisinde adı geçen iki boynuzlu bir yaratıktan ötürü, öteden beri popüler olmuştur.
Yecüc ve Mecüc seddi muhtemelen Kafkasya’daki Darius seddini (MÖ 6. yy), veya daha kuvvetli olasılıkla Çin Seddini ifade eder. İskender Kafkasya sınırına seyahat etmemiştir, ancak Sogdiana seferinde iken o yörede göçebe (Türkî?) kavimlere karşı Çinlilerin inşa ettirmekte olduğu sedden haberdar edilmiş olması gerekir.
 
Tefrika - 45. kısım
Dienstag, 4. Dezember 2012 um 16:59 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
107. “Kitab'a göre ailesinden uzaklaşıp doğuda bir yere çekilen Meryem’i hatırla. Ona Ruhumuzu (Cebrail’i) gönderdik ve o Meryem’e tam (eksiksiz) bir insan suretinde göründü. Ona “Senden Rahman’a sığınırım, Allah’tan kork” dedi. (Cebrail), “Ben sana temiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin gönderdiği elçiyim (resulüm)” dedi. Meryem “Erkek eli bana değmedi ve iffetsizlik etmedim, nasıl oğul doğurayım?” dedi. (Cebrail) “Rabbin bu bize kolaydır dedi, bunu insanlara bir simge ve rahmet olsun diye yaptık, karar verilmiştir,” dedi. Böylece (Meryem) ona hamile kaldı, ve onunla uzak bir yere çekildi.” (19.16-22)
Cevap: Buradaki melek veya varlık eğer Allah’ın ruhu ise, Allah’tan ayrı bir varlık olamaz. Akıl sahibi insan öncelikle bunu düşünür.
Bakire bir kız olan Meryem’in, bir erkekle temas etmek istemediği halde hamile bırakılması suçtur ve haksızlıktır. Melek eğer onu Allah’ın emriyle hamile bırakmışsa, o halde Allah’ın davranışı adalete aykırıdır. Buradaki diğer uygunsuz şeylerden söz etmemek daha doğru olur.
108. “Kâfirlerin üzerine, onları (günaha ve azgınlığa) kışkırtmak için şeytanlar gönderdiğimizi görmedin mi?” (19.83)
Cevap: Eğer Allah kâfirleri günaha kışkırtmak için şeytanlar gönderiyorsa, kâfirler günahlarından sorumlu değildir. Şeytanlar da bundan sorumlu tutulamaz. Zira emri veren Allah’tır, dolayısıyla sonuçlarından da o sorumludur. Eğer Allah’ın adaleti varsa, günahın cezasını kendi çekmesi gerekir; dolayısıyla cehenneme gitmelidir. Eğer Allah’ın adaleti yoksa o zaman Allah zalim ve zorbadır; dolayısıyla günahkârdır, çünkü adaletsizlik günahtır.
 
Tefrika - 46. kısım
Mittwoch, 5. Dezember 2012 um 15:41 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
109. “Tövbe edip inanan ve salih amel ettiği için hidayete (doğru yola) erdirilenlere karşı elbette affediciyim.” (20.82)
Cevap: Kuran’ın savunduğu tövbe ve af öğretisi özellikle cüretkâr ve pervasız insanları günaha teşvik edicidir. Dolayısıyla bu kitap, dünyada kötülüğü ve günahı artırıcı bir etkiye sahiptir. Böyle bir kitap tanrının eseri olamaz.
110. “Yeryüzü yerinden oynamasın diye (onun üzerine) sağlam dağları yerleştirdik; (insanlar) gidecekleri yere varsın diye onlara yollar açtık.” (21.31)
Cevap: Yeryüzünün hareketleri hakkında bilgisi olsa Kuran yazarı böyle cahilce şeyler yazmazdı. Dağların ağırlığı olmasa dünyanın yerinden oynayacağını kim düşünebilir? Dağların ağırlığına rağmen depremlerde yer nasıl yerinden oynuyor?
 
111. “Mahrem yerini koruyan o kıza (Meryem’e) ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu alemler için bir mucize kıldık.” (21.91)
Cevap: Edep sahibi bir insan böyle bir müstehcenliği kitabına yazmaz; hele Allah’a böyle sözler atfedilmesi büsbütün utanç vericidir. İnsanlar arasında dahi anılması uygun olmayan sözlerin, tanrısal sayılan bir kitapta yeri ne?
 
Tefrika - 47. kısım
Donnerstag, 6. Dezember 2012 um 16:21 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
112a. “Şüphesiz Allah iman edip salih amel edenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar altın bilezikler ve incilerle bezenecek, giysileri ipekten olacaktır.” (22.23)
Cevap: Altın bilezikleri ve incileri ve ipekten giysileri olan bu cennet ne kadar bayağı bir idealmiş! Bu cennetin bildiğimiz raca saraylarından ne farkı var?
112b. “Bana hiç kimseyi ortak koşma; benim evimi, tavaf edenler (…) ve secde edenler için temizle. (…) Belirli günlerde orada Allah’ın adını ansınlar (kurban kessinler), onlara rızk olarak verilen hayvanları yesinler ve yoksulları doyursunlar. Sonra bedenlerini temizlesinler, adaklarını adasınlar ve Eski Ev’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (22.25-29)
Cevap: Allah’ın evi varsa o evde oturuyor olması gerekir. O zaman bu putperestlik değil midir? Buna inanan Müslümanlar başkalarının putperestliğini nasıl eleştirir?
Eğer Allah adak kabul ediyor, ziyaretçilerin evini tavaf etmesini emrediyor ve yemeleri için kurban kesmelerine izin veriyorsa, Yunan tapınaklarının tanrılarından veya Tanrıça Durga’dan bir farkı yoktur. Kâbe adı verilen tapınak, öbür putlardan daha büyük bir puttur. Purana’lara inananlar ve Jainler eğer küçük putperest ise, Muslümanlar büyük putperesttir.
113. “Sonradan siz kıyamet gününde diriltileceksiniz.” (23.16)
Cevap: Ölüler kıyamet gününe dek mezarda mı kalacak, yoksa başka bir yere mi gidecektir? Eğer mezarda kalacaksa, çürümüş ve kokmuş bir bedende kalmaktan dolayı iyiler de günahkârlar kadar acı çekecek demektir. Bu da adaletsizliktir. Kokmuş ve çürümüş bedenlerin çoğalması salgın hastalıklara sebep olursa, Müslümanlar bunun doğuracağı acılardan ve kötülüklerden sorumludur.
 
Tefrika - 48. kısım
Freitag, 7. Dezember 2012 um 17:38 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
115a. “Allah bütün canlıları sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde, kimi iki ayak, kimi dört ayak üzerinde yürür.” (24.45)
Cevap: Canlı varlıkların yapısında sudan başka birçok başka madde vardır. O halde “sudan yarattı” demenin anlamı nedir? Sudan yarattığı kadar topraktan, etten, kemikten ve başka maddelerden yaratmıştır.
115b. “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse (…) onlar mutluluğu tadacaktır.” (24.52) “Allah’a ve resulüne itaat edin.” (24.54) “Namaz kılın, zekât verin ve resule itaat edin ki size merhamet gösterilsin.” (24.56)
Cevap: Allah’a ek olarak peygamberine itaat etmek gerekiyorsa, peygamber Allah’ın ortağı olmaz mı? Öyleyse Müslümanlar neden Kuran’da bahsedilen Allah’ın ortağı (şeriki) olmadığını söylüyorlar?
 
116. “Kâfirlere itaat etme, onlara karşı büyük bir cihadla cihad et.” (25.52)
Cevap: Müslümanların Kuran’ı yeryüzünde barışı bozan ve kavgayı yücelten bir kitaptır. Bilge ve hak gözeten insanların onu reddetmesinin sebebi budur.
 
Tefrika - 49. kısım
Samstag, 8. Dezember 2012 um 22:19 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
119. “Ey Musa, ben aziz ve hakim olan (kudretli ve bilen) Allah’ım. (…) korkma, resullerim benim huzurumda korkmazlar.” (27.9-10) “Allah’tan başka ilah yoktur; O, büyük arş’ın efendisidir.” (27.26) “Allah’a karşı (Allah’ın huzurunda) büyüklük taslamayın, ve O’na Müslim olarak (benliğinizi teslim ederek) gelin.” (27.31)
Cevap: Bu Allah devamlı olarak kendini övmekte ve kendi büyüklüğünden söz etmektedir. Bilge insanların kendi kendilerine kaside düzmesi hoş karşılanmaz. Birtakım el çabukluklarıyla ve böbürlenmeyle kendini yücelten bu tanrı, ancak medeniyetten habersiz çöl insanlarını kandırabilir.
Allah’ın huzurunda büyüklük taslamak kötüyse neden Muhammed bu kitapta devamlı olarak kendini övüyor ve böbürleniyor? İnsan öldürmek, Allah’a karşı büyüklük taslamanın en kötü biçimidir. Muhammed insan öldürmekle kendi öğretisine karşı gelmiş ve gerçek teslimiyetin ne olduğunu anlamaktan aciz olduğunu göstermiştir. Kuran adı verilen bu kitap, buna benzer çelişkilerle doludur.
121a. “Musa bir yumruk vurdu ve adamı öldürdü. Musa: 'Rabbim, doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla' dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.” (28.15-16)
Cevap: Hıristiyanların ve Müslümanların peygamberlerine bak! Musa adam öldürüyor ve tanrısı onu bağışlıyor. İkisi de hak tanımıyorlar.
121b. “Senin rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için ise seçim yoktur.” (28.68)
Cevap: Allah dilediğini dilediği gibi yaratabilir mi? Kimini kral kimini dilenci, kimini bilge kimini cahil yapmak yalnızca onun keyfine mi tabidir? Eğer öyleyse Allah adaletten yoksundur ve dolayısıyla tüm alemin tanrısı olamaz.
 
Tefrika - 50. kısım
Sonntag, 9. Dezember 2012 um 15:34 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
122. “Nuh’u kendi kavmine biz (peygamber olarak) gönderdik. Ve o, onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı.” (29.14)
Cevap: Allah dünyaya sadece peygamberleri mi gönderir? Diğer canlı yaratıkları da Allah göndermez mi? Hepsini Allah gönderdiyse peygamberlere ayrıcalık tanımasının gerekçesi nedir? Eski insanlar bin yıl yaşadıysa şimdi neden yaşamıyorlar? Bunlar yalan yanlış bilgilerdir.
123a. “Allah önce yaratır, sonra tekrar diriltir. Sonunda ona döneceksiniz.” (30.11)
Cevap: Allah üç kere değil iki kere yaratıyorsa, ilkinden önce ve ikincisinden sonra boş duruyor demektir. Anlaşılan, gücü bu iki yaratış (diriltiş) eylemi dışında boşa gidiyor.
123b. “İman edip iyilik yapanlar ise cennet bahçelerinde ödüllendirilirler.” (30.15)
Cevap: Müslümanların cenneti bir bahçede oturmak ve altın bilezik takmak ise, bu cennetin dünyamızdan farkı yoktur. Cennette eğer bahçeler ve bilezikler varsa, bahçıvanlar ve kuyumcuların da olması gerekir, ya da bu sanatkârların işini orada tanrı yapmaktadır. Bazılarına diğerlerinden daha az bilezik verilirse bunun sonucunda mutlaka hırsızlık da olur ve dolayısıyla suç işleyenlerin cehenneme gönderilmesi gerekir. O halde cennetin ebedi olduğunu söylemek çelişkidir.
 
Tefrika - 51. kısım
Montag, 10. Dezember 2012 um 14:41 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
124. “Bilmez misin ki Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir, ve belirlenmiş vadeye dek dönen ayı ve güneşi yönetir? Görmez misin ki gemiler denizde Allah’ın nimetiyle yürür?” (31.29-31)
Cevap: Gök cisimlerinin hareketi ve gemilerin suda yüzmesi doğanın düzeninin eseridir. Doğanın düzenini tanrının yaratmış olduğunu söyleyemeyiz, çünkü tanrı doğanın düzenine ve akla aykırı olan bir şey yapamaz. Geminin yüzmesi Allah’ın varlığına delil ise, batması Allah’ın yokluğunu mu gösterir?
125a. “Gökten yere kadar tüm işleri O yürütür, sonra sizin hesabınızla bin yıla eşit olan o günde, bütün şeyler yeniden O’na yükselir. O, görüneni ve görünmeyeni bilendir.” (32.5-6)
Cevap: Eğer şeyler Allah’tan iniyor ve Allah’a çıkıyorsa, demek ki Allah sonsuz değildir, belli bir yerdedir. Yoksa inmek ve çıkmak söz konusu olmazdı. Melekler gönderdiğine göre Allah yine sınırlıdır. Kendisi her yerde olsa melek göndermek zorunda kalmazdı.
Melek rüşvet alıp adaleti bozsa veya ölmüş birini serbest bıraksa Allah bunu bilebilir mi? Allah her şeyi bilen ve her yerde varolan ise elbette bilebilir. Ama eğer öyleyse melek göndermesine ne gerek var? İnsan ancak kendi gidemeyeceği bir yere haberci veya elçi gönderir.
Allah eğer mutlak-güçlü ise, yargılaması neden bin yıl sürüyor? Neden melekler göndermekle vakit geçiriyor?
125b. “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak ve sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. Dileseydik elbette herkesi doğru yola döndürürdük. Fakat cehennemi hem cinlerle hem insanların bir bölüğüyle dolduracağım diye söz verdim.” (32.11-13)
Cevap: Can alma görevi ölüm meleğinin ise, o melek nasıl ölecek? Melek ölümsüzdür deniyorsa demek ki ölümsüzlükte Allah’ın ortağıdır.
Acı çeken ruhlar cehennemi doldururken bunu seyretmekle yetinen bir tanrı adaletsiz, acımasız ve ruhen kötüdür. Böyle merhametsizlik gösteren kimse bilge bir insan dahi olamaz, nerede kaldı tanrı.
 
Tefrika - 52. kısım
Dienstag, 11. Dezember 2012 um 12:51 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
127a. “(Ey peygamberin kadınları,) Evinizde oturun ve eski cahillik zamanındaki gibi ziynetlerinizi ortaya saçmayın. Namaz kılın, zekât verin, Allah’a ve onun resulüne itaat edin.” (33.33)
Cevap: Erkekler özgürce gezerken kadınların evde hapsedilmesi büyük adaletsizliktir. Kadınların canı da açık havada gezmeyi ve doğanın çeşitli harikalarını görüp bundan tad almayı istemez mi? Müslüman erkeklerin başıboşluğa ve şehvete olan meylinin altında yatan sebep işte bu kötü gelenektir.
Allah’ın emirleriyle peygamberinkiler bir midir, ayrı mıdır? Eğer birse “Allah’a ve onun resulüne itaat edin” demek gereksizdir. Yok eğer farklıysa, ayrıştıkları noktada birinin doğru ve diğerinin yanlış olması gerekir. Eğer biri tanrının iradesi ise, o halde diğerinin şeytanın iradesi olduğunu kabul etmek zorundayız.
 
İkinci paragrafta belirtilen konu önemsiz değildir. Peygamberin tanrıdan ayrı bir iradesi var mıdır, yok mudur? Eğer yoksa Muhammed tanrıdır. Eğer varsa, Muhammed günah işleyebilir ve şeytana uyabilir. Nitekim Ahzab 1 (“Ey nebi, Allahtan kork ve kâfirlere uyma”) bu ihtimali ima eder. Dolayısıyla Muhammed’e (kayıtsız şartsız) itaat etmek doğru değildir.
127b. “Zeyd eşinden ayrıldığında onu seninle evlendirdik, ki evlatlıklar eşlerinden ayrıldığında müminlerin onlarla evlenmesinde bir sakınca olmadığı bilinsin. Allah’ın kendisine farz kıldığı hususlarda nebi’nin sorumluluğu yoktur. (…) Muhammed, aranızdan kimsenin (hiçbir erkeğin) babası değildir.” (33.37-40)
Cevap: Ancak başkasının zararına kendi çıkarını kollayan insanlar bu tür hesaplara başvurur. Bu olay, peygamberin şehvete düşkün biri olduğunun kanıtıdır. Öyle olmasa kendi gelini konumunda olan evlatlığının eşiyle neden evlensin? Bu yetmiyormuş gibi Allah utanç verici bir işe tanık gösterilmiş ve suça ortak edilmiştir. Hiçbir toplumda bir insanın kendi gelinini baştan çıkarması iyi karşılanmaz.
Muhammed kimsenin babası değilse Zeyd kimin evlatlığıydı? Böyle olaya Kuran’da yer verilmesinin sebebi nedir?
127c. “Ey resul, ücretini (mihrini) ödediğin eşlerini, savaş ganimeti olarak aldığın cariyelerini, seninle hicret eden amca ve dayı ve hala ve teyze kızlarını, ve eğer dilersen kendini peygambere hibe eden o mümin kadını sana helal kıldık. Bunlar senin zorluk çekmemen içindir. Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (33.50) “Eşlerinden dilediğini yanına alır, dilediğini ertelersin. Uzak durduklarını dilediğinde yeniden yanına almanda sakınca yoktur. Onların sevinmeleri, üzülmemeleri ve senin verdiklerine razı olmaları için en uygun yol budur.” (33.51)
Cevap: Bu sözler, gemlenmez bir şehvetin ateşiyle yazılmıştır. Kendi gelinini bile eş almaktan çekinmeyen birinin, başkalarıyla da aşk oyunlarına girmemesi için elbette bir engel yoktur. Herhangi birinin eşinin, bir heves ve şehvet (gönül macerası) yüzünden evini bırakıp peygamberle evlenmesi hangi yasa meşru gösterebilir?
Peygamberin eşlerinden bazılarını dilediği zaman kendinden uzak tutabilmesi ve buna karşılık kadının ayrılma hakkının bulunmaması büyük bir haksızlık ve günahtır. Hiçbir yasa böyle bir adaletsizliği kabul edemez.
127d. “Ey müminler, size izin verilmedikçe peygamberin evlerine girmeyiniz.” (33.53)
Cevap: Nasıl kimse (şehvet duygularıyla) peygamberin evine giremez ise, kendisinin de aynı şekilde başkalarının evine girememesi gerekir. Peygamber dilediği kimsenin evine elini kolunu sallayarak girebiliyorsa halâ saygı görmesi mümkün müdür? Ancak akıl gözü körelmiş olan bir insan Kuran’ın tanrı sözü olduğuna ve bu kitabı yazan kişinin tanrının elçisi olduğuna inanabilir. Arapların ve diğer kavimlerin, akıldan ve ahlaktan yoksun bu kitaba iman etmeleri hakikaten büyük bir mucizedir!
 
Tefrika - 53. kısım
Donnerstag, 13. Dezember 2012 um 12:05 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
128a. “Allah ve resulünü incitenlere, Allah dünya ve ahrette lanet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.” (33.57) “Mümin erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı incitenler, iftira ve apaçık günah işlemişlerdir.” (33.58)
Cevap: Peygamberi incitmenin yasak olması doğrudur. Ama peygamberin de başkalarını incitmesi yasak olmalıydı. Kuran yazarının bunu düşünmemiş olması büyük eksikliktir.
İnsanların tanrıya kötü söz söylemesi tanrıyı incitir mi? Eğer incitiyorsa demek ki tanrı değildir.
Tanrıyı ve peygamberini incitmenin yasak olması, onların dilediklerini diledikleri gibi incitebileceği anlamına mı gelir? Kendilerinden olmayan herkese hakaretler yağdırmaları doğru mudur? Müslümanları ve onların kadınlarını incitmek kötü ise, Müslümanların başkalarını incitmesi de eşit derecede kötüdür. Bu hakikati kabul etmediği sürece, Kuran adı verilen bu kitabın savunduğu şey bir tarafgirlik öğretisi olmaya mahkûmdur.
128b. “(Münafıklara, kalbinde hastalık olanlara ve yalan haber yayanlara) lanet edilmiştir; nerede yakalanırlarsa acımasızca öldürülürler.” (33.61) “Yarabbi, onlara iki misli azap ver ve onlara büyük lanet et.” (33.69)
Cevap: Müslümanlar için “nerede yakalanırlarsa acımasızca öldürülecek” dense Müslümanlar bundan incinir mi incinmez mi? Kendi dinlerine inanmayanlara iki misli azap vermesi için dua eden insanlar ve bu duaya kulak veren bir tanrı, şüphesiz cani ruhludur. Öğretileri hak ve hakkaniyet duygusundan uzak bir tarafgirlik (hizipçilik) öğretisidir; ürkünç bir kötülükle beslenmiştir. Bu tür emirler yüzündendir ki bugün de Müslümanların bir çoğu din uğruna çeşitli kötülükler yapmaktan ve cinayetler işlemekten hicap duymuyorlar.
129. “O, cömertliğiyle, bizi ebedi (kalıcı) konutlara yerleştirdi. Orada bize yorulma yoktur, zahmet ve sıkıntı yoktur.” (35.35)
Cevap: Kısımlardan oluşmayan ev olmaz; kısımların birleşmesiyle inşa edilen hiçbir şey ise ebediyen kalıcı olamaz. Yorulmayan ve emek harcamayan beden hastalanır; eğer cennette beden varsa, emek ve yorgunluk da olmalıdır. Tek bir kadınla yaşayan insan bile ne zahmetler çekiyorsa, çok sayıda kadınla cinsel mutluluk vaat edilen kimse kim bilir ne kadar zahmet çekecektir. O halde Müslümanların cennetteki ikameti kalıcı mutluluk sunamaz.
 
Tefrika - 54. kısım
Freitag, 14. Dezember 2012 um 21:53 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
130. “Hikmet dolu Kuran’a andolsun ki sen hakikaten doğru yolda (doğru yolu göstermek için) gönderilen resullerdensin. O, üstün güç sahibi ve rahim Allah tarafından indirildi.” (36.2-5)
Cevap: Kuran’ı yazan eğer Allah ise, kendi kitabı üzerine nasıl yemin edebilir? Kuran yazarının devamlı olarak kendini ve kitabını övmesi, pazardaki satıcı kadınları andırıyor; onlar da eriğim ekşi demezler.
Kuran’a inananların doğru yolda olduğu mesnetsiz bir iddiadır; zira doğru yol, hakkı (hakikati) söylemeyi, hakka (hakikate) inanmayı, tarafgirliğe taviz vermeden sadece hakka (hakikate) göre davranmayı, tüm insanlara karşı erdemli ve adil olmayı gerektirir. Oysa bu doğru yol anlayışını ne Kuran’da ne de onun tanrısında göremeyiz. Kendinden yana olmayanlara karşı hak gözetmeyen ve bilge bir insanın özelliklerinden yoksun olan biri, doğru yolun elçisi olamaz.
134. “Yeryüzü Rabbin ışığı ile aydınlanır, kitap açılır, nebiler ve şahitler getirilir, ve aralarında hak gözeterek ve haksızlık etmeyerek hüküm verilir.” (39.69)
Cevap: Allah eğer peygamberlerin ve şahitlerin tanıklığına göre karar veriyorsa mutlak-bilen ve mutlak-güçlü olamaz. Eğer hak gözeterek ve haksızlıktan kaçınarak hüküm verecekse, sadece insanların – geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki – eylemlerine göre hüküm vermelidir. Bazılarının günahlarının affedilmesi, kalplerin mühürlenmesi, doğru yolun gösterilmemesi, insanların Şeytan aracılığıyla kandırılması, yargının kıyamete dek ertelenmesi gibi adaletsizliklerden olduğu yerde adil bir hükümden söz edilemez.
 
Tefrika - 55. kısım
Sonntag, 16. Dezember 2012 um 15:46 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
137a. “Göklerin ve yerin hükümdarlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız dilediğine erkek (çocuk?) verir. Veya onları erkek ve kız olarak ikiz yapar, dilediğini kısır eder. Şüphesiz o her şeye kadirdir.” (42.49-50)
Cevap: Bu iddiaların, bilgisiz kadınlara ümit verip onları tuzağa düşürmekten başka anlamı yoktur. Allah dilediğini yaratabiliyorsa başka tanrı yaratabilir mi? Yaratamıyorsa demek ki her şeye kadir değildir. Hoşnut olduğu insanlara kız ve erkek evlat veriyorsa, tavuklara, balıklara, domuzlara ve diğer çok doğuran mahluklara yavrularını kim veriyor? (Her şeye kadir ise) cinsel ilişki olmadan neden çocuk veremiyor? Neden keyfine göre bazı kadınları kısır edip onlara mutsuz ediyor?
137b. “Allah hiçbir insanla konuşmaz, meğer ki vahiy yoluyla yahut bir perde arkasından. Ya da O, bir elçi göndererek, izniyle ona dilediğini vahyeder.” (42.51)
Cevap: Allah eğer aracı kullanmadan dilediğiyle dilediği gibi konuşamıyorsa mutlak-güçlü değildir, yapabileceklerinin sınırı vardır. Sadece elçilerle konuşuyorsa, o elçilere ne söylediğini başkalarının bilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla elçiler istediklerini istedikleri gibi aktarabilirler. Allah eğer mutlak-bilen ve mutlak-güçlü ise, konuşmak veya insanlar hakkında bilgi toplamak için aracılara muhtaç olması, ya da insanların edimlerini kaydetmek için defter tutması anlamsızdır. Bunları yapan biri tanrı değildir; olsa olsa becerikli bir insandır.
139. “Onu tutun ve cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başından aşağı azap olarak kaynar su dökün. (Deyin ki:) Tat işte, hani sen güçlü ve kerim idin? İşte inanmayı reddettiğiniz şey budur.” (44.47-50)
Cevap: Merhametli ve adil olan tanrının yaptığı işlere bak! Müslümanlar da tanrıları gibi davranmaya başlarsa vay insanlığın haline!
 
Tefrika - 56. kısım
Montag, 17. Dezember 2012 um 16:35 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
140. “Kâfirlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; onlara üstün geldiğinizde onları sıkı bağlarla bağlayın (esir alın?); daha sonra onları ister karşılıksız, ister fidye ile salıverin, savaş sona erinceye dek. Allah dilese onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.” (47.4)
Cevap: Başka dinlere mensup olanlar Müslümanlara yukarıda yazıldığı gibi davransa Müslümanlar bundan dolayı acı ve aşağılanma hissetmez miydi? O halde böyle bir öğretiyi savunan bir kitabın hakkaniyetle, adaletle ve bilgelikle alakası yoktur.
140b. “Orada kokuşmayan sudan ırmaklar, bozulmayan sütten ırmaklar, içene lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzülmüş baldan ırmaklar vardır.” (47.15)
Cevap: Kuran’ın yazıldığı zamanda demek ki sadece bu içecekler varmış. Sütten ırmaklar olabilir mi? Süt bazı hayvanlardan elde edilir ve kısa zamanda bozulur. Eğer bozulmuyorsa süt değildir.SN notu (tekrar): Cennete ilişkin Kuran'da söylenenler mecaz ise, bunun kanıtı nedir? Sütten ırmaklar mecaz ise, Allah'ın, vahyin, meleğin, kıyamet vesairenin, şarap veya domuz eti yasağının mecaz olmadığı ne malum? Yok eğer mecaz değil ise, sütten ırmaklar olamayacağı aşikârdır.
142. “Şüphesiz Allah, kendi yolunda kenetlenmiş binalar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (61.4)
Cevap: Allah veya Kuran’ı yazan kişi bu türden öğretilerle Arabistan halkını tüm diğer halklara karşı savaş açmaya teşvik etmiş ve böylece hadsiz acılara ve haksızlıklara yol açmıştır. Din bayrağı altında insan toplumları arasına savaş ve nifak tohumu ekilmiştir. İnsanlar arasına savaş tohumu eken kimse, tüm insanlığa karşı günahkârdır. Bilgelik sahibi kimse bu kitabı yazanın tanrı olduğuna inanmaz.
 
Tefrika - 57. kısım
, Dienstag, 18. Dezember 2012 um 16:39 ·
Swami Dayananda Saraswati'nin (1824-1883) İslam dini ve Kur'an hakkındaki görüşleri. Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) 14. bölümden. Hepsi 159 madde olacak.
143. “Ey nebi, Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin rızasını arayarak, neden kendine haram ediyorsun? Allah merhametlidir, bağışlayandır.” (66.1) “(Ey Peygamber eşleri!) Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, mümin, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.” (66.5)
Cevap: Bunu söyleyen Allah mı, yoksa Muhammed’in harem işlerini yöneten vekilharcı mı? (…) Şairin dediği gibi “şehvetten gözü dönen, edepsizlikten korkmaz.” Peygamber ile karıları arasındaki kavgada hakemlik etmek tanrının işi midir? Tanrıyı böyle bir amaçla kullanan bir insan, cahil ve bencil biri değil midir? İkinci ayette Muhammed’in eşlerinden biri kendisiyle tartıştığında Allah müdahale edip onun gözünü korkutuyor, susup işi tatlıya bağlamazsa Muhammed’e kendisinden daha iyi bir eş vereceğini söylüyor. Azıcık akıl sahibi olan biri, böyle bir ayetin tanrı katından gelmiş olamayacağını bilir; peygamberin kişisel çıkarından başka şeye hizmet etmediğini anlar.
144. “Ey nebi, kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara sert (galiz) davran. Onların varacağı yer cehennemdir.” (66.9)
Cevap: Dileriz ki tanrı Müslümanlara ve onların peygamberine bu günahlarından ötürü merhametli davransın; onların kalbini yumuşatarak düşmanlıktan vazgeçmeyi ve tüm insanlara karşı sevgiyle davranmayı öğretsin.
 

Yorumlar