Denemeler

Hayatmosfer...Taylan Özkan

31-03-2010

Çayın kafa yaptığı şehirlerde bulundunuz mu hiç? Şehir suyuna sakinleştirici katılmış gibi pilottur herkes ve overdose demlikler kaynatılır yüksek ateşte. En muhafazakâr adamların bile kol kola girip gezmesi cinsel bir tercihten ötedir. Anlayabilmek için çay keşler kervanına katılmalısınız ya da hiç uğramamalısınız haritanın açılım yapılan coğrafyalarına.

- Herkesin aklında bir uzaklaşmak, kaçmak fikri.. yine de kopamıyoruz.. bir araya gelip kendimize benzer insanlardan yapıyoruz bol bol..

 

 - Tuzlu fıstık gibidir sevgili.. soymadan duramazsın!

- Bugün seni çok seviyorum!

- Maharet her gün sevmekte.. kısa metraj aşkların önemi yok.. uzadıkça süre daha bir bağlanılır, hem sevgide hem sekste.. o yüzden uzak dururum kadınlardan, sözü kısa kestiğimde kırılmasınlar diye..

- Ama seviyorum!

- Japonları da sev.. çok kısık bakıyorlar hayata.. dibi yanmıyor ömrün..

Patatesle elektriği iletmeyi, kamçılı fetiş mikroorganizmaları, Mercidabık Savaşı’nın nedenlerini öğrettiler bize. Oysa üç korner bir penaltıydı ve kaleye uzaklığımız bir hayat boyuydu. Üstelik bu şehirdeki aileler çocuklarını iştahsızlık şikayetiyle hiç doktora götürmediler..

Sentetik dramlarla hadım edilmiş ömürlerimiz. Üretkenliğimizi kusacağımız yaşam alanları daraltılmış. Saat farklarına rağmen paslaşıp, topu yere düşürmemeye çalışıyoruz. Topu düşürenin helvasına ispirto döküp yiyoruz. “En son mezara giren ışığı kapatsın, güneş gözümü alıyor, üstelik hiçbir bedel ödemeden..”

Dağıtılan süt tozlarıyla büyümüş insanların hem pırnal meşesi gibi yaşayıp, hem de önümüze ışık tutmaya çalışmaları kadar gülünç bir durum yok. “Ya düşüncelerinizi hayata geçirin, ya da bırakın onlar size..” demek geçiyor içimizden ama geleneklerimiz, göreneklerimiz, vecibelerimiz ve her şeyden önemlisi yerli malı yaftamız buna engel oluyor.

Film fragmanı gibidir yazı. En parlak kelimeleri dökersin kağıda. Bakmayın siz aks-i müfredcilere, darb-ı meselcilere, fesad-ı telifcilere.. Herkes göbek deliğine en az bir kez parmağını sokmuştur hayatında. Ve arz-ı endam ederken gül bahçelerinde enteronlarının azizliğine uğramıştır mutlaka.

Jules et Jim’in siyah beyaz atmosferinde söylenen “le tourbillon de la vie” gibi bir Jeanne Moreau yorumudur yazmak. Hayatın girdabında.. herkes sevdiğini öldürür.. ve noktayı koyar yazıya.

Hem ben şimdi özgür olsam yazmam, yaşarım..

 

 

 http://www.taylanozkan.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar