Etüd

İktidar ve Toplum İlişkileri Üzerine İnceleme: Hapishane Modeli...antires.com

16-03-2013

Panoptikon, 1785 yılında Jeremy Bentham tarafından tasarlanmış olan ve uygulamaya geçmeyen bir hapishane inşa modelinin adıdır. Bu hapishane, ortasında mahkûmların göremeyeceği bir gözetleme kulesinin olduğu ve kulenin görüş alanında halka halinde sıralanmış, iç ve dış cepheye bakan iki camın bulunduğu hücrelerden oluşuyordu. Hücrelerde var olan karşılıklı iki cam, hücrenin aydınlatılmasını sağlayarak kuledekilerin mahkûmları izlemesine olanak veriyor. İşte Bentham’ın amacı da izlendiğini bilen mahkûmların yanlış yaptığı hareketlerden dolayı ceza alacaklarını bildiklerinden doğru davranışlarda bulunmalarını sağlamaktı.

Panoptikon’da mahreme yer yoktur. Her şey gözetim halindedir. Aynı George Orwell’ın 1984 romanında olduğu gibi. Hapishane’deki kule ve görevlileri, romanda tele ekran ve “Büyük Birader” olarak karşımıza çıkmaktadır. Romanda ki “Büyük Birader” de tele ekran aracılığıyla görünüp disiplini sağlamaktadır. Gözetimle birlikte disiplin sağlanmış olup ve Bauman’ın deyişiyle mahkûmların davranışları tek bir kalıba alınmaktadır. Bir başka deyişle disiplin Bentham’da; çok büyük miktarlardaki kişinin kaderinin, az sayıdaki insanın ellerine bırakılmasıyla sağlanır.

Bu hapishane modelini kavramsallaştıran kişi ise Michel Foucault’tur. Foucault “Hapishanenin Doğuşu” adlı kitabında bu modeli iktidar ile toplum arasındaki ilişkide inceleyerek, panoptik tekniklerle iktidarın toplumun en küçük parçası olan birey üzerinde kontrol mekanizması kurduğunu belirtmektedir. Foucault’a göre Bentham’ın panoptikon düşüncesi; Jean-Jacques Rousseau ve diğer devrimcilerin hayal ettiği şeffaf (görünür) toplum hayalinin bir devamı niteliğindedir. Fakat Bentham’ın farkı, görünür bir yapıyı iktidara hizmet eden, katı ve tahakkümcü bir anlayışla ve gözetleyici bir tavırla ele almasıdır.

18. yüzyıl ve sonrası iktidar ile toplum ilişkilerine bakıldığında başarılı panoptik tekniklerin olduğu görülmektedir. Hala bu tekniklerden kesin bir vazgeçme olmasa da, teknolojiyle birlikte sınırları aşan bir iletişim (haberdar olma, farkındalık) ve şirketlerin sınır tanımaz bir biçimde ekonomik serbestlik kazanmasıyla birlikte iktidarın konumu da değişmeye başlamıştır. Bu değişmeyle birlikte gücünü azalmış da olsa devam ettiren iktidarın yeni bir görevi de, sınırları aşabilen seçkinlere güvenli bir hareket kabiliyetini sağlamada yardımcı olmaktır. Geri kalanlar ise yalıtıma tabi tutulmaktadırlar. Bu değişimin dünyanın her yerinde aynı hızda olmadığını da söylemek gerekir. Zygmunt Baumann “Küreselleşme” kitabında bu değişmeyi açıklarken Pelican Bay hapishanesi örneğini vermektedir. Pelican Bay, 1989 yılında Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde kurulan bir hapishane. Pelican Bay’da Panoptikon’un aksine şeffaf bir yapının yerine kalın betonlarla kaplı duvarların ve penceresiz hücrelerin içinde yaşayan mahkûmlar bir yalıtıma tabi tutulmuştur. Mahkûmların birbirleriyle hatta gardiyanlarla bile iletişimleri oldukça sınırlıdır. Mahkûmların, gardiyanlarla ilişkileri camlarla kaplı yapıdaki bir konuşma sistemiyle gerçekleşebiliyor. Baumann’a göre gardiyanların tek görevi, mahkûmların kilitli kaldığından emin olmak ve yalıtımı sağlamaktır.

Panoptikon tarzı bir hapishane iktidarın toplumun tüm hareketlerini gözetimi altında tutarak, kendi isteği doğrultusunda tek bir kalıba sokan bir yapıyı gösterirken, Pelican Bay hapishanesi sınırsızlığın çok ileri aşama gösterdiği bir yerde, oluşan yapıya ayak uyduramayanların toplumdan dışlandığı bir yapıyı göz önüne sermektedir. Bugün oluşan resme bakıldığında Pelican Bay hapishanesi modeli uç bir noktayı temsil etmektedir. Dünyanın birçok yerinde hala iktidarlar toplum üzerindeki panoptik tekniklere devam etmekte ve sonuçlarını görmektedirler.

Peki, iktidar ile toplum arasındaki ilişkilerini Türkiye özelinde incelediğimizde nasıl bir durumla karşılarız? Türkiye’deki iktidar sahipleri toplumun şekillendirilmesinde panoptik tekniklerden yararlanmışlar mıdır?

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yeni bir toplum modeli oluşturmak isteyen iktidar, o günün koşullarının gerektirdiği gibi davranarak, yani Avrupa’da daha önce başlayan ve ulusal birliği hedef alan panoptik tekniklerden yararlanmışlardır. Dağılmış bir toplumsal yapıyı ulus kimliği altında ve belirli düşünceler etrafında dönüştürme yoluna gitmiştir. Eğitimle, yasalarla ve vb. yollarla iktidarı merkezde ve ulaşılamaz tutarak toplum istenilen kalıba alınmaya çalışılmıştır. Çok partili sistemle kimi zaman bireyi merkeze alan yaklaşımları benimseyenler gücü kısa süreli elinde tutsa da, bireysel yaklaşım ekonomik boyuttan öteye bir anlam taşımamıştır. Avrupa’da oluşan bireyin –sınırları aşabilen seçkin- iktidardan üstün tutulması ve iktidarın sorgulanması süreci Türkiye’de henüz yeni bir oluşum göstermektedir. Bu anlamda buna iktidar ile toplum ilişkileri açısından ilk kırılma olarak bakmak, sakıncalıda olsa olası görünmektedir.

Peki, bu noktada tam bir kırılmadan bahsedebilir miyiz? Bunun için henüz çok erken. Çünkü cumhuriyetin kuruluşunda yer alan iktidar kadrolarının oluşturmaya çalıştıkları model, misyonunu tamamlamamış durumda. Ayrıca ulus kimliği altında gerçekleştirilmeye çalışılan proje her ne kadar dışlayıcı gibi görünse de toplum içindeki her grup bu modelin etkisi altına ister istemez girmiş bulunuyor. Modeli farklı noktalarından içselleştiren toplum, radikal bir kırılmaya hazır değil gibi görünüyor. Şu an için bu kırılma Batı’dan esen bir rüzgârın etkisinde. Ne kadar kalıcı olacağı belirsiz… Ayrıca bu kırılmayı gerçekleştirecek olan iktidar grubu daha önce panoptik tekniklerin mağduriyetini yaşamış olduğundan, ele alınan gücün öç alma şeklinde gelişmesi de hem doğal bir hal olarak görülüyor, hem de kalıcılığı zedeleyen türden.

İktidarın yaptığı panoptik tekniklerden dolayı sorgulandığı ve mahkûm edildiği bir süreç toplumdaki her bireyi daha güçlü ve özgür kılabilir mi? Yoksa bu etkiden sadece sınırları aşabilme yeterliliğini gösterenler mi faydalanır? İşte asıl sorunu bu oluşturuyor. Peki, sonucu beklemek yerine neler yapabiliriz? Bu soru herkesin kafa yorması gereken bir şey olsa gerek…

Kaynaklar:
1. Z. Bauman, Küreselleşme -Toplumsal Sonuçları-, Ayrıntı Yayınları, 2010.
2. M. Foucault, İktidarın Gözü, Ayrıntı Yayınları, 2007.

Kaynak: fikrifenalar .com

Yorumlar