Etüd

Borç = porno...Sevan Nişanyan

25-08-2012







Öte yandan fiil kökü olan per-, yine bilumum HA dillerinde “satmak, satın almak, takas etmek, para ödemek”. Yunanca mesela perô ve peraô “satmak”, bunun kurallı türevi olan pornê “satılık kadın, fahişe”. [Pornographeía “fahişe edebiyatı” demek, varmış eskiden de öyle şeyler. İlk kez MÖ 2. yy’da İskenderiyeli Athenaios Sofra Sohbetleri kitabında zamanın meşhur pornográphos’larından bahsediyor.]



Latince parere “takas etmek, eşdeğerini vermek”, bundan türeyen pār “eşdeğer, bedel”, İngilizcede de aynen bu anlamda kullanılır, bizde de döviz paritesi filan var.



Eski Hintçe ve Eski İrancada da par- kökünden, “ödünç vermek, borç, borcu ödemek” anlamına gelen bir sürü isim ve fiil türetmişler. Misal: Sanskritçe purtá “ödünç, borç”, Avestaca a-pərətiş “cereme”, yani bir suça veya günaha karşılık ödenen bedel. Ermenice part պարտ “borç”, Eski Farsçadan alıntıdır. Bizim Türkiye Ermenicesinde /bard/ diye söylenir ve çoğul bardk biçimi daha çok kullanılır.



*



Soğdca pwrç diye yazılan kelime /porç/ mu, /borç/ mu okunuyor bilmiyoruz, çünkü Soğd alfabesinde p ve b aynı harfle yazılıyor. Anlamı, bildiğimiz borç, ödünç şey veya para. (Bedruzzaman Gharib, Sogdian Dictionary, s. 330, “loan”). Yapı itibariyle sözcük, sanırım Avestaca pərəti-ş eşdeğeri. Oradaki +ş, Farsça alayiş, asayiş, bahşiş, cünbiş, hahiş, nümayiş, perestiş, serzeniş, sitayiş sözcüklerinden tanıdığımız, fiil adı yapan standart İrani ektir. Görebildiğim kadarıyla, Soğdcada /t/ sesine bitişen tüm örneklerde /tş/ > /ç/ değişimi olmuş.



İlk bakışta tereddüt uyandıran şey, Orta Asya Türkçesinin dev sözlüğü Divanı Lugati Türk’ün borç sözcüğüne yer vermemiş olması. Ama düşününce böyle olması doğal. Belli ki Kaşgarlı bu sözcüğü yabancı bir kelime olarak algılamış ve o tarihte (1070) Türkçede cari olan yüzlerce yabancı kökenli kelime gibi buna da sözlüğünde yer vermemiş. [Misal, sözlüğü yazdığı tarihte Kaşgar’ın Türk ahalisi 100 yıldan beri Müslüman olduğu halde sözlükte Allah kelimesi yok.] 12. yüzyıldan itibaren çoğalan yazılı kaynaklarda, Doğu ve Batı Türkçesinin tüm lehçelerinde, borç sözcüğü bolca geçiyor; eskiden beri bilinen, alışıldık bir kelime olduğu seziliyor.



Soğdlar kim, biliyorsunuz. Milat öncesinden 1000 yıllarına kadar Semerkand ve Buhara’nın yerleşik halkı. İrani bir dil konuşmuşlar, İpek Yolunda ticareti ellerinde tutmuşlar, o devirde Türklere dış dünyadan ulaşan bilumum dini ve kültürel akımları da onlar taşımışlar. Uygur Türkleri, mesela, Budizmi, Maniheizmi, Nestorcu Hıristiyanlığı Soğdlardan öğrenmiş; alfabelerini onlardan almış. Para, kredi, borç işlerini de onlardan öğrenmelerine şaşmamak lazım.



*



Bir ufak not. Para ekonomisinin yerleşik olduğu kültürlerde “satmak” ve “satın almak” iki ayrı eylem. Oysa para yerine bir çuval arpa veya bir yük bakır ödediğin çağda ikisi arasında mantıkî bir ayırım yapmak zor. Eşdeğerini vermek ile eşdeğerini almak aynı iş. Birçok dilde bu belirsizliğin izlerini halâ görebiliriz. Mesela Türkçede “to buy” anlamında tatmin edici bir fiil yoktur, farkında mısınız? Satmak esasen “takas etmek”, yani “bir şeyi bir şeye eşdeğer saymak”. Sonradan anlamı daralmış, “mal verip para almak” olmuş. Zıddını anlatmak için satın almak diye bir deyim gerekmiş.



*



Bir not daha. Öte edatı ile ötemek fiili, matıken *öt diye bir sözcüğün mevcudiyetini varsayar. Bu sözcük, Türkçenin yazılı devrinde kaydedilmemiş. Ama öyle bir şey var idiyse şayet, “diğer, öbür” gibi bir anlamı olmalı. Öte = diğer yan. Ötemek = diğerine çevirmek.
_______________________________________________________________
Ücret = angarya = Los Angeles.

23. August 2012 um 16:53 ·




Geçen gün değinmiştim, Yunanca gk yazılır /nk/ okunur diye. Aynı şekilde gg yazılır /ng/ okunur.



Misal, ággelos άγγελος yazılır ama /angelos/ söylenir. Homeros’tan beri iyi bilinen bir kelime, “elçi, ulak” demek. Homer’den bin sene sonra, Tevrat’ın Yunanca çevirisinde İbranice melak (elçi, ulak, Allahın habercisi) karşılığı da bunu kullanmışlar. Angelus diye Latinceye geçmiş. Oradan da yürüdükçe yürümüş. İspanyolcası angel, çoğulu los angeles, melekler. Bir de meşhur Friedrich Engels var, Barış Melekoğlu diye çeviriyoruz Almancadan.



Bilinen en eski Yunanca sözlüğün yazarı İskenderiyeli Hesykhios’a göre bunun aggérios αγγέριος şekli de varmış. (Liddell & Scott s. 7) Bu şaşırtıcı değil, çünkü çoğu başka dildeki gibi Yunancada da /r/ ve /l/ sesleri istikrarsızdır, birbirine dönüşebilir.



Her iki durumda sözcüğün kökeni bilinmiyor. Yunanca kökten türeyen bir kelime değil. Hintavrupa dillerinde bilinen bir karşılığı yok. Yunancaya başka bir yerden geldiği açık, ama neresi belli değil. Bellibaşlı etimolojik sözlükler kati bir yorumdan kaçınmışlar. Chantraine Hintavrupa yolunu zorlamış, sonuç alamamış. Frisk s. 8 “bilinmeyen yollarla bir Doğu dilinden alınmış olabilir” deyip orada bırakmış.



*



Aggareía (/angaría/) tabirine ilk MÖ 440 civarında Herodot değinmiş. Historia 3.126’ya göre Pers kralının ággaros (/angaros/) adı verilen ücretli ulakları varmış, Çin seddinden Ege Denizine kadar, at sırtında menzilden menzile yazı, emir, mektup, ferman taşırlarmış. Aggareía (/angariya/) bu sistemin ve işin adı. Hem Herodot’ta, hem de İskender’in sefernamesini yazan Arrianos’ta böyle geçiyor.



Birkaç yüzyıl sonra, mesela İncil Matt 5.41 ve 27.32’de, aynı sözcüğü bu sefer tıpkı bugün Türkçede kullandığımız angarya anlamında görüyoruz. Yani “çalışma mükellefiyeti, kamu zoruyla yaptırılan gönülsüz iş”. Oradan oraya nasıl gelinmiş? Sanırım eski imparatorlukların, Bizans’ın, İran’ın, Osmanlı’nın düzenini biraz bilince anlamak zor değil. Besbelli birtakım yerlerin ahalisine böyle bir yükümlülük koyuyorlar: padişahın postası gelince “at yok, karım hasta, karnım ağrıdı” diye bahane bulmak yok, derhal atı hazırlayıp birisi yola koyulacak. Karşılığında üç beş kuruş yolluk veriliyordur elbet. Ama unutmamak lazım ki o devirde devletin esas işlerini yapan memurların hemen hiç biri ücretli değil. Kapılanıyorsun bir vezire, hayat boyu o sana bakıyor, ganimetten payını veriyor, bayramlarda kese ve hılat ihsan ediyor, karşılığında hizmet ediyorsun. Yevmiyecilik yapmayı aşağılayıcı bir şey olarak görmüş olmalılar. Koskoca devletin memuru, kayıkçılar, çapacılar gibi angarya karşılığı yevmiye mi alacak?



*



Pers krallığından da, Herodot’tan da bin sene öncesine bakıyoruz. Asur devletinde agâru “kiralamak, ücret karşılığı işçi veya ev veya hayvan tutmak”, agru “parayla tutulan adam, işçi” (misal: “1 mina saf bakır karşılığında bir agru tuttum ve ona yolluğunu da ödedim”), igru “ücret, kira” (mesela: “bin tuğla yapımı karşılığında belirlenen miktarda yün ve arpa igru aldı”).



MÖ 1000 dolayında eski Asur ve Babil dillerini silip Mezopotamya’nın egemen dili haline gelen Aramicede de agara ve aggara “ücretle tutmak, kiralamak”, agar ve agrâ “ücret, kira”. Pers krallığının resmi işlem dili Farsça değil Aramice olduğuna göre, Herodot’un İran işidir diye aktardığı sözcüğün aslında Farsça değil Aramice çıkması bizi şaşırtmıyor. Kelime İrani değil Sami kökenli.



Nitekim bir başka Sami dili olan Arapçada da aynı sözcüğü, doğal g > c evrimiyle, acr ve ucrat şekillerinde buluyoruz. Ecr-i misil’den bildiğimiz ecir ve ücret yani. Aynı şekilde îcar (kiralama) ve müstecir (kiracı) da var, aynı A-G-R kökünden.



*



Soru şu: Persler piyasaya çıkmadan yüzlerce yıl önce Yunanlıların bildiği angelos, acaba doğrudan Asur veya Babil’den alıntı mıdır? Pers kralından önce Asur kralları ücretli ulak sistemi kurmuş muydu acaba?

Cevabını bir bilene sormak lazım sanırım

Kaynak : Nişanyan Facebook

Yorumlar